Girince LADES, çıkınca TEDES

Yener Yanık yazdı...

Girince LADES, çıkınca TEDES

Bu yazıyı tam bitirmek üzereydim ki yanı başımdaki televizyondan yürek yakan o menfur saldırı haberi ekrana belirmişti.  
 
 Ankara’da Patlama!
 
Ankara’nın Gözyaşı başlıklı bir yazıyı öncelikli kaleme almak elzem olmuştu.
 
Kaldığımız yerden devam edelim…
 
TEDES… Trafik Elektronik Denetleme Sisteminin adı… Afyon- Eskişehir arasında pilot uygulaması yapılan bu sistemi Türkiye, Ordu ilindeki uygulamalar ile duydu.
 
Malumunuz, canı yananların sayısı binleri geçtiğinden sağır sultanlar bile duydu Ordu’yu.
 
Duyulmayacak gibi de değil…
 
Dile kolay, aynı araca aynı an gün içinde TEDES mücavirinde 45 km içinde dört bin liraya varan cezadan bahsediyoruz.  
 
Uygulamanın başladığı 18 Kasım’da bir günde 2 binin üzerinde araç sahibi ceza yedi. Bir buçuk aylık uygulamada ceza yiyenlerin sayısı 100 bin kişiyi geçmiş durumda.
 
 
Mağdurların cırlama sesine yetkililer biraz kulak verse de uygulama devam ediyor.
 
Kimisi “Arabamı satsam da yine de cezayı ödeyemiyorum.” diyor, kimisi, “Paris’e gidiş dönüş bir hafta yeme içme aynı para hatta daha ucuz” diyor, kimisi söve söve cezayı ödüyor, yol yordam bilen kimisi de mahkemeye gidip hakkını arıyor.
 
Türküdeki gibi… Ordu’nun dereleri yukarı aksa millet derelerden gitmeyi bile deneyecek.
 
Daha geçen günlerde Trabzon TÜVTÜRK’ e muayene için gelen bir kamyon sahibi muayene öncesi borç sorgulamada yaklaşık dört bin TL cezayı görünce yedi ceddine rahmet okudu TEDES’in…
 
Bu kadar rahmet duası olan ve tamamen duygusal diye addedilen bir uygulama bizimkilerin de iştahını kabartmışa benziyor.
 
Trabzon İl Trafik komisyonu, Trabzon Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde bu işe merak saldı ve bu sistemi Trabzon’a getirmeye niyetlendi.
 
Gelecek tepkileri önlemek için, dalgakıran babından ve kamuoyu yoklaması nevinden açıklama yaptı Trabzon şehremini:
 
 “İyice inceleyeceğiz, eksikliklerini göreceğiz, ondan sonra uygulayacağız.”
 
Bu açıklamalar bana, kendi kabında kaynatılan ve kalın ucuyla çok can yakan eskinin enjektörlerini ve mağdur çocuklarını hatırlattı… 
 
O enjektörü eline alan hemşirelerin küçük çocuğa atfen ve teselli babında “ağlama, hiç acımayacak” sözleri bu durumun özeti gibi…
 
 
Türkiye trafik kazalarında dünyada ilk üçte… Ve bunun da en büyük müsebbibi aşırı hız… Bu kazalar maddi ve manevi anlamda çok ciddi can yakıyor.
 
Bu uygulamaların bu anlamda tabii ki çok bariz haklı gerekçeleri var. Buna da itirazımız yok ama burada sanki bir şark kurnazlığı var ve tamamen duygusal diye tabir edilen bir durum söz konusu gibi…
 
Üstelik Aziz Nesin’in romanlarına konu olacak “Yaşar ne yaşar ne yaşamaz”ı aratmayacak trajik komik uygulamalar da işin tamamen duygusal tarafını güçlendiriyor.
 
Şöyle misallendireyim izninizle:
 
“Sistemin en yağlı müşterisi, devletin veli nimeti” otomobil görünümlü kamyonetler…
 
Özellikle bu coğrafyada hemen hemen herkesin köyünün olması ve buna bağlı olarak bu araçların öncelikli tercih edilmesi hepimizin malumu…
 
 
Son yıllarda hem binek konforunda olup hem de geniş ailelerin çok sık tercih ettiği bu araçlar her yıl muayeneye tabi tutulması bir yana, ruhsatta kamyonet geçmesi yönüyle de darphane gibi para basar bir hal aldı.
 
Bu araçlarla ilgili düzenlemeler ise çok tartışılır bir minvalde devam ediyor.
 
Motor hacmi ne olursa olsun vergisinin değişmemesi, ilk yılından itibaren her yıl muayeneye tabi tutulması, altı yılda bir vergide indirime gidilmesi ve sıfır alınırken ÖTV’ sinin otomobillere göre daha düşük olması başlıca unsurlar…
 
Yani devlet diyor ki, madem ÖTV’yi düşük ödüyorsun bunlara da katlanacaksın…
 
Evet, haklı bir gerekçe, buna da itiraz bir yere kadar edilebilir…
 
Ancaaaak, “Aziz Nesin”lik yere şimdi dem vuralım…
 
Aynı aracı sıfır alırken ÖTV’yi fazla ödediğinizde aracınızın ruhsat bilgisi otomobil olarak geçiyor ve siz bir otomobil sahibi oluyorsunuz. Ve çoğu yerde aynı araç sahiplerine göre  “ kırmızı plaka “ ayrıcalığına sahip oluyorsunuz.
 
Yani eşek, nahiye şeceresine biraz daha fazla vergi ödenerek,  at yazdırılıyor ve her yerde at muamelesi görüyor, gerçek cinsi olan eşek yazdırılırsa aşağıda değineceğim uygulamalardan ötürü sırtından yükü eksik olmuyor.
 
Gelen vuruyor, giden vuruyor…
 
Mesela aracınız Cadyy, Connect, Berlingo, Doblo cinsi ise ve ruhsatta kamyonet geçiyorsa bisikletin bile size geçiş üstünlüğü oluyor.
 
Siz 56 km hızla gittiğinizde “bıldırcın- atmaca nevinden işler arkanızdan sinsice dönüveriyor. “
 
“Gezici, sabit, EDS” ne varsa pençesine takılıyorsunuz.
 
Ve hiçbir şeyden haberi olmayan size, postacı bir ihbarname ile merhaba diyor, git uğra muhtara bir çay iç, teşekkür belgeni al gel demenin aslında diğer adıdır bu.
 
Yani öldü diyememenin, bunun yerine, “birden rahatsızlandı, hastaneye kaldırıldı”nın öteki adı…
 
Bu ruh haliyle gidiyorsunuz muhtarlığa…  Muhtarım, selamın aleyküm…
 
  Volkan Konak dinleyen Muhtar, “elumuze verdiler” sözünün geçtiği esnada,  radyonun sesini kısarak, Aleyküm selaaaammmm diye karşılık veriyor.
 
Hoşbeş devam ederken, dilini bir tükürükleyip bizim ihbarnameyi buluyor muhtar.
 
Tükürüklerken muhtar, bizi basan ter alnımızdan akıyor yar.
 
Muhtarın dudaklarından çıkıyor çayın fırt sesi, bizim yüreğimizden dökülüyor öfkenin bin bir sesi…   
 
İki yüz liralık ceza iki yüzümüze çarpılmış gibi… İkiyüzlü adam değiliz desek de kemerde açılıyor bir daha delik yeri…
 
Suçumuz, milletin 70 ile geçtiği yerden 66 ile geçmek imiş… Aracımız kamyonet imiş… Hızımız ne 120 ne de 160 imiş… Sadece ve sadece 66 imiş…
 
Görünürde İki altı yan yana… Gerisi anlayana…
 
 Eğer ki tebligat elinize ulaşmazsa “faiz, topaç gibi dönüp” ceza hem on gün içinde yüzde yirmi beş indirimi ıskalıyor hem de faiz, faizle çiftleşip ceza üçüz gebelik gibi tıbbi bir mucizeye imza atıyor.
 
Ya da 66 ile  50 km hız limitini yüzde otuzdan fazla aştığınız için iki tane iki yüzünüz oluyor ve siz iki yüzlülük yapmadığınız halde iki ikiyüzlü oluyorsunuz ve lakabınız da “SADECE CO” diye matrak terminolojiye geçiyor.
 
Ammaaaaa ve lakinnnn… Aynı araç ruhsatta kamyonet değil de hususi diye geçerse 56,66 şöyle dursun, hocam 77 doğumlusun oraya kadar sana ceza yok ayrıcalığı sizi bekliyor.
 
Yani 77 ile İran topraklarından geçen Rus füzesisin, diğerinde ise 56 ile düşürülen Rus uçağısın.
 
