FENER MAÇINA DİKKAT!..


YUSUF REHA ALP

YUSUF REHA ALP

12 Ekim 2011, 15:28

Fener Maçına Dikkat!..
Trabzonspor Basketbol Takımı önümüzdeki cumartesi günü (15 Ekim) saat 17.00’de Fenerbahçe ile Abdi İpekçi spor salonunda Beko Basketbol Ligi’nin ilk maçına çıkacak..
Futboldaki müsabakaya daha çok var, ancak basketbol maçı için şunun şurasında üç günlük bir zaman var. Bunu bilen provokatörler, ellerine geçen hiçbir fırsatı kaçırmıyor ve her iki kulüp arasında zaten gerilmiş olan ortamı daha da germek için ne gerekiyorsa yapıyorlar.
Önce “Ayça bilmem ne” denen ve “tribün lideri” diye lanse edilmeye çalışılan bir zavallı bulunup konuşturuldu, kendi ağızlarından açıkça söyleyemedikleri hakaretler onun adına yazıldı, çizildi, Fenerbahçe kamuoyu tatmin edilmeye çalışıldı.. Daha sonra Ali Şen, bu ülkede temiz futbol adına konuşması gereken belki de en son kişi, çıktı konuştu ve “Trabzonspor da bu işten büyük cezalar alabilir” dedi.
Son olarak da milli takımın maçında, bir futbolcu eskisi, milli maçı yorumlaması gerekirken, gayet alakasız bir şekilde, Trabzonspor’u yok sayarak, “Avrupa Kupalarında mücadele eden tek takımımız kaldı, o da Beşiktaş” dedi (Sahi ya, adı anılmaya bile değmez, lakabıyla müsemma bu adam, Fenerbahçe şampiyonlar ligine alınmayınca, “Ben artık yorumculuğu bırakıyorum” dememiş miydi? Kendini bir camia ile bu kadar özdeşleşmiş görmesini anlarım da, söylediği bir sözün arkasında durmayıp, üstünden daha iki gün bile geçmeden kıvırmasını neyle açıklayacağız? Demek ki neymiş, “yiyemeyeceğin salatalığı yatağına almayacaksın”mış!..)
Aslında tüm bunları, Fenerbahçe medyasının planlı ve programlı bir oyunu olarak düşünmek lazım. Gelişmeleri kendilerine göre yorumlayıp, kamuoyunu da buna göre yönlendirmek hususunda pek maharetli olan Fenerbahçe medyası, şike yapmak ve çete kurmaktan tutuklu başkan ve yöneticileri olan bir takımın ne de masum olduğunu her gün gözümüze sokup, insanları, “Bu ceza da biraz fazla kaçtı artık!” noktasına getirmeyi başarmadı mı? Bu soruşturmanın ilk çıktığı zamanki tepkinizi hatırlayın : Fenerbahçe derhal küme düşürülsün, kupa bize verilsin, zararımız giderilsin diye ortalığa düşen bizler, sanki bu soruşturma süreci hiç yaşanmamış, telefon kayıtları gözümüze sokulmamış, şikeli maçlar ortaya konmamış gibi, hiçbir takım hakkında, hiçbir cezai müeyyide verilmeden başlayan “tertemiz lig”imize nasıl da uyum gösterdik!..
Bu yazının konusu bunlar değil aslında. Bu yazının konusu, yaşanan ve belli tiplerce gerildikçe gerilen bu ortamda Trabzonspor Basketbol Kulübü’nün Fenerbahçe ile bir maça çıkacak oluşu. Böylesi bir ortamda, daha sonra “Ah keşke şu tedbirleri de alsaydık da tüm bunlar yaşanmasaydı” denmemesi için, İstanbul Valiliği ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün harekete geçirilmesi ve normal bir basketbol müsabakasından çok daha fazla önlem aldırılması gerekiyor.
Bu ilk maç Trabzon’da oynansaydı, Fenerbahçeli medyanın olayı ne boyuta getireceğini az buçuk tahmin edebiliyorsunuz değil mi? Maçın, böylesi bir ortamda Trabzon’da oynanmaması gerektiği üzerine yüzlerde haber yapılmış, onlarca uyarı/yorum yazısı yazılmış, sürekli olarak Trabzon Valiliği ve Trabzon emniyetine “Çıkabilecek olaylar hakkında sizi uyardık. Artık bundan sonra ne olursa sorumlusu sizsiniz” tehditleri savrulmuş ve ne yapıp edip maçın Trabzon’da oynanmasının önüne geçilmek istenmişti. Araya bir de sos olarak Fenerbahçeli bir yabancı basketbolcunun, “Can güvenliğimden şüphe ediyorum” demeci ve çocuklarıyla birlikte çekilmiş fotoğrafı serpiştirilmişti. Maçın Trabzon’da oynanmasının iptali sağlanamazsa da, daha şimdiden çevre illerden takviye emniyet güçleri istenmiş, Trabzon’un bir terör (!) kenti olarak terörist saldırıları kronolojik sıra halinde sayılmış ve şehrin gerilmesi için ellerinden gelen her türlü imkân kullanılmıştı.
Belli ki, bizim tüm bunları yapacak gücümüz yok. Elbette böyle bir ahlakımız da. Ancak, takımımızı kurbanlık bir koyun gibi bıçağın önüne de atmamalıyız. Bu sebepten, gerekirse Trabzonspor Futbol Kulübü de devreye girerek, yaşanması muhtemel tüm provokasyonların daha şimdiden halli için İstanbul Valiliği ve Emniyet Müdürlüğü uyarılmalıdır.
Cumartesi akşamı, “Keşke” dememek için biz tedbirleri aldıralım. Bu ülkede varlık sebebi olarak “şiddet”i gören ve bunu bir rant kapısı haline getiren grupların, bu maçtan önce, maç sırasında ve maçtan sonra çıkarabileceği olayların, daha da büyük başka olaylara sebebiyet verebileceği hiç unutulmamalıdır. Gerçek şu ki, şiddetin doğuracağı tek şey, sadece, biraz daha fazla şiddettir.
12.10.2011.
Av. Yusuf Reha ALP

