Laz erkeği ile kürt kızın hikayesi

Çal Köyünden Diyarbakır'a uzanan öykü..

Laz erkeği ile kürt kızın hikayesi

Koray Çalışkan ve Murat Batgi’nin bir haberden yola çıkarak senaryosunu yazdıkları Yangın Var filmi, Diyarbakırlı bir kadınla Trabzonlu bir erkeğin komik yol hikâyesi..

En tatlı, en sahici hikâyeler yolda başlar, yolculukta serpilir. Diyarbakır havalimanının arkasında, Hamravat taksi durağının önünde, alnına doğu güneşi vuran 60 kişi, bir minibüsün etrafında ses, ışık ve görüntü cihazlarıyla koşturuyordu. Böyle tatlı ve sahici bir yol hikâyesinin başlangıcı için.
Üstünde Dağkapı istikametine gittiğini gösteren tabelaya aldanıp minibüse binmeye çalışan Diyarbakırlılara anlatmaya çalışıyor Murat Saraçoğlu: Gitmiyor bu minibüs, bu bir film seti. Ne film miymiş ki o? Yangın Var. Yangın mı var? Yok filmin adı bu. Allah allah!

Haberden senaryoya
Bir buçuk yıl önce Hürriyet gazetesinde bir haber çıkar: Diyarbakır Belediyesi, ihtiyaç sahibi olan Trabzon’un Çayırbağı beldesine bir itfaiye aracı hibe eder. Haberi okuyan Koray Çalışkan –ki biliyorsunuz kendisi aynı zamanda Boğaziçi’nde siyaset bilimi öğretim üyesi ve Radikal yazarıdır– bu haberin başka bir tadı olduğunu düşünür. Daha doğrusu tam filmlik bir haberdir. Kabaca bir senaryo yazar. İtfaiye araçları 7 tona yakın su taşır. Ama Koray’ın hayalini kurduğu hikayede bu suyun içinde aşk ve komedi vardır. Diyarbakır ve Trabzon gibi memleketin Kürt ve Türk sorununu doğuştan temsil kabiliyetine sahip iki şehir arasındaki yolda geçtiğinden hikâye, ‘ötekini anlamanın’ kadrini göstermek gibi bir derdi de…
Ama bu dert, öyle şematik ya da didaktik bir dille gidip gelmez filmin içinde. Belki de şöyle demeliyim: İtfaiye kamyonundaki o romantik komedi suyunun içine senaryo marifetiyle değil de kıyır kıyır, ‘osmosis’le nüfuz etmiştir Kürt ve Türk sorunu.
Koray aynı zamanda filmin yapımcısı. Senaryonun iskeletini ve detaylarını ise ilk Kürt stand-up’ını yapan adam olarak tanıdığımız Murat Batgi’yle çıkardılar.
Sonuçta gazete haberi şöyle bir senaryoya dönüştü: Trabzon Belediyesi, Diyarbakır’ın hediye ettiği itfaiye aracını teslim almak üzere Koşman adlı şoförünü görevlendirir. Ve fakat Diyarbakır’ın ‘teröristlerle dolu bir çorak arazi’ olduğunu zanneden, ‘oralardan’ pek de hazzetmeyen Koşman, görev bilinciyle hemen gidip, hemen itfaiye kamyonunu alıp, hemen de memleketine ve medeniyetine dönmeyi planlamaktadır. Ama Karadeniz’deki hesap Güneydoğu’ya uymaz. Aracın evrakları hazır değildir. Yavuz Bingöl’ün canlandırdığı Diyarbakır Belediye Başkanı “Kal burada da bir düğünümüzü gör” demektedir ısrarla. E, kalır. Ertesi gün dönmeye hazırlanıyorken tam, belediyeden bir görevlinin yol boyunca ona eşlik edeceğini öğrenir. Bu kişi, itfaiyenin müdür yardımcısı Asya’dır. Koşman’ın hayatında gördüğü belki de en havalı, en güzel kadın. Üstelik ismi de Koşman’ın en sevdiği film olan Selvi Boylum Al Yazmalım’dan gelir. Hayal gibi. Bu kadınla Diyarbakır’dan Trabzon’a 1200 km yol gidecektir!

