İran dış sorunları askeri güç yerine ikrah ettirerek çözerdi

İran, dış politikada izlediği becerikli siyasetle, 17. yüzyılın sonlarında Hollanda’ya taviz değil ders vererek işgal ettiği adasını boşalttırmıştı.

İran dış sorunları askeri güç yerine ikrah ettirerek çözerdi

Geçen hafta İran’ın ABD ile anlaşması önemli bir gelişmeydi ve İran’ın dış politikada izlediği becerikli bir dış politikanın sonucuydu. İran asırlarca başka milletler tarafından yönetilmesine rağmen kendi kültür ve siyasi birikimini kendini yönetenlere de aşılamıştı.

İran’ın dış politikadaki geleneği de böyledir. İranlılar, tarih boyunca dış politikada bugün de fazla değişmeyen bir siyaset izleyegelmişlerdir. İran tarihinin Türkiye’deki en önemli uzmanlarından Tufan Gündüz’ün yayınlanmayan bir çalışmasından Safevi döneminde İran’ın ilginç bir dış politika hamlesini öğreniyoruz.

İpek ticareti

1660’larda İran’ın birçok yerinde kötü hasat, seller ve veba, ekonomiyi kötü etkilemişti. İsfahan’da hasat en düşük seviyedeydi. Bu ortamda tahta Şah Süleyman (1666-1694) çıktı. Yeni şah döneminde kıtlık ve doğu sınırlarına Özbek ve Kalmuklar’ın saldırmasıyla İran’da iktidar boşluğu oluşmuştu. Devletteki zafiyet dış siyasete de yansıdı. Bu dönemde Hollanda ile İran arasında ipek ticareti konusunda anlaşmazlık vardı. Bizzat şahın tekelinde bulunan ipek ticareti, İran’ın Avrupa’ya sattığı en önemli üründü. İki devlet arasındaki ticaret antlaşmasına göre İran her yıl 300 yük ipek satmak durumundaydı. Ancak İran, Hollandalılar’a kalitesiz ipek veriyordu.

Hollandalılar, kalitesiz ipeği İran’dan satın aldıkları fiyatın yarısına temin edebileceklerini söyleyerek İran’dan kaliteli mal istiyorlardı. Hollanda yönetimi, bu meseleyi çözüp, yeni ticarî imtiyazlar alması için 1666’da İran’a Hubert Lairesse’yi elçi olarak göndermişti. Hollanda elçisi 10 bin altın hediye dağıtarak meseleyi çözmeyi umuyordu. Fakat o sırada Safevi hükümdarı Şah İkinci Abbas vefat etmiş, yerine oğlu Şah Süleyman tahta çıkmıştı.

Hollanda’nın İran adasını işgali

Taht değişikliği bir süredir devam eden oto­ri­te boş­lu­ğu­nu iyi­ce ar­tır­mış­tı. Kim­se­nin Hol­lan­da el­çi­siy­le uğ­ra­şa­cak du­ru­mu yok­tu. Or­ta­lık kar­ma­şa için­dey­di. Hu­bert Lai­res­se, bir sü­re es­ki ant­laş­ma­la­rın ye­ni­len­me­si için ça­ba gös­ter­diy­se de so­nun­da ka­çar­ca­sı­na ül­ke­yi terk et­ti. El­çi­nin he­di­ye­le­riy­le tat­lı baş­la­yan gö­rüş­me­ler, Hu­bert Lai­res­se­’e ve­ri­len bir­kaç el­bi­se, bir­kaç top ku­maş, bir kı­lıç ve bir at­la so­na er­miş­ti. İra­n’­da dev­let oto­ri­te­si­ni te­sis için baş­ve­zir ola­rak ta­yin edi­len Şeyh Ali Han, Hol­lan­da­lı Do­ğu Hin­dis­tan şir­ke­ti­nin ipek ti­ca­re­ti­nin da­ha sı­kı bir şe­kil­de tet­kik edil­me­si­ni em­ret­miş­ti.

Şeyh Ali Han ku­zey­de­ki va­li­le­ri­ne, en faz­la 600 bal­ya ipek ko­ta­sı koy­ma­la­rı­nı em­ret­miş ve Hol­lan­da­lı­la­r’­ın İs­fa­ha­n’­a ne ka­dar mik­tar­da mal ta­şı­na­ca­ğı­nın tes­pi­ti­ni is­te­miş­ti. İpek me­se­le­si çö­zü­le­me­miş­ti ve Hol­lan­da İran sa­ra­yın­da mu­ha­tap bu­la­mı­yor­du. O dö­nem­de dün­ya­nın en önem­li tüc­car mil­le­ti olan Hol­lan­da­lı­lar, me­se­le­yi si­lah­la çöz­me­ye ka­rar ver­di­ler. Ön­ce Ben­der Ab­ba­s’­ı to­pa tu­tup, ar­dın­dan da 1684’te Bas­ra Kör­fe­zi­‘n­de Hür­müz Ada­sı­’nın ya­nın­da­ki Kişm Ada­sı­’nı iş­gal et­ti­ler. İra­n’­ın tüc­car­lı­ğı­nın ya­nı sı­ra dün­ya­nın en önem­li do­nan­ma­la­rın­dan bi­ri­ne de sa­hip olan Hol­lan­da­’ya karşı koyacak bir deniz gücü yoktu.

Bıktırıcı bir dış politika

*İran yönetimi işgali çözmek için dış politika yolunu seçti. İşgali alttan alıp bir elçi göndermeleri halinde meseleyi tatlılıkla müzakere yoluyla çözebilecekleri hususunda Hollandalılar’ı ikna ettiler.

Hollanda elçisi 1685’te kalabalık bir heyetle ihtişamlı bir şekilde İsfahan’a geldi. Ancak elçiyi çağıran İranlılar bıktırıcı bir siyaset izlediler. Hollanda elçisine İran’da kaldığı üç yıl boyunca kim olduğu, İran’a niye geldiği ve ne yapmak istediği hususunda kimse bir şey sormadı. Elçinin şahla görüşmek için defalarca yaptığı müracaatlara ise cevap verilmedi. Geçen yıllar sonunda elçi maddî-manevî olarak tükenmiş ve tam anlamıyla canından bezmişti.

Şah ile görüşemeyen elçi şah izin vermediği için İran’dan da ayrılamıyordu. Sonunda Kişm Adası’nı İran’a geri verip, çektiği eziyetler yanına kâr kalarak İran’dan ayrılabildi. Buna karşılık Hollandalılar bazı ticarî imtiyazlar elde etmekle yetindiler.

İranlılar, Hollanda elçisi giderken akıllarında her zaman bulundurmaları için kulağına, “Hollandalılar tüccar millettir. Bir hükümdardan topla tüfekle hak aramaya kalkışmasınlar” diye fısıldamışlardı. İran, bir kez daha dış politikada tatlı dil ve güler yüz politikasının karşılığını almıştı. Muhataplarına ölümü gösterip sıtmaya razı etmişlerdi.

Hollanda’nın altın çağı

Hollandalılar, 1590’dan itibaren yeni geliştirdikleri “fleuten” adlı gemileriyle Hindistan ve Atlantik’te ticarete önem verdiler. Seri olarak üretilen ve okyanuslarda hızla hareket eden yeni tip bu gemiler Hollandalılar’a büyük üstünlük sağlıyordu. İspanyollar’ın ise 1588’de İngiltere’yi istilaya giderken “Yenilmez Armada” diye adlandırılan donanmaları yok olmuş ve deniz üstünlüğünü kaybetmişlerdi. Bundan sonraki mücadele dünya ticaretini ele geçirmek üzerineydi. Hollanda gemileri İspanyol, Fransız, Portekizli ve İngiliz tüccarların mallarını taşıdılar.

Ticaret Hollanda’nın elinde

Ticaretin artmasıyla Amsterdam’da bankacılık yükseldi. Denizden kazanılan toprakları otlaklara dönüştürerek, süt sektörünü geliştirdiler. Hollanda, yaklaşık 40 yıldır savaştığı İspanya ile 1609’da 12 yıllık ateşkes imzalayarak, ticarette daha da büyüme yoluna gitti. Denizlerde yüzlerce Hollanda gemisi dünya ticaretinin tekelini elinde tutuyordu.

Hollanda’nın bağımsızlığı 1648’de Vestfalya ile onaylandı. Hollandalılar ilerleyen yıllarda deniz ticareti ve sömürgecilik ile daha da güçlenmeyi başararak, 17. yüzyılın en önemli devletlerinden biri oldular.

Safevi Devleti ve Anadolu Türkleri

Şah İs­ma­il li­der­li­ğin­de 1501’de ku­ru­lan Sa­fe­vi Dev­le­ti, Ana­do­lu Türk­le­ri ta­ra­fın­dan İra­n’­da ku­rul­muş bir Türk dev­le­ti­dir. Sa­fe­vi Dev­le­ti­’nin asıl ku­ru­cu­la­rı An­tal­ya, Ma­raş, Amas­ya, Si­vas ve To­kat gi­bi Ana­do­lu­’nun çe­şit­li böl­ge­le­rin­den, Er­de­bil şeyh­le­ri­nin da­ve­ti­ne uya­rak İra­n’­a gi­dip, böl­ge­de­ki Ak­ko­yun­lu hâ­ki­mi­ye­ti­ni yı­kan Ana­do­lu Türk­le­ri­’dir.

Safeviler’in yıkılışı

18. yüzyılın başlarında, Safeviler’e tabi olan Afganlılar isyan ederek, Orta ve Güney İran’a hakim oldular. Şah Hüseyin’in oğlu Tahmasb, İkinci Tahmasb adıyla kendini şah ilan etti ancak ülkeye hakim olamadı. Avşarlar’ın lideri Nadir Şah, önce Tahmasb’a yardım ederek İran’da otoriteyi tesis etti, ardından da 1736’da Üçüncü Abbas’ın çocuk yaşta ölümü üzerine Safevi hanedanına son vererek, İran’da Avşar hakimiyetini başlattı.


BUGÜN GAZETESİ
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.