________________________


04.10.2011

Köpeklerin Ağzı!..

 

Hürriyet gazetesi, geçen sezondan bu yana Trabzonspor ile ilgili oldukça ilginç yayınların altına imza atmakta.

Trabzonspor ile rakibi arasında açılan puan farkını sahada kapatmanın zorluğunu anlayan gazetenin Fenerbahçeli yönetim kadrosu, devre arasında yayınladığı ve kamuoyunu manipüle etmeye yönelik olduğu aşikar “Penaltılar irdelenmeli” haberiyle istediği etkiyi yaratmasını bilmişti.

Trabzonspor’un bu süreci, her zamanki gibi, yanlış yönetmesiyle hakemler ve futbol federasyonu baskı altına alınmış, bunun üzerine bir de (şampiyonluğu garanti altına alabilmek için, bizim ancak sezon sonunda öğrenme şansı bulduğumuz), anlaşmalı maçlar oynanmış ve netice itibarıyla Trabzonspor’un şampiyonluğu göz göre göre elinden (ç)alınmıştı.

Geçtiğimiz sezon bitiminde yapılan bir röportajda, “Önümüzdeki sezon Eskişehirspor, Sivasspor ve Ankaragücü takımlarını iyi takip edin, çünkü Trabzonspor’un ahını alanların beli hiçbir zaman doğrulmamıştır” demiştim. Cumhuriyet (Fenerbahçe değil ama ha, Türkiye Cumhuriyeti’nden bahsediyoruz burada!) Savcılığı, sezon bitimini bile beklemeden bu takımlardan, en azından şimdilik, ikisinin belini kırıvermiş, işi kaderin elinden çekip almıştı. Benim “ah alanlar” kategorisine sokmadığım Fenerbahçe de, bu işin bonusu olarak önümüze konmuştu.

Emniyet Müdürlüğü ve yargının bu cesurca operasyonuna, Türkiye Futbol Federasyonu’nun (tıpkı onlardan beklendiği gibi) aynı cesaretle katılamaması sonucu bu sezon maalesef bu üç takımın katılımı ile başladı. Bize çocukluğumuzdan beri hep aynı örnekle bir şey anlatmaya çalışan büyüklerimiz (“Elmalarla armutlar toplanmaz!”), şu sorunun cevabını veremediler elbette : Suçlular ile suçsuzların aynı kefeye konduğu başka bir medeni ülke var mıdır acaba?

Ülkemizin garip bir adeti olarak tarihe not düşelim de, bizden sonraki kuşaklar okuduğunda (söz uçar yazı kalır ne de olsa!) vücutlarının pislikleri akıtmaya yarayan bölgeleri ile gülsünler : Suç var, suçlu var, gel gör ki ceza yok!

Şimdi elbette bazı aklıevveller, henüz yargılama sürecinin tamamlanmadığı ve aksi ispat edilinceye kadar herkesin masum olduğu ilkesini hatırlatacaklar. Onlara uzun uzun ceza muhakemesi açısından geçerli ve aynı zamanda da gerekli olan bu ilkenin spor hukuku söz konusu olduğunda hangi noktada devreye gireceğini anlatamayacağım. Düşünme kabiliyeti olan varsa aralarında, sahada kırmızı kart gören bir futbolcunun, neden, “Bir dakika, benim bu hareketim böyle bir ağır cezayı gerektirmiyordu. Görüntüleri yeniden seyredelim, gerekirse şahit göstereyim, yargılamam yapılsın, kart ondan sonra verilsin” diyemeyeceğini düşünsünler, kâfi.

