1. YAZARLAR

  2. Yener Yanık

  3. Çöken çatı değil biz oluruz!
Yener Yanık

Yener Yanık

Yazarın Tüm Yazıları >

Çöken çatı değil biz oluruz!

A+A-

Muharrem İnce’nin, Gül ile Erdoğan arasında tercih yapmak zorunda kalırsam Erdoğan’ı tercih ederim çıkışıyla CHP öncülüğündeki GÜL çatısı çöktü.

Hâlbuki 2019 seçimleri için çok çok öncesinden uluslararası ölçekte planlanan bu projeye birileri büyük umutlar bağlamıştı.

Bahçeli’nin erken seçim hamlesiyle deşifre olan bu planı son anda bozanlardan biri de Demir Leydi oldu.

Abidik gubidik işlere girmeyiz lafzı CHP’den gelen on beş vekil ile İYİce abidik gubidikleştikten sonra kendisine dayatılan GÜL çatısı altında olma seçeneğini istemeyen Akşener, Gül aleyhine Muharrem İnce tonunda bir tepki gösterdi.

Bana Gül için çekil derlerse çekilmem. Kendim de çatı aday olmam. Herkes kendi adayı ile çıksın. Yirmi vekile şimdiden ulaştık ama biz yine de yüz bin imzayı toplayıp Cumhurbaşkanlığına kendim aday olacağım, çünkü en az bir yıl öncesinden alınmış kararlar var…

söylemi de bunun bir teyidi.

İşin perde arkasında tabii ki farklı ve çok büyük oyunlar var.

 Açalım biraz üst akıl denilen aklın zihin örümceklerini:

 Fetö’yü vaizlikten keşfedip Fetö yapan ve Türkiye’deki MASON yapılanmasının en kritik isimlerinden olan CHP Eski Genel sekreteri Kasım Gülek ismini herkes çok iyi öğrendi 15 Temmuz ve sonrası süreçte…

İşte bu Gülek isminden yola çıkarsak çatı görüşmelerinde babasının izinden gelen bir de Tayyibe Gülek ismi çıktı karşımıza…

Kasım Gülek’in kızı olan ve 1999’da DSP’den vekil olarak seçilen ve 2002’de Bakan olan Tayyibe Gülek’in canlı kurye olarak ABD tarafından görevlendirildiği ve çatı görüşmelerinde etkin bir rol aldığını gazetelerden okuduk…

Kılıçdaroğlu ve Akşener Tayyibe Gülek’in evinde buluşarak, bu üçlünün 41 yıl önce gerçekleşen Güneş Motel örneğine benzer bir minvalde 15 vekilin İYİ partiye geçmesi kararını almaları da tabii ki tesadüf değildi.

Gül’ün, geniş bir mutabakat sağlansaydı ( CHP-İYİ-SAADET anlaşabilseydi, HDP de dışarıdan destek verseydi, ben de Ak Parti’den sözümü dinleyecek en az yirmi otuz vekille oluşuma destek verecektim mealindeki ifadeleri )

 ben ve arkadaşlarım sorumluluk almaktan kaçınmayacaktık,

 söylemi, abidik gubidik işlerin tam da burada inceldiği yerden koptuğunun vesikasıydı.

Canlı kurye ile gelen talimatın başarıya ulaşmamasından sonra, yirmi vekilin tekrar CHP’ye dönme tehlikesinin ortaya çıkmasının ardından Akşener’in, işi riske atmamak için yüz bin imza toplamaya karar vermesini de bu şekilde okumak gerekiyor.

Böylelikle siyasi bir rezilliğe sebebiyet veren on beş vekilin kirini yüz bin imza ile yıkayıp pirüpak etmek istiyor.

Fetö’nün ve diğer Fetöcülerin Gül için yanıp tutuşması, Gül’e methiyeler dizmesi Demir Leydi’yi işkillendirmiş de olabilir.

Çünkü 2013’te Fetöcü Emre Uslu ile Demir Leydi’nin yazışmalarında Leydi’nin Fetöcülerce Cumhurbaşkanı adayı olarak ön plana çıktığı twitter yazışmalarıyla tescilli.

Peki, ne oldu da Demir Leydi oyunu bozdu. Ya da hepsi bir plan gereğiydi de olmayınca mı ikinci hatta üçüncü plana geçildi.

On beş vekil hadisesine kendi adaylığı şartıyla sıcak bakan Akşener, kendisi aleyhine dönen süreci görünce belki de bilinçli olarak ikinci plana geçmek için restini çekti.

Gerek Akşener resti gerekse de Muharrem İnce’nin Gül- Erdoğan cereyanında kalırsam Erdoğan’ı tercih ederim çıkışı, çatıyı çöktürdü gibi gözükse de emin olun ki B planı devreye girdi.

Bu plana göre;

 CHP-İYİ Parti- Saadet ve DP ittifak içinde ve sıfır baraj parolasıyla ve herkesin kendi adayını çıkarıp seçime girme

kararı alındı.

 Ama asıl amaç Cumhurbaşkanlığı seçimini ikinci tura bıraktırıp ikinci turda Erdoğan’ın karşısına tek aday olarak Akşener’i çıkartabilme…

Eğer CHP’nin bugün yarın açıklayacağı kendi adayı güçlü bir isim değilse( Muharrem İnce vs. )  anlayın ki Akşener paydası ikinci tur için ortak payda…

Eğer Erdoğan ilk turda seçilirse bu sefer C planına geçilecek…

C planında ittifakın en önemli stratejisi,  milletvekili çoğunluğunu sağlama noktasında mecliste çoğunluğu elde tutarak Erdoğan’ın karşısında çok sağlam bir blok oluşturma…

İşte bütün bu süreçte en kritik parti HDP… PKK’ya yakınlığından dolayı tabana bu durumun izahatını verememe korkusu nedeniyle ittifaka fiilen alınmayan bir HDP gerçeği sizi aldatmasın.

Emin olun ki HDP de bu ittifakın içinde… Hem de en önemli ve en kritik yerinde.

Şu an bütün planlar ve en ince hesaplar HDP üzerinden yapılıyor. Eğer HDP barajı geçemezse, Doğu’daki oylar ve dolayısıyla çıkacak vekiller Cumhur ittifakına kayacak ve bu da Meclis çoğunluğu açısından hayati bir önem taşıyacak.

Aksi olursa Cumhurbaşkanının karşısında çok güçlü bir muhalefet gerçeği ortaya çıkarır ki bu da 24 Haziran sonrası yürürlüğe girecek Başkanlık sisteminde Başkan ile Meclisin bir biriyle sürtüşmesi anlamına gelecektir.

(Ve bu sürtüşme de birilerinin canla başla vadettiği- Saadet- CHP-İYİ Parti -  parlamenter sistemi geri getirme konusunda kamuyu desteğini ön plana çıkartacaktır. )

 

Hele ki AK parti içindeki kemikleşmiş akepelilerin ( Fetöye gark olmuş, ihalelerden nemalanmış, işin ehli yerine haramın ehli olmuş, bürokrasiye çöreklenmiş vs vs )  24 Haziran’a kadar tasfiye edilememesi durumundan buradan da MHP’ye ciddi manada oy kayacağı, MHP oylarının rekor bir seviyeye çıkacağı bir yere de not edilmelidir.

Bütün bu olasılıklar içinde yüzde %35’lere inebilecek Ak Parti oyları bazı şeyleri ciddi manada tartışmaya açacaktır.

Her ne kadar Cumhur ittifakı içinde ortakların birine oy kayması söz konusu olmazsa bile bir yıl sonra yapılacak mahalli seçimlerde bu ittifakın olmayacağı düşünülürse,

 Mahalli seçimlerde yaşanabilecek bir başarısızlık AK Parti için ikinci bir Anavatan partisi olma tehlikesini gün yüzüne çıkartabilir.

(Dolayısıyla bu durum HDP’nin doğuda ve özellikle Kürtler arasında tek parti olması anlamına gelir ki bu da devletin bekası noktasında ciddi riskler barındırır. )

 Burada emin olun sorun Ak Parti değil… Ak parti ve diğer partiler de zamanı gelince misyonunu tamamlayınca tasfiye olur gider ve yenileri gelir.

Asıl sorun, önümüzdeki yüz yılı şekillendirecek yenidünya düzeni ve Türkiye gerçeği…

İki büyük dünya savaşıyla kurulan bir düzenin sonuna gelindi.