‘Aptesli şive’
Çayırbağı’nda Koşman bulmak zahmetsiz bir iş. Belki 50-60 kişi bu isme sahip. Cumhuriyet döneminin başlarında beldede çok iyi kalpli bir Rum papaz varmış.Herkeslere iyiliği dokunmuş. Hatta derler ki; “Moskova’da Lenin neyse, Çayırbağı’nda Koşman odur”. Böyle bir şey. Koşman rolünde Leyla ve Mecnun dizisinde oynayan Osman Sonant var. Sonant, filme nasıl dahil olduğunu şöyle anlatıyor: “Görüşmeye gittiğimde hayatımda taklit olsun dostları güldüreyim diye bile hiç şive yapmamıştım.Ve aday olduğum rol Trabzonlu bir adamdı. Hikâyeyi dinledim ve o anda içimden bir Koşman fışkırdı. Rolü aldıktan sonra Çayırbağı’na gittim ve herkesin ‘Başkan’ diye hitap ettiği Koşman adlı biriyle tanıştım. Bana hem oralı olmayı hem de biraz şiveyi öğretti. Sonunda bir prova yaptık orada. Döndüm ona ve ‘Başkan, oldu mu’ diye sordum.‘Valla benden daha abdestli konuşuyorsun’ diye cevap verdi.’ 13 yıldır oyunculuk yapıyorum, hayatımda hiç bir rol için bu kadar titiz çalışmamıştım. Hikayeyi çok sevdim’.

Sadece hikayeyi değil, Koşman karakterini de ayrıca çok sevmiş Sonant: ‘Koşman’ın komik bir naifliği var. Ona göre herkes Türk. Aramızda olsa olsa sadece şive farkları olabilir. Diyarbakır’daki ilk gününün sonunda ‘Ya bugün de pek konuşulanları anlamadım… Tabii şive farkı’ diyebiliyor mesela. Trabzon’daki arkadaşları onu aradığında da söze, ‘Merak etmeyin, yaşıyorum’ diye başlıyor. Çünkü hem onun için hem de Trabzon’daki arkadaşları için Diyarbakır demek her an bir teröristin yol kestiği yer demek.’ Koşman sadece memleketin değil hayatın konularından da uzak. Sonant’a göre ‘milli bile olmamış bir milliyetçi çocuk’ o. Ve Diyarbakır’da hayal ettiği kadının vücuda gelmiş haliyle karşıyor ve ne yapacağını şaşırıyor. Hem tanıştığı Diyarbakır hem de aşkın etkisiyle yol boyu yavaş yavaş değişiyor.

Ezber bozan kadın
Filmin hikayesinde beni en çok etkileyen kısımlardan biri Nesrin Cevadzade’nin canlandırdığı Asya karakterinin çizdiği Kürt kadını profili. Sebebini Asya’ya hayat veren Nesrin Cevadze anlatsın: ‘Doğuda bir kadın vardır. Batı’dan eğitimli ve yakışıklı bir adam gelir ve onu kurtarır. Bizim senaryomuzda bu tamamen tersine dönmüş vaziyette. Asya, Koşman’a göre çok daha iyi eğitimli ve kimsenin onun kurtarmasına ihtiyaç yok.’

Senaristlerden Murat Batgi de şöyle anlatıyor: ‘Benim için bu filmi özel yapan 30 yıldır süren savaşın can damarına dokunması. Yani tarafların birbirleri hakkında ne kadar az şey bildiği meselesi. Kürt kadınıyla ilgili sinema filmleri ve dizilerin de katkısıyla bir ezber ve önyargı var örneğin. Bu yörelerin kadını yoksuldur, cahildir, erkeğinin izni olmadan hayata katılmaz.Biraz iyi gibi görünenler de muhtemelen ağanın kızıdır. Bizim filmimizdeki Asya ise kendine güvenli. Bir erkekle onca yolu tek başına gitmeyi hiç problem etmiyor. Hatta burada daha ezikçe olan Koşman karakteri, yani erkek.Klişelerle komik biçimde kavga etmeyi seviyorum. Yangın Var’da onu yapıyoruz.’

Klişelerle filan kavga ediyor ama şematik, bu kaygısı sete, oyuncuya da son noktada seyirciye yük eden bir halde değil. Nasıl diyeyim efil efil, tatlı tatlı bir akşamüstü serinliği gibi yüze çarpacak şekilde.Yani planlanan o. Yönetmen Murat Saraçoğlu diyor ki; ‘Filmin bir şiiri var. Bu kırmızıdır diye göstermeden, seyirciye kırmızıyı anlatmak gibi. Aşktan da komediden de öte bu bir yol ve yolculuk hikayesi. İki farklı insan kendisini yeniden Anadolu’nun görselliğiyle, bir itfaiye aracının içinde keşfediyor. İzleyicinin gülmeye mi ağlamaya mı geldiğini kestiremeyeceği bir duygusal tonu var…’

Aslına bakarsanız ‘yol’ filmin ana karakteri. Filme ilham veren habere göre itfaiyenin başına gerçekten de tuhaf olaylar gelmiş: İtfaiye aracı defalarca aranmış, yolda durdurulmuş. Gerçi bizim topraklarda böyle durumlara ‘tuhaf’ değil de ‘olur öyle’ diyoruz. Sonuç itibariyle 21 plakalı bir kamyon, 61 plakalı bir Karadeniz şehrine doğru yol almakta. E olur öyle. Filmde de itfaiyenin ve aşkın yolu kesiliyor zaman zaman.Ama bu komik olmanın ötesinde Saraçoğlu’nun da dediği gibi seyirlik bir şiir. Örneğin bu film sayesinde Bingöl’ün Solhan ilçesine bağlı Hazerşah kırsalındaki Yüzenadalar’la tanışacağız ilk kez sinemada. O nasıl birşey dedim, şöyleymiş: Yüzlerce yıl bakir kalan gölün yüzeyinde toz toprak birikmiş, üzerinde iki metrelik ağaçların dahi yetiştiği adacıklar oluşturmuş. Çevre Bakanlığı’nın izni ve gözetiminde yapılacak çekimlerin o bölümü. Yüzenadalar’dan başka bir de Bırkleyn mağarası var. Doğanın bir lütfu olarak, yan rollerde… Diyarbakır- Bingöl sınırındaki dağlık bölgede dünyanın en büyük girişli ve en uzun mağaralarından burası. Büyük İskender’in bütün ordusunu sığdırdığı ve orada kaldığı rivayet ediliyor. O derece. Memleketin gerçek hayattaki nahoş duraklatmaları, bizim Koşman ve Asya için böyle mucizevi duraklara dönüşüyor işte filmde.

Eurimages, Polanski’yi değil Yangın Var’ı destekliyor
1 Temmuz’da Diyarbakır’da başlayan çekimler, Bingöl, Erzurum, Artvin, Rize ve Trabzon’u takiben 15 Ağustos’ta Çayırbağı’nda tamamlanacak.Aralık’ta vizyona girecek film için 1000’in üzerinde figüran, 100 oyuncu ve 80 kişilik bir yapım ekibi çalışıyor. Eurimages ve Kültür Bakanlığı tarafından desteklenen filmin seslerini Kusturica’nın ekibi alacak. Hızlı sahneler için, kullanılacak iki kamyona özel bir ses düzeneği yerleştiren ekibin başındaki Miroslav Babic, “Arizona Dream gibi büyülü bir hikaye. Harika bir yol filmi. Eurimages’in bu yıl desteklediği tek Türk filmi bu” diyor. Gerçekten de Eurimages bu yıl Polanski’nin filmini değil, Yangın Var’ı tercih etmiş.

Tamamına ermeden müzikleri yapılan ender filmlerden biri Yangın Var. Setteki bir karavanda, (Kardeş Türküler’den ayrılan) Erol Mutlu ve Işın Kucur’un bestelediği müziği dinliyorum. Karavan bir çekim mahallinden diğerine gitmek üzere hareketlendi. Diyarbakır sokaklarında tangır tungur giderken komik bir aşk hayal ediyorum. Bu hayal benim için bir küçük mola. Yangın Var da sanıyorum her gün başka türlü bir yangın yerine dönen ülke için öyle olacak.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.