Çözüm sürecinin önü kesilmemeli

CHP'nin en önemli isimlerinden Murat Karayalçın, İmralı ile başlayan görüşmelere ilişkin konuştu.

Çözüm sürecinin önü kesilmemeli

Dışişleri eski Bakanı, CHP’nin en önemli isimlerinden Murat Karayalçın, CHP içinde yaşanan tartışmaları değerlendirdi.

Yeni bir CHP-SHP ayrışmasının yaşanıp yaşanmayacağı yorumlarının yapıldığı bugünlerde o ayrışmayı geçmişte yaşayan bir isim olarak önemli uyarılarda bulundu.

Yaşanan tartışmaların ideolojik ve parti kimliği ile ilgili olmadığının altını çizdi. Kılıçdaroğlu’nun son zamanlarda yaşadıklarını belki de en iyi anlayan kişi. Yine, 1991 seçimlerinde SHP-HEP işbirliğinin fikri temellerini anlattı ve İmralı ile başlayan görüşmelere ilişkin görüşlerini açıkladı.

CHP PM üyeliği görevini yürütmekte olan Murat Karayalçın, “Yerel seçimlerde aday olacak mısınız” sorumuza ise “Hayır, aday değilim” cevabını verdi.

RÖPORTAJ: SEDA ŞİMŞEK / sedasimsek@bugun.com.tr

Türkiye'yi barışa taşıyabilecek her süreçten yararlanılması gerektiğini söyleyen Karalayçın, "CHP, gelişmelere göre, daha ileri aşamalarda destek verilebilir" dedi

* Bugün İmralı ile başlayan görüşmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tavrımızı parti olarak çok açık bir biçimde ortaya koyduk. Genel Başkan, CHP'nin AKP'ye yeni bir kredi açtığını ifade etti, cesaret ve ufuk isteyen bir anlayış olduğu kanısındayım ve destekliyorum. Maalesef kendisi için altın değerinde olan bu fırsatı Başbakan'ın yeterince kullanmadığını düşünüyorum.

BARIŞA GÖTÜRÜLSÜN

* Bu sorunun çözümünde Öcalan'a nasıl bir rol biçiyorsunuz?

Katkısı olabilecek, Türkiye'yi barışa taşıyabilecek her süreçten yararlanılmalı. Kimin katkısı olacaksa, hangi süreç işletilecekse işletilsin sonuçta Türkiye kabul edilebilecek bir çerçevede, kamuoyunun da içine sindirebileceği bir çerçevede barışa götürülsün. Biz bu koşullarda buna açığız, gelişmelere göre, daha ileri aşamalarda destek de verilebilir. Sürecin önünü kesmemek gerektiğini biliyorum.

BAŞKA PARAMETRELER DEVREYE GİRMİŞ

* Öcalan tek başına yeter mi?

Çözüm parametrelerinin Türkiye sınırlarını aşmakta olduğu bir sürecin içinde olduğumuzu düşünüyorum. Türkiye'nin izlemekte olduğu Orta Doğu siyasetinin de burada ciddi sorunlar yaratmasından endişe ediyorum. Kuzey Irak'ta, Suriye'de yaşananlar, Maliki ile Türkiye'nin ilişkileriÖ Son bir hafta içindeki ABD'nin uyarılarının gittikçe ağırlık kazanmaya başladığını görüyorum. Bu sorunun, içine girdiğimiz sürecin bizi götüreceği yer yalnızca Öcalan'dı, Kandil'di filan değil, başka aktörler, başka parametreler devreye girmiş bulunmakta.

DİKKATLİ OLALIM

* Ne zaman Türkiye bu sorunu çözmek için adım atsa, süreçlere yönelik sabotajlar olmuş.

Türkiye de sabotajlarla karşılaşıyor, CHP de sabotajlarla karşılaşıyor, biz de sabotajlarla karşılaşıyoruz. Onun için dikkatli olalım diyorum, birlikte çalışmayı öneriyoruz. Birlikte olursak, bu sabotajlara karşı da kendimizi esirgeriz.

ÖZÜR DİLENMESİNİ BEKLİYORUM

* 1991'de, SHP-HEP birlikte seçimlere gitmişti. Bugün dönüp baktığınızda o işbirliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hem cumhuriyetçi hem de sosyal demokrat mülahazalarla o kararı almıştık. Biz, 1989'dan itibaren Kürt sorununun çözümü için çeşitli projeler geliştirdik. Bunları seslendiren insanlar olarak "bölücü", "vatan haini" diye adlandırıldık, eleştirildik, siyasi olarak linç edildik. Keşke 89'da, 90'larda, 2000'lerde bu noktaya gelinseydi de bu kadar insanımız ölmeseydi. Meclis'te terörle ilgili hazırlanan komisyon raporu, kaybettiklerimizle, harcadıklarımızla ilgili verileri ortaya koydu. Milattan önceden söz etmiyoruz, son 20-30 yılda yaşadıklarımız bunlar. Bu sıralarda moda, herkes kendisinden özür dilenmesini bekliyor, ben de doğrusu çıkıp birilerinin bizden özür dilemesini , "Ya arkadaş kusura bakmayın, biz size yanlış yaptık" demesini bekliyorum.

‘Ne alsak, ne versek...’

* Bu işbirliğinin fikri temeli neydi?

Bana göre, Kürt sorunu, terör sorunu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu sorunu bir düzlemde, birbiri ile ilişkili olsa bile ayrı ayrı ele alınması gereken kavramlardır. Hem cumhuriyetçi hem de sosyal demokrat kimliğimizle Kürt sorununu esas aldık. Üniter devlet ve ulus devlet sınırları içinde biz bu sorunu çözmeliyiz dedik. Ne vurulacak bir tek yurttaşımız ne de verilecek bir tek çakıl taşımız var. Şimdiye kadar seslendirilen düşüncelerde, Kürt kesimi için "Alsak alsak ne alsak, ne talep etsek" anlayışı, Türk kesimi için de "Ne versek, neleri kabul etsek" anlayışı egemen oldu. Almak ve vermek işlemleri üzerine dayanan bir ilişki yaşandı. Bu yanlıştı, bu böyle olmamalıydı.

‘Toprak kardeşiyiz’

* Şimdi nasıl olmalı?

Biz bu toprakların insanlarıyız, biz bir defa toprak kardeşiyiz. Yurttaşlığın dışında biz bu toprakların kardeşleriyiz. Kürtçe de Türkçe de bir yığın dil de bu toprakların dili. Şimdi üniter devlet ve ulus devlet anlayışı çerçevesinde acaba birlikte yaşamak için ne yapmalıyız? Nasıl ortak yaşayabiliriz? Bunu çalışmalıyız, bunu tartışmalıyız. TBMM'de temsil edilen siyasi partiler ikişer temsilci belirlesin, parlamento dışında da akil insanlar diyebileceğimiz isimleri versinler. Meclis içinde ve dışında bir araya gelip, birlikte yaşamamızın parametrelerini ortaya koyalım.

CHP YURTTAŞIN KİMLİĞİ OLDUĞUNU KABUL ETTİ

* CHP içerisinde ortaya çıkan ulus, millet, milliyet tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kendