Bunlar da onlardır!

Yener Yanık yazdı...

Bunlar da onlardır!

( Analiz yazısı olduğu için ancak bu kadar kısa tutabildim. Bundan dolayı affınıza sığınıyorum. Malum, her zaman yazmaya fırsatım olmuyor. )
 
Kimine göre var olma mücadelesi, kimine göre tek adam diktatoryası…
 
Kimine göre 15 Temmuz bir senaryo, kimine göre 15 Temmuz İkinci Kurtuluş savaşı…
 
YENİKAPI denilen bir ruha, yeni kapı açtık derken, birileri Artvin mermisinin ardından bu kadar dublörlük yeter diyerek bildik haline dönüp, ağabeyini bile isyan ettirirken sonra da birilerinin dilinde Milli Güvenlik sorununa dönüştü, yaftasıyla takdim ediliyordu.
 
Kim, kiminle, nerede, nasıl…
 
BEŞ N 1 K’dan ibaret bir matruşka…
 
Evet,  bu topraklarda yüzlerce yıldır her şey matruşka…
 
 Son altı yılda “Gezi olayları ile başlayan ve en son 15 Temmuz ile zirve yapan operasyonlar”ın her birinde bir biriyle alakası olmayan hatta bir birlerine düşmanmış gibi gözüken her unsurun aslında matruşka olduğu gerçeğini anlamış olduk.
 
Baykal’ın tasfiye edilişinde Fetö,  muhalefet ilişkisini;
 
 Dumanlı ve Kışanak görüşmesiyle Fetö- PKK sarmalını,
 
 MİT tırları hadisesinde malumparti- Fetö ve Cumhuriyet gazetesi - Jan Dündar kirli ilişkilerini çok net gördük.
 
Fetö’den aranan tüm savcı ve hakimlerin hatta NATO konseptli Türk(!) askerlerinin  Almanya’ya ya da İngiltere’ye ilticası, tüm terör örgütlerinin Avrupa’da cirit atışı, Türkiye gazeteci hapishanesi diyen Jan Dündar’ın da Almanya Cumhurbaşkanının sadık dostu Rintintin’i oluşu bu matruşkanın boyutunu izah etmek için yeter de artar bile…
 
7 Şubat,  Gezi, 17-25 Aralık, Mit Tırları, 6-8 Ekim, 7 Haziran, 24 Kasım Rus Uçağı ve son olarak 15 Temmuz bir birinden çok çok farklı darbe girişimleri olsa da aslında merkezinde Erdoğansız bir denklemi öngörmekle birlikte,  bu ön görüyü meşru görerek ya da parola kılarak Türkiye’yi tarumar etme operasyonlarıydı.
 
Erdoğan, bu süreçlerin hepsinden çok dahafazla  güçlenerek çıktı. Hele hele ki 15 Temmuz sürecindeki feraseti ve cesareti ile bir milletin hatta ve hatta bir ümmetin kaderini de belirlemiş oldu.
 
15 Temmuz,tarihin en büyük ihanetlerini de  barındıracak kadar adice, kahpece bir darbe girişimiydi.
 
Belki de işin gerçek yüzünü  yıllar sonra öğrenip de “vay anasını, bu da ha, bu bile öyle mi” diyeceğimiz ne isimler, ne olaylar matruşkaya namzetti.
 
Marmaris’te darbeyi saat 21.00’da enişteden öğrenen bir Başkomutan, 15 dakika ile ölümden kurtulurken geride cevap bekleyen yüzlerce soru vardı.
 
Kaldığı otelde Anadolu Ajansı- TRT başta olmak üzere birçok yayın kuruluşuna açıklama yapmasına rağmen ne tuhaftır ki bu açıklamalar yayınlanmadı.
 
CNNTÜRK’eface-time üzerinden bağlanarak halkı ancak darbeye karşı sokağa çağırabildi.
 
