En çok Kazım'la sohbet etmeyi özlüyorum

İşte detaylar...

En çok Kazım'la sohbet etmeyi özlüyorum

Karadeniz müziğinin efsanelerinden Kâzım Koyuncu, 11 yıl önce, 33 yaşındayken kanser nedeniyle aramızdan ayrılmıştı. Babası Cavit Koyuncu da (85), Çernobil nükleer patlamasının 30’uncu yılında, geçen hafta aynı hastalıktan vefat etti. Baba Koyuncu’nun ölüm haberiyle ünlü sanatçının en büyük ağabeyi Hüseyin Koyuncu’nun da kanser olduğu öğrenildi...
 
Koyuncu ailesi Hopa'da Hürriyet'in sorularını cevapladı.
 
Önce kardeşinizi, şimdi de babanızı kanserden kaybettiniz. Geçen haftaki cenazede neler geçti içinizden?
 
- İsyan ediyorsunuz... Doğal bir ölüm gibi gelmiyor bunlar bize. Sanki birileri bir tezgâh hazırlamış, bu bölgede yaşayanları ölüme mahkûm etmiş gibi... Devlet zamanında el atmalıydı bu işe. Ama hiç önemsemedi.
 
Üstelik radyasyon olmadığını kanıtlamak için gözünüzün içine baka baka çay içtiler...
 
- İnsanları aptal yerine koydular! Resmen kendi insanını sevmemek bu. Her gün birinin kanser olduğunu öğreniyoruz. Her ailede var. Kadınlarda daha fazla görülüyor. Sürekli bir cenazedeyiz. İnsanlar bir yerleri ağrıyınca hemen “Kanser miyim acaba” diye düşünüyor. Bu paranoyayla yaşanır mı? Ailem ve burada yaşayan insanlar adına hakkımızı helal etmiyorum! Giden geri gelmez, biz tazminat falan da istemiyoruz, sadece “Hata yaptık, zamanında el koymalıydık” desinler, o da bir erdemdir. Ama bizi yönetenlerin hiçbir zaman geçmişle hesaplaşmak gibi bir kaygısı olmadı. Solda da, sağda da bu böyle. Suçlarıyla yüzleşmemek için her şeyi içkiye, sigaraya bağlıyorlar. Halbuki onlar almaları gereken önlemleri alsaydı, bugün belki kardeşim yaşıyor olacaktı, binlerce kişi hayatta olacaktı.
 
Neler yapılması lazımdı?
 
- Sağlık taraması yapılabilirdi. Burada bir onkoloji hastanesi açılabilirdi. O kadar çok kanser vakası var ki... Herkes ya Rize’ye ya da Trabzon’a gitmek zorunda kalıyor. “Bu insanlar bunun maddi külfetini nasıl karşılıyor” diyen yok. Çernobil’le buralardaki kanser olayları arasında bir bağlantı var mı yok mu hiçbir zaman somut olarak ortaya konmadı. Bir abimiz var; Yılmaz Topaloğlu, o belediye başkanıyken Türk Tabipleri Birliği’yle ortak bir çalışma yapmıştı. O çalışmada Çernobil’in etkisi ortaya çıkmıştı. Ama üstüne gidilmedi, öyle kaldı. Hopa üzerinde hep politik oyunlar oynanır zaten. Buranın insanları aydındır, zekidir, devrimcidir çünkü.
 
PİYANGO (!) BANA DA VURDU
 
Yeterince itiraz ettiler mi peki bu duruma?
 
- Halkevleri eylem yapmıştı. Bizler de gittik o eyleme. Ama sonra pek bir şey olmadı. O yüzden hayata küstük biraz. Zaten ülkede olanlar malum, herkeste genel bir yılgınlık var.
 
Siz de kansermişsiniz...
 
- Bir yıl önce benim de mesanemde kitle bulundu. Operasyonla aldılar.
Biyopsiden iyi huylu çıktı. Şimdi kontrol altında tutuyorlar.
 
Öğrendiğinizde ilk tepkiniz ne oldu?
 
- “Piyango (!) bana da vurdu” dedim.
 
İNAN, KORKMUYORUM...
 
Babanız biliyor muydu?
 
- Evet.
 
İsyan etmiş miydi o da bir oğlunun daha kanser olma ihtimalini öğrenince?
 
- Babam da ben de duygusal insanlarız, o şeylere çok fazla girmedik. Ama hep isyan ediyordu tabii.
 
Sizde de bir yılgınlık var mı?
 
