banner238
banner264

‘TS’ PLAKALILAR VE ‘61’NUMARALILAR…


19 Mayıs 2011, 13:21

       Gurbette yaşayanlar, doğdukları ilin plaka numaralarını, tuttukları takımın baş harflerini ya araçlarının plakalarına yazdırırlar, ya da telefon numaralarını ona göre alırlar.

       Onların bu özel istekleri, memleketlerine olan bağlılıklarını, takımlarına olan sevgilerini ifade etmekte belirleyici olsa da, özel numaraları olmayanlar için elbette ki aksini söyleyemeyiz; çünkü onların özel numaraları beyinlerinde kazılı, yüreklerinde yazılıdır…

        Bu bağlamda, o numaraları kullananların nereli oldukları, hangi takımı tuttukları çok rahat anlaşılır. Hatta bazıları için bu durum; yavrunun anasına, erkeğin yavuklusuna, hastanın sağlına kavuşması gibi bir şeydir…

        Bazıları dedik de…

        Onlar için doğdukları yer ve taraftarı oldukları takım çok özeldir. Her daim burunlarında tüter köyü, ilçesi, ili, renklerine âşık oldukları takım. Her gün, gözleri, duvarda asılı takvim yaprağındadır.

        Kopartılan her yaprakta “Bekle beni yaylalar, bekle beni kemençeli düğünler, bekle beni Trabzonspor’um” der. Oysa geçen her gün ömründen gidiyordur, ama farkında değildir.

         Sihirli rakamlı arabasının kontağını her çevirdiğinde dalar gider yaylalara, denize, festivallere.

          Dört tekerlekli arabadan mahrum olan da, milenyum icadı telefonuna koyduğu kemençe melodisi, köylerde yapılan düğünleri, şenlikleri, mecileri film şeridi gibi serer gözler önüne. Yanaklarına aşağı süzülen birkaç damla yaş da, dünyadan göç eden sevdikleri getirir akıllara…

        “Bekle beni” dediniz ya…

         İşte o an çocuğunuz duymuştur sesinizi. Çıkartır ağzından ders çalışırken koyduğu kurşun kalemi. Gözlerini çırparak, “ Ben gelmem, arkadaşlarım burada” der.

         Çocuk işte, o yaşta nerden bilecek dostu, arkadaşı. Bir şey ifade etmez onun için, yüzünüzden süzülen birkaç damla gözyaşı… Kalbinize sürmene bıçağı saplanmıştır sanki. Çünkü ona sadece Trabzonspor’u tutması için zorlama yapmışsınızdır, başka da bir şey isteyecek yüzünüz kalmamıştır…

        Yine de yılda bir nasip olur baba ocağına gitmek. Ama her şey yabancı gelir insana. Genç bıraktığınız insanlar yaşlanmış, yüzleri kırışmış, elleri nasırlaşmış, saçları dökülmüştür. Tanımakta güçlük çektikleriniz, omuz hizasından öyle bir munzur büker ki size, hayal kırıklığına uğradığınızın ilk işaretidir bu…  

         Karşılıksız tek sevdiğiniz kalmıştır, onun da adı Trabzonspor’dur. Koşar gidersiniz Avni Aker’e. Aval aval bakarsınız sağa, sola,  kum gibi kalabalığa.

         Yanınıza yaklaşan biri, 20 Liraya satılan bileti daha düşük fiyata tutuşturmak ister elinize. Şaşırırsınız. “Ben Trabzonsporluyum, kulübüm kazansın” dersiniz. Zaten dalavereli işlere gelemezsiniz.

         Yılda bir kez gittiğiniz Trabzon’da, Trabzonspor’u izledikten sonra stattan ayrılırsınız. 

         Tribünlerde bağırmaktan kuruyan damağınızı bir yudum çayla ıslatmak için bir kahvehaneye- çay ocağına uğrarsınız.

          Birkaç kişi yuvarlak bir masa etrafında toplanmış, sanki birbirini yiyecekmiş gibi sesini yükseltir. Çay bardağını alıp yanlarına yaklaşırsınız, ortak noktanız vardır ya, içinizin rahatlaması için iki cümle sarf etmek istersiniz, ancak çok bildiğini sananların konuşmaları batar size ısırgan otu gibi… Çünkü o masada oturan, inadına konuşan bazılarını süt veren memeye benzetir, çekilen ele göre süt verdiklerini hemen anlarsınız…

        Ayarınız bozulmuştur bir kere. Eve geldiğinizde, “yarın dönelim” dersiniz herkese.  Hayallerle yaşamaya alıştığınız, size yabancı gelen şehrin yolunu tutarsınız istemeye istemeye, plakanızda uğruna öleceğiniz takımın baş harfleri yazan aracınızla… 

 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.