Kedi misali 7 can taşıyan Erdoğan, şehadeti arzulasa da bu arzusunu kendi adına kendisinden çok daha fazla isteyenleri de bu süreçle birlikte çok daha  iyi tanımış oldu.
 
Erdoğansız bir Türkiye’yi sadece malum çevreler değil, derin Ak Particiler de istiyordu.
 
Yakın bir tarihte gerçekleşen kabine başının değişikliğinin neden yapıldığını düşünürseniz ne demek istediğimi de anlamış olursunuz.
 
Anlayacağınız hem 17-25 Aralık hem 7Haziran hem de 15 Temmuz sürecinde Erdoğan bizzat dava arkadaşlarım dediği arkadaşları tarafından yalnız bırakıldı.
 
Ben demiyorum, kendisi söylüyor…
 
“Yalnızım dostlarım yalnızım yalnız” şarkısı misali “yalnızım” dedi geçen ki konuşmasında Erdoğan. Arkamda sadece milletim var demesi de bunun teyidiydi.
 
İçerde PKK-FETÖ-OHAL-HDP, dışarda Avrupa ile gerilen ilişkiler ve Fırat Kalkanı ile içinde olduğumuz savaşla adeta bıçak sırtı bir durum yaşanırken asıl gizli savaş ise evin içinde yaşanıyordu.
 
 
15 Temmuz’un ardından başlayan Fırat Kalkanı ve sonrasında Erdoğan doktrini diye bilinen Lozan sınırlarına karşı bir başkaldırışın zikredilişi, Şanghay cilveleşmeleri ya da gerekirse Hak bildiğimiz yolda yalnız yürürüz resti, 1839 Tanzimat Fermanı ile yüzümüzü döndüğümüz Batı ile yol ayrımına gelmememizgibi birçok meydan okumalaröyle yenilir yutulur çıkışlar da değildi Batı için.
 
Bu sert çıkış ve had bilmezlik:
 
Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir, misali  Ekonomik dayağın da başlaması için yeterliydi.
 
Her bir darbe bir öncekinden farklı gerçekleşmesiyle dikkat çekmişti.
 
Son tangodaki darbe girişimi ise diğerlerinden çok çok farklı olarak sahaya sürülürken bu sefer maalesef belki de diğerlerinden de farklı olarak ekonomik soslu bu yeni darbe girişimi derin Ak Parti tarafından da destekleniyordu.
 
Bu Kasımpaşalı, bu Karadeniz uşağa bu sefer dere geçerken at değil, deniz geçerken gemi değiştireceğini herkese  haykırıyordu.
 
Deliydi, gözü karaydı, yapar mı, yapardı… Halk, zaten arkasındaydı. Bir de Başkanlık diye tutturup muvaffak oldu mu daha da iflah olmazdı.
 
Peşinden referanduma gider, Avrupa’ya rest çeker NATO’dan da çıkardı.
 
NATO gemisi onlar için Nuh’un gemisi ise Nuh’un torunları da o geminin kürek çekenleriydi. Ve o geminin olmazsa olmazlarıydı.
 
İşte işin bam teli de can ipliği de  tam da burasıydı.
 
Çünkü bizde; NATO tandemli, Batı eksenli tüm paradigmalar MHP başta olmak üzere tüm partilerin ruhuna sinmiş durumdadır.
 
Ya İngiliz ekolü ya da Alman ekolü hâkimdir Türk parlamenter sisteminde… Bütün yasalar, sistemler kısacası her şey Batı’dan mürekkeptir.
 
 
 
İngiliz Mandası mı, Amerika Mandası mı olsun derken, bir yorgan bir battaniyemiz olsun bizim olsun diyerek bize kurdurulan bu devlet, Lozan’ın gizli 36 maddesinde  çizilen yol üzerinde gitmek zorundadır.
 
Uzarsa budayın, solarsa sulayın parolasıyla 93 yılı geride bırakan bir devletin başına 93 yıldır örülen tüm çoraplar (darbeler, ihtilaller, suikastlarvs. )  bu pencereden değerlendirilmelidir.
 