- İnan, korkmuyorum. Ama çok yaşamayı da beklemiyorum. Çok önemli değil, yaşasam ne olacak? Ülkenin hali ortada. Ama tabii ki yaşamayı seviyorum; eşim var, iki kızım var, kardeşlerim, annem var, bugün-yarın bir de torunum olacak. Onlar için mücadelemi devam ettireceğim. İnadına yaşayacağız! Biz mücadeleye devam edeceğiz, gençler devam edecek. İnadına şarkılar söyleyeceğiz.
 
KAZIM KOYUNCU BUGÜN YAŞASAYDI...
 
Babanız çok özel biriymiş. Herkes ne güzel şeyler anlattı...
 
- Öyleydi. Gençliğinde tanıdığı bir solcu yetiştirmiş onu. Çok okurdu. Devrimcilerin abisiydi. Berberdi, bana mesleği o öğretmişti. Hem babamı hem ustamı kaybettim.
 
Kardeşinizi kaybedeli 11 yıl oldu. Yıllar geçtikçe özlem artıyor mu?
 
- Tabii ki! Akşam yatıyorum aklımda, sabah kalkıyorum aklımda... Onu anmadığımız bir gün yok.
 
Çernobil’e, Sahil Yolu projesi’ne karşı durmuştu. “Ben müzisyenim, ondan sonra bir Karadenizliyim ama hepsinin ötesinde devrimciyim” diyordu. Bugün hayatta olsaydı neler yapardı?
 
- Bugün yaşasaydı ülkede olanlara müdahale edebilirdi. Uzlaştırıcı bir yönü vardı. Eminim, bir şeylere faydası olurdu. Sanat camiasında bugün onun gibi çok insan yok, korkuyorlar. Oyuncu Barış Atay var sadece.
 
En çok nesini özlüyorsunuz kardeşinizin?
 
- Sohbetini... Doyumsuz bir sohbeti vardı.
 
SAÇLARI DÖKÜLDÜĞÜ AN HER ŞEY BİTTİ...
 
Çocukken iyi anlaşır mıydınız?
 
- Altı yaş vardı aramızda ama arkadaş gibiydik. Çok sakin bir çocuktu. Biz haylazlık yaparken o kitap okurdu.
 
Özel biri olacağını ne zaman anlamıştınız?
 
- Kâzım’da o ışık hep vardı. Çocukken herkese sorular sorardı. Çok iyi tahmin ediyordum öyle biri olacağını. Kâzım’ın en büyük hayali büyük şehre gitmek ve kafasındakileri orada hayata geçirmekti. Yaptı da... Üniversitenin ilk yıllarından itibaren hep devrimcilik yaptı, ülkedeki insanların insanca yaşaması için mücadele etti.
 
‘Gülbeyaz’ dizisiyle çok ünlü oldu. İstiklal Caddesi onun şarkılarıyla inlerdi. Bunlar onu nasıl etkiledi?
 
-  Konserde 10 üniversiteli olsun, ona yeterdi. Popüler olmayı sevmiyordu. Ünlü olmak onu hiç şımartmadı.
 
Hayranlarından hâlâ gelen giden oluyor mu?
 
- Tabii, bizi bırakmıyorlar hiç. Gelip böyle buralarda geziyorlar. Biz de seviyoruz onları.
 
Kanser en büyük fobisiymiş...
 
- Evet, korktuğu şey başına geldi. Saçları döküldüğü an her şey bitti. Bunları konuşmasak, duygulanıyorum...
 
Vefatından sonra arkadaşları, “Tüm güzel şeylerin sebebi” dediği nişanlısı ne yaptı?
 
- Nişanlısı şimdi İngiltere’de yaşıyor. Pek sık görüşmüyoruz. Arkadaşlarından müziği bırakanlar oldu.
 
Karadeniz müziğinin şimdiki halini nasıl buluyorsunuz?
 
- Kâzım’daki o birikim, o duruş hiçbirinde yok. O sadece şarkı söyleyen, insanları eğlendiren bir adam değildi. Düşündüren, mesaj veren bir insandı. Çok gerçekçi, çok akıllıydı. İnsan sevgisi çok fazlaydı. Paraya pula bakmazdı. Abartıyı sevmezdi. Sokak insanıydı. Korumalarla falan gezmezdi. Şimdiki müzisyenlere bakınca, “Sanat mı yapıyor bunlar” diyorsunuz.
 
Trabzonspor’un ve Trabzonspor taraftarının bugünkü durumunu görseydi ne derdi?
 