Sakın bu işi Rus işi görmeyin, bu iş nüfus cüzdanında ne yazıyorsa o gibi bir iş… Önemli olan hızınız değil, arabanız cinsiyeti. Yani Bülent Ablamız alınmasın ama bu iş biraz o türden…
 
 
İşin para kısmı bir yere kadar… Ödüyorsunuz bitiyor. Ama hukuki yönü ise çok daha başka…
 
Allah korusun bir yayaya da başka bir araca çarptığınızda ve bunun sonucunda ölümlü ya da yaralanmalı bir kazaya bulaştığınızda hızdan dolayı ağır kusurlu olup olmadığını gösteren en önemli kriter ruhsat bilgilerinizde geçen araç cinsiyetiniz.
 
Yani sizi eşek mi tepti at mı tepti, sorgusunun cevabı:
 
Ruhsatınızda ne yazarsa o tepti
 
Aynı araba ile ruhsat bilgilerine göre 76 km ile suçsuzsun, 56 ile ağır kusurlusun.
 
Şimdi gelelim asıl meseleye… Geçen aylarda muhalefet vekillerinden biri İç İşleri Bakanlığına yönelik meclise bir soru önergesi verdi. Bu önergede:
 
Bir yılda Karadeniz Bölgesinde kaç araca toplamda kaç lira ceza yazıldı. Bu oran Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde nedir?
 
İşte can alıcı yer de burası… Milliyetçi, muhafazakâr ve devletine bağlı çilekeş Karadeniz insanının bu anlamda resmen ötekileştirildiğinin vekil eliyle sorgusudur bu soru…
 
İki taşı sepetinde taşıyıp yamacın beline iki lahana fidanı dikip doğayla yaşam mücadelesi veren yöre halkı bu konuda mağdur edilmemeli.
 
TÜVTÜRK’te 4 bin yerinden vurulan kamyoncu Tunceli’yi, Diyarbakır’ı polissiz ve cezasız geçiyorsa ve orada çoğu şeyi görüp çifte standart olduğunu düşünüyorsa devlet buna kulak değil yürek vermeli…
 
Doğu da bizim canımız toprağımız ama gerek kaçak elektrik gerekse de 10 dönüm yeri yüz dönüm yazdırıp devletten haksız yere kazanç elde etmekten tutun çoğu yasa dışı iş hepimizin malumu…
 
Kanunun Trabzon’u Hakkâri’si olamaz.
 
Köy yollarında bile olmadık yerlerde Jandarma trafikle çok çok ağır cezalar yazan uygulamalar yöre halkını rencide ediyor.
 
Denizde de durum çok farklı değil…
 
Sahil güvenlik eliyle  “köhne kayıktan ibaret başka bir varlığı olmayan gariban birçok balıkçıya” da yıllardır çok ağır cezaların verildiği de malumumuz…
 
Van’ı depremden sonra yeniden başka bir şehir yapan, terörden dolayı Doğu’daki birçok ilçeyi yeniden inşa edeceğini söyleyen, terörzedelere her ay bin liralık terör yardımı yapan ve üzerinde üç milyon Suriyelinin yükü olan devletimiz “Yavuz’un, Kanuni’nin torunları”na da en azından bu konuda daha duyarlı davranmalı.
 
TİKA eliyle dünyaya kucak açan devletimiz ecdat ruhunu yeniden canlandırırken bölgemiz nezdinde de büyük yatırımları icra etti ama bu konu çok çok daha farklı bir konu…
 
Anayolun kenarında olan ve toprak kayması olduğu için yolun güvenliği noktasında büyük önem arz eden yerimize “bırakın duvar yaptırmayı, taş ve çimento dâhil vermeyen” bir belediyeye haiz bir devlet, Doğu’yu yeniden inşa edince benim adıma üvey evlat diyenler haksız değiller…
 
Şey Edebali’nin Ey Oğul, insanı yaşat ki devlet yaşasın sözü, söze gerek bırakmıyor.
 
   
Her yere radar her yere kule kurup buralardan belediyelere kaynak aktırmak “modern Deli Dumrul”luktan başka bir şey değil de nedir…
 
Demek istiyorlar ki:
 
Ordu’nun  tünelleri, uyumam geceleri, çok fena seveyiler, doksanlan  gidenleri
 
Kış biteyi biteyi, uşak bekleyin yazi, tünellerin TEDESlendi, ne mutli saha Akyazi…
 
Görele Tirebolu, Giresun’da radarlar, Ordu Nefise Akçelik, Muhtarda  tebligatlar…
 
Oy muhtar bizim muhtar, bizi bu dertten kurtar, Saray’a çağrılduğunda, habu işi Uzun Adam’a aktar…
 
 
Ezcümle… Aman ha Tünellere dikkat… Girince LADES, çıkınca TEDES…
 


Etiketler; #yener yanık
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.