“Derin İngiliz aklı, Masonik devlet yapılanması “1952’den sonra yerini NATO doktrini”ne bıraksa da iki yüz yıllık rotanın sapmasına, ray değiştirilmesine asla müsaade edilmemiştir.
 
Bu süreç gerçekten bambaşka bir süreçtir.
 
Başarılması halinde  iki yüz yıllık pranganın sökülüp atılmasının haricinde tüm dünya dengelerini alt üst edecek bir başkaldırı olacaktır.
 
Bu zamana kadar kim bu sistemin dışına çıkmaya cüret etmişse bir şekilde tasfiye edilmiştir.
 
 
Mısır- İran- Türkiye üçgeninde; Mısır ve İran biat ettirilirken( Mısır’da Mursi devrildi, İran’a ambargo kaldırıldı -Suriye koridorunun sözü verildi ),  Türkiye’nin bu oyunları bozması her şeyin sonu olmaya namzettir. Çünkü Ortadoğu’ya sahip olmak cihana sahip olmaktır, bu üç ülkeyi himaye etmek de Ortadoğu’ya hakim olmak demektir.
 
Mısır ile Süveyş Kanalını ve İsrail’in varlığını,
 
 İran ile Orta Asya,  Çin ve Hindistan’a açılış kapısını,
 
Türkiye ile de tüm enerji yollarının kilit noktasını elinde tutacak güç dünyayı yöneten güç olacaktır.
 
İşte bütün savaş ve içteki hesaplaşma da bunun içindir. Ve bunun için tüm aktörler sahadadır ve adı konulmamış III. Dünya savaşının kilit ülkesi de Türkiye’dir.
 
Onun için Tayyip Erdoğan tasfiye edilmelidir. Ilımlı isimler onun yerine geçmelidir.
 
17 Aralık’tan sadece 45 gün önce İngiltere’de:
 
Benim tercihim parlamenter sistemden yanadır diyen dönemin Cumhurbaşkanı ile
 
7 Haziran’ın ardından, Ana Muhalefetle koalisyona hevesli olan ve halk başkanlığı kabul etmedi, parlamenter sisteme devam diyen dönemin Başbakanı, iki yüz yıllık bir zihinsel kodla işte bu yüzden STRATEJİK DERİNLİK peşindedirler.
 
Olası bir Başkanlık sisteminde siyasi olarak silinip gidileceklerini bildikleri  ve zihinsel kodları itibari ile NATO doktrininde oldukları, Erdoğan’a rağmen bir şey yapamayacaklarını da bildikleri için bu sefer onlar da işin içindedirler…
 
Gerekirse, ayrı bir parti kurmak dahil her seçeneği denemekten kaçınmayacaklardır.
 
Ve Erdoğan, bundandır ki kendini yalnız görüyor. Ve her seferinde onları da çeşitli açılışları bahane ederek arz ı endam ettiriyor ve Özal- Mesut vari bir oluşum içinde olmalarının önüne geçiyor.
 
Ayrıca bu ikilinin haricinde kabine içinde gerek OHAL’e köpürerek (maalesef)birilerine moral veren, gerekse Avrupa’ya posta konulan şu süreçte Avrupa bir başarı hikâyesidir diye açıklama yapan, HDP’lilere çıkış yolu gösteren, İngiltere’ye methiyeler düzenleri de vsvs … siyasetçileri de yorumlarınıza bırakıyorum.
 
( Partinin ve kabinenin birçok ismi bu ikilinin siyasete  kazandırdığı isimler olması dikkatlerden kaçmamalıdır. )
 
Bir tek şehit ailesini ziyaret ederken(! ) haberdar olamadığımız, siyaset arenasından Fetö eliyle  kaset kumpasıyla tasfiye edilen kişinin, HDPKK’lı Ahmet Türk’ün eşine geçmiş olsuna gitmesini de bu matruşka nezdinde takdirinize bırakıyorum…
 
Erdoğan- Bahçeli- Yıldırım- Soylu ve bu halk…
 
Ümmetin ve bu milletin kaderi Erdoğan ile birleşti.
 