- Tabii ki takımının başarılı olmasını isterdi. Ama olanları görseydi, herkesi sakinliğe davet ederdi. “Kazanmak da var, kaybetmek de... Gerektiğinde beklemek lazım” derdi.
 
SÖYLEŞİNİN PERDE ARKASI: SEL BİR YANDAN, KANSER BİR YANDAN...
 
** Koyuncu ailesi bir süreliğine, geçen ağustosta yaşanan büyük heyelan nedeniyle kullanılamaz hale geldiği için Yeşilköy’deki (Pançol) evlerinde değil, kaymakamlığın gösterdiği evde kalıyor. Cenazeye gelenlerin de gündemlerinde kanserden sonra bu konu var. Bir anda nasıl çamura battıklarını, vaatlerini gerçekleştirmeyen siyasetçileri, her gece yatağa “Acaba yine sel gelecek mi” korkusuyla girdiklerini anlatıyorlar.
 
** Sorularımıza yanıt veren Hüseyin Koyuncu ailenin ikinci çocuğu, Beylikdüzü Belediyesi’nde berber olarak görev yapıyor. En büyükleri Canan Hanım, Hopa’da kuaför. Üç numara Orhan Bey, Rize’de oto tamircisi olarak çalışıyor.Dört numara; Oğuz Bey’in İstanbul, Moda’da Çay Tarlası isminde bir mekânı var. Sonra Kâzım Koyuncu geliyor. En küçükleri Niyazi Bey de müzisyen...
 
** Köyleri Pançol, Hopa’ya yaklaşık beş kilometre mesafede. Arabayla merkezine doğru çıkarken yemyeşil bir resmin içinden geçiyor gibi hissediyorsunuz. Baba-oğulun mezarı burada. Yakında köyde bir de Kâzım Koyuncu Müzesi açılacak.
 
 
Türkiye’de, Çernobil patlamasıyla Karadeniz Bölgesi’ndeki kanser vakaları arasında ilişki olup olmadığını inceleyen bir araştırma yapıldı mı?
 
2006’da Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Hopa Belediyesi, Çernobil’in etkileriyle ilgili bir çalışma yaptı. Buna göre 2003-2006 arasındaki ölümlerin yüzde 47.9’u kanser nedeniyleydi. Ancak eldeki veriler kanserle Çernobil arasında bilimsel bir bağlantı kurmaya yetmiyordu. Bu bağlantının kurulamayışı, kanser istatistiğinin tutulmamasına dayanıyor. Bunun en önemli nedeni dönemin hükümetinin, nükleer felaketi önemsizleştirme çabası. Bu çaba doğrultusunda o dönemde Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın YÖK’e yolladığı mektubu mutlaka anmak gerek. Bu mektup aracılığıyla Türkiye Radyasyon Güvenliği Kurumu’nun (TRGK) bilgisi dışında radyasyonla ilgili yapılacak tüm yayınlara yasak getirilmiş oldu.
 
Başka bir ülkenin ya da uluslararası kuruluşun bu konuya ilişkin bir araştırması var mı?
 
Dünyada bilim insanları kanserlerdeki artışı Çernobil’e bağlıyor.
 
Çernobil patlamasının etkilerinin kaç kilometreye kadar yayıldığını varsayılıyor?
 
Radyasyonun sınır tanımıyor. Sadece Ukrayna, Belarus ve Rusya’da beş-sekiz milyon insan etkilendi. Radyasyonlu bulutlar bütün Avrupa’yı dolaştı. Türkiye üzerinden Akdeniz’e indi.  Radyasyon yağmurla birlikte denizlere ve yeraltı sularına karıştı; toprağı, bitkileri kirletti. Yani bu bulutlar gittikleri her yere ölüm ve hastalık götürdü!
 
Üstünden 30 yıl geçti. Türkiye’de bu sürede yaşanan kırılma noktaları neler?
 
Esas kırılma noktası; ODTÜ hocaları İnci Gökmen, Ali Gökmen, Aykut Kence ve Olcay Birgül’ün YÖK yasağını tanımayarak çayda radyasyon olduğunu ispatlaması. Hürriyet bunu manşetten duyurduktan sonra siyasetçilerin toplumla adeta alay eden açıklamaları... Türkiye’de hâlâ Çernobil dendiğinde akla, radyasyonlu olmadığını ispatlamak için çay içen dönemin Sanayi Bakanı Cahit Aral, “Bize radyasyondan madyasyondan bir şey olmaz” diyen dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren, “Azıcık radyasyon kemiklere faydalıdır” diyen dönemin Başbakanı Turgut Özal geliyor.
 
 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.