Ahmet Hakan, Şamil Tayyar'dan öyle bir mail aldı ki...

İşte O Mail...

Ahmet Hakan, Şamil Tayyar'dan öyle bir mail aldı ki...

 "Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’dan bir e-mail aldım. Aşağıya aynen aktarıyorum. Noktasına, virgülüne dokunmadan... Bunu şu maksatla yapıyorum: Bir milletvekilinin bir gazeteciye tepki gösterirken düzeyini nerelere kadar düşürebileceğini göstermek için... Okuyun... Ve siz de görün: Bir milletvekili, hangi seviyede tepki veriyor."



Hüriyet'ten Ahmet Hakan'ın yazısı


Bak Ahmet

GAZİANTEP Milletvekili Şamil Tayyar’dan bir e-mail aldım.

Aşağıya aynen aktarıyorum. Noktasına, virgülüne dokunmadan...
Bunu şu maksatla yapıyorum: 
Bir milletvekilinin bir gazeteciye tepki gösterirken düzeyini nerelere kadar düşürebileceğini göstermek için...
Okuyun...
Ve siz de görün:
Bir milletvekili, hangi seviyede tepki veriyor.
* * *

“KİMDEN: ŞAMİL TAYYAR
TARİH: 13 Aralık 2011 Salı 11.39
KİME: Ahmet Hakan
KONU: Cevap
Bak Ahmet,
Defalarca programına davet ettin, çıkmadım, çıkmayacağım. Çünkü kalın kafalıların programına çıkmıyorum.
Yayın talebini reddettikçe aleyhimde yazıyorsun.
Yazmana devam et, senden tırsacağımı sanıyorsan yanılıyorsun.
En az şerefsizler kadar cesurum. Unutma ki bu yasaya 549 vekilden 284’ü “evet” oyu kullandı.
İlk 8 tahliye başladı.
Sevin, arkası gelecek, biraz sabret...
ŞAMİL TAYYAR.”

Baktım Şamil



BAKTIM Şamil...
Baktım ama “kalın kafalı” ve “şerefsiz” gibi hakaretlerden başka bir şey göremedim.
Zaten tartışmalı olan efendiliğini iyice bozmuşsun.
Çok görmüyorum, yadırgamıyorum ve sana yakıştırıyorum.
* * *

Ama tutumunda sana bile yakışmayan bir durum var:
Gerekirse milletvekilliğini bile bırakmaktan söz ettiğin ve “çıkmasın” diye kelle koltukta savaş verdiğin o “yasa”, liderinin işaretiyle çıktı.
Senin de ellerin böğründe kaldı.
Bir anda bütün havan söndü. Hırslandın, öfkelendin. 
Liderine karşı efendiliğini bozacak cesarete sahip olamadığın için de efendiliğini bana karşı bozuyorsun.
İşte bu tutum var ya... Sana bile yakışmıyor.
* * *

Bana “Senden tırsacağımı sanıyorsan devam et” demişsin.
Benden tırsacağını hiçbir zaman sanmadım. 
Dolayısıyla bana meydan okumana gerek yok.
Meydan okuyacaksan buyur, liderine karşı meydan oku.
Çünkü ondan tırstığını bırak sanmayı, bariz bir şekilde görüyorum.
* * *

“İlk 8 tahliye başladı” demişsin.
Bir acı haberi verir gibi...
Sanki 8 insanlık düşmanı ipten kazıktan kurtulmuş gibi...
Soruyorum:
- O 8 kişi hakkında yargı kararı var mı?
- O 8 kişi affa mı uğradı?
- O 8 kişi beraat mı etti?
Adamlar “tutuklu” yargılanıyorlardı, şimdi “tutuksuz” yargılanacaklar.
Sizin demokrasinizde “tutuksuz yargılanma”, yargılanmadan sayılmıyor mu? 
* * *

Sen milletvekilisin, programımıza davet ederiz... Bin kere davet ederiz, sen de bin kere “hayır” dersin.
Ne var bunda?
“Programına katılmadım, ondan böyle yazıyorsun” denir mi?
Ben sadece seni değil, birçok kişiyi programıma davet ediyorum ve birçok kişiden “hayır” yanıtını alıyorum.
Oturup onların aleyhinde yazı mı yazıyorum? Bu mudur yani?
Biri seni eleştirdiğinde, arkasında mutlaka bir şey aramak zorunda mısın?
Bir eleştiri, sadece öyle düşünüldüğü için dile getirilmiş olamaz mı?
* * *

Neyse... Neyse... Bütün bunları geçelim.
Şamilciğim...
Ben aslında sana çok basit ve çok yalın bir soru soracağım:
“Madem ‘şike yasası’nın aynen iade edilmesi lobilerin, çetecilerin, Ergenekoncuların marifetidir, o halde liderin de bu odakların oyuncağı mıdır?”
Lütfen bu soruya benim “kalın kafam”ın alacağı şekilde bir yanıt verebilir misin?
Tırsmak yok ama...


Neden ‘Bu filme gitmeyin’ diyorum

-
“BU filme gidin” demenin meşru olduğu bir ortamda, bu filme gitmeyin demek de meşrudur.
- “Bu filme gitmeyin” demek, sadece “Ben bu filmi pek beğenmedim, benim kafamdaysanız siz de beğenmezsiniz” anlamındadır.
- Hiçbir yazar tek başına bir filmin gişesini batırmak ya da çıkarmak gücüne malik değildir.
- Bir filme emek verilirken ya da para harcanırken, “Bu filme gitmeyin” türü yaklaşımların göze alınması gerekir.
- Bir filmi şişirmenin ve pohpohlamanın alıp başını gittiği bizim gibi ülkelerde, bazı yazarların “Bu filme gitmeyin” tavrı koyması “dengeler” adına yaşamsaldır.
- Bir film büyük ilgiyi hak ediyorsa, yeryüzünün en güçlü yazarı “Bu filme gitmeyin” dese bile hak ettiği ilgiyi görür.

Melleler ah melleler


ÖĞRENDİM: “mele” de denirmiş, “melle” de denirmiş, “mela” da denirmiş.
Türkçesi “molla” demekmiş.
Cumhuriyet döneminde resmen kapatılan ancak yeraltında faaliyet gösteren Kürt medreselerinde eğitim alanlar kastediliyormuş.
Diyanet İşleri’nde “melleler” için bin kişilik kadro açıldığı haberini alır almaz etrafa şöyle bir kulak kabarttım.
İşittiğim sesleri takdim ediyorum:
* * *

- CHP’lilere sorarsanız: Atanamayan öğretmenler varken melle ataması da neyin nesi?
- Pozitiviste sorarsanız: Eller aya biz yaya...
- AKP’liye sorarsanız: Devlet millet kaynaşması...
- BDP’liye sorarsanız: Devletin melleler eliyle Kürtleri asimile etme çabası...
- Mellelere sorarsanız: Geç bile kalındı.
- MHP’lilere sorarsanız: Ne mellesi, ne mollası?
- Kemaliste sorarsanız: Türkiye mollalar, melleler ülkesi olamaz.
- Diyanet’e sorarsanız: Bin kişilik kadro devede kulaktır. 
- İmam-hatiplilere sorarsanız: Pedagojik formasyonları yok.
- Kürtlere sorarsanız: Melleler, imam-hatiplere ilmi tersten okutur. 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.