 
Amerika- İngiltere ve Avrupa için Türkiye’nin Rusya ve Çin ile bir arada olması ya da bağımsız hareket etmesi bunlar için kıyametin kendisi olacağı için Erdoğan’a karşı (tıpkı diğerleri gibi)  suikast dâhil her şey denenecektir.
 
Şu an belki de bunu yapmamak için ve belki de en az onun kadar etkili olacak bir yöntem olan Ekonomik Tusinami için düğmeye bastılar.
 
Suni depremlerle sıcak paraya bağımlı Türkiye’yi sallıyorlar. Suudi Arabistan’ın 750 milyar doları da kendilerinde rehinli olduğu için Türkiye’ye gelecek her türlü sıcak para akışını kesmeye çalışıyorlar.
 
Dolar; dolup dolup taşarken, ülke önce ekonomik krizle, ardından tabana yayılan kademeli bir isyanla sonrasında da malum voltran oluşumuyla 9. Türbülansa gebe gibi duruyor. (Ama bu planların üstünde de bir plancının olduğu malumumuz… )
 
Ah şu yürek neler biliyor, zamanı gelince her şeyi söyleyeceğim, yalnızım yalnız diyen Erdoğan ve bu yüce millet ikinci kurtuluş savaşını verirken, Bahçeli’nin Atatürk yaşasaydı, sizi İzmir’den denize dökerdi dediği bir partinin Genel Başkan Yardımcısıson darbeye karşı bakın nasıl bir reçete sunuyor:
 
 
OHAL'i kaldır, başkanlık ve referandumdan vazgeç, Şanghay’ı unut AB çapasına sarıl, milli mutabakat yönetimini kur, 1$ 3TL'nin altına düşer.
 
 
DEMEK ki doların çıkışı tamamen spekülatif...
 
EKONOMİK darbeyle dize getirilmek istenen Türkiye gerçeği aşikar...
 
GEZİKALILAR da talep etmişti ya gezi olaylarında: 

3. Köprüyü,  3. Havaalanınıyapmayın, Marmara’yıdurdurun, Kanal İstanbul' u aklınızdan geçirmeyin vs. vs...
 
Bu sözleri diyen kim: 
Obama mı, Trump mı Merkel mi, Çipras mı...
Hayır...
Diyen bizden biri:
 
Şöyle bir araştırayım dedim zat ı şahaneleri, 1973 Saint Joseph Lisesi mezunu...
 
1856, Islahat Fermanı ile binlercesi açılan bu misyoner okulları, 150 yıldan beri devletin tüm damarlarına kümelenmiş zihniyetleri yetiştiriyor...
 
BALE ile dans eden, piyanoçalan, papyontakan, kırmızı şarap içen, ruhen Paris' te Londra' da yaşayan, Hacca gitmeyi, pis Arap’a para kazandırmak olarak gören bir zihniyete lafımız çok da seküler, Türk ve Müslüman düşmanı bir damar da bir yere kadar...
 
Osmanlı'yı yıkan zihniyet de bunlardır, çağdaşlık, LAİKLİK, Batı, Kemalizm şemsiyesi altında değerlerimize sövenler de bunlardır...
 
Ağaç demiş ki baltaya, sen bana bir şey yapamazdın ama ne yapayım ki sapın benden…
 
O misal, bu misal bunlara misal…
 
Bunları anladık da içimizdeki bunlara ne diyeceğiz, diye bunları düşünürken, onların, bunlarla hareket etmelerini anlamak da ayrı bir zoruma gidiyor.
 
Onda bunda şundadır
Şunda bunda ondadır
NATOCU, BATICI kimdeyse
BUNLARIN GÖNLÜ ondadır



Ezcümle… BUNLAR DA ONLARDIR

 

Etiketler; #yener yanık
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.