Dördüncü sanayi devrimi (4,0) , yapay zekâ- robotik insan, ortak din,  emoji bir alfabeyle ortak dil ve böylelikle düşünemeyen, sorgulayamayan bir insan tipolojisi yaratma fikri vizyona giriyor artık.

 İşte bütün bu süreçte fanatik Siyonistlerin;

 Armegedon Savaşı / Tanrıyı Kıyamete Zorlamak teolojisinin beklentisi belli ki şu an örgütler üzerinden yürütülen 3. Dünya Savaşı ile kurulacak.

Ve belli ki bu hedeflerden biri de en önemlisi de Türkiye…

Akdeniz’de onlarca devletin, yüzlerce savaş gemisinin fink attığı düşünüldüğünde,

Suriye’de şeytana pabucunu ters giydiren İsrail- ABD- İngiltere- Fransa / İran- Rusya dalaşmalarında asıl hedefin Türkiye olduğu gerçeğinin 15 Temmuz ile teyit edildiği bir zaman diliminde

içte çıkabilecek bir zafiyetin bedeli gerçekten çok ama çok ağır olur.

Bir asır önce aynı hataya düştük,  koca bir imparatorluktan olduk, milyonlarca insanımızı kaybettik ve 780 bin kilo metre kareye düşüp “400 yıl bir vali ile yönettiğimiz sümüklü Yunanistan” denginde bir ülke muamelesine tabi tutulduk.

  İttihat Terakki, Hürriyet ve İtilaf partisi nasıl bir birine düşürülüp, Edirne’yi Enver alacağına Bulgar alsın denilen bir süreçten geçip Abdülhamit’i devirip koca imparatorluğu partilerle parti parti yıktıysak bari bu sefer aynı haltı yemeyelim.

 

Tam da yeni bir Ergenekon ruhu ile 81 milyon nüfusa ulaşıp,

 bize biçilen kefeni yırtmak için,

 kefen biçene kefen biçmek için,

 tekrar sahne aldığımız bu zaman diliminin arifesindeyken…  

 

Bu arife sürecinde bizi bir asır öncesine döndürmek isteyenlerin oyununa gelmemek gerekiyor.

Söyleyene değil, söyletene bakmak gerekiyor. Bir partinin içine çöreklenmiş ve sureti Haktan gözüken kişilere dikkat etmek gerekiyor.

Ve bu süreçte Erdoğan ya da Bahçeli’ye olan kin ve nefret üzerinden hareket etmek değil de devletin selameti noktasında sağduyulu düşünmek gerekiyor.

Neden birileri parlamenter sistemi geri getirmek istiyor, neden dün katil diyerek suçladıkları bir parti başkanı ile tabanları taban tabana zıt olmasına rağmen omuz omuza yürünüyor. Ve neden PKK’nın beyin kadrosunun söylemleriyle, Fetö’nün, ABD’nin İsrail’in, İngiltere’nin beyanatları ortak bir paydada buluşup belli partiler nezdinde hayat buluyor.

 

Birçok ayette akletmez misiniz, düşünmez misiniz uyarısı apaçık varken ve neden Erdoğan, Bahçeli kini garezi bu akıl tutulmasının önüne geçiyor.

 

Düşman okları, düşman güzellemeleri anlayana çok şey anlatıyor ama birilerinde Stockholm sendromu çok bariz yaşandığı için bu da idrak yolu enfeksiyonuna belli ki sebebiyet veriyor.

Ne Erdoğan ne de Bahçeli’ye bir hayranlık, bir güzelleme derdindeyiz. Biz, bu vatanın derdindeyiz.

Ben de  biz de senin kadar bu vatanın derdindeyiz diyenler… Tekrar söylüyorum, düşman oklarını, söylemlerini, basınını ve bunların içteki uzantılarını bir gözden geçirin…

Kin ve nefret üzerinden fotoğrafı okumayın…

Ermeni Emmanuel Karasu da Abdulhamit’in karşısındaydı, Tevfik Fikret de ve ne acıdır ki Mehmet Akif de…

Düşünün bakalım, düşen Abdulhamit mi oldu yoksa koca bir medeniyet mi…

 

Eğer kalkıp bu süreçte de hata yaparsak bir yüz yıl daha kendimize gelemeyiz…

Ezcümle… ÇÖKEN, ÇATI DEĞİL; BİZ OLURUZ

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.