Sadece, ortalığa dökülen telefon kayıtları, maç incelemeleri, soruşturmada adı geçen kişilerin birbirleriyle ispatlanan ilişkileri ve savcının görüşü bile şikenin varlığını alenen tescil etmeye yeterliyken, üstüne bir de UEFA’nın Fenerbahçe’yi ihraç ve Trabzonspor’u davet kararı gelmesine rağmen, Türkiye (!) Futbol Federasyonu, yine cesur olamadı ve kendisinden beklenen kararı veremedi. Bu noktada, Trabzonspor olarak belki de bu kirli oyunun bir parçası olmayacağımız ve acil olarak bir karar verilene kadar böylesi pis bir ligde yer almayacağımızı deklare etmemiz gerekiyordu. Tuttuk tam tersini yaptık, federasyona süre verdik, lige başladık, Fenerbahçe’nin durumunu anladığımızı belirten demeçler verdik ve yasanın değiştirilerek şike yapanlara hapis cezası verilmemesini kabul eden kulüplerden biri olduk. Oysa, haklılığımızın verdiği güçle oluşturabileceğimiz kamuoyu desteği, bin tane Fenerbahçe’yi yıkmaya yeterdi, olmadı ıskaladık.

Tüm bu süreçte Hürriyet gazetesi, Trabzonspor ile ilgili provokatif yayınlarına devam etti. Özellikle Feridun Niğdelioğlu, Ercan Saatçi ve Funda Ayaz gibi isimler, bir şeyleri sürekli olarak kaşımanın ve karşı tarafı tahrik etmenin son derece vahim sonuçlar doğuracağını düşünmeden yazdılar, çizdiler. Bu kadroya arada bir de olsa Ertuğrul Özkök de katıldı ve mezkur korodan çıkan kakafoni, Türk futbolunun zaten kirli olan ortamını daha da fazla kirletmekten başka bir amaca hizmet etmedi.

Gazeteler, elbette, resmi yayın organları değildir. Yorum ve buna dayalı olarak eleştiri, elbette herkesin olduğu gibi gazetecilerin de en doğal hakkı ve aynı zamanda görevidir de. Ancak bu görevi yerine getirirken, kendinize amaç olarak, “Halkın doğru haberi alma hürriyetini” değil de, “Bağlı bulunduğunuz camiaya hizmet etme” şiarını benimserseniz, bunun adına gazetecilik denmez. Tıpkı yazdığınız sayfalara gazete denemeyeceği gibi.

Hürriyet, benim, “Acaba bugün ne yazmışlar?” diye merakla okuduğum, Ahmet Hakan, Yılmaz Özdil, Özdemir İnce, Hadi Uluengin, İsmet Berkan gibi pek çok değerli yazarla dolu. Ancak tüm bunların yanında, gözünü hırs bürümüş ve kulak kesildikleri camialardan başka herkesin sesine sağır olan insanların bu gazetedeki varlığı, ülkenin geleceği açısından beni dehşete düşürüyor. “Ülkenin geleceği açısından”  diyorum, çünkü, bu ülkenin, öyle veya böyle, en etkili gazetelerinden birinin, yaptığı haberleri sadece ve sadece bir çevrenin çıkarına dayalı olarak yapmak gibi bir haber namussuzluğu içine girmesini çocuklarımıza nasıl açıklayacağız? Bu hal, kısaca, “Evladım bu ülkede düzen böyle işliyor” diye geçiştirilemeyecek kadar önemlidir. Biz, çocuklarımıza, “Bu ülkede namusluların sesi, namussuzlardan daha çok ve daha gür çıkar evladım” demek istiyoruz.

Evet, biliyoruz, Hürriyet gazetesi çok satıyor. Ama doğru bir azınlığın, yanlış bir çoğunluktan daha kalabalık olduğunu da biliyoruz. Aynı siyasi fikri paylaşmasak dahi, dürüstlüğüne hiç tanımadan kefil olabileceğimiz Yılmaz Özdil gibi bir gazetecinin yazı yazdığı bir gazetede, koskoca bir camiayı “Onursuzluk”la itham eden bir cümlenin haber değeri taşıdığını düşünen sözde gazetecilerin de oluşuna şaşırıyor, bunu haber yapmakta hiç sakınca görmeyen editörlerin varlığına inanamıyoruz. Tüm bunlara rağmen, yine de efendiliğimizi koruyup, sakin bir şekilde tepki vermek gerektiğine dair insanlara uyarı mesajları atıyoruz. Çünkü biliyoruz ki :KÖPEKLERİN AĞZI DEĞDİ DİYE DENİZ KİRLENMEZ!

 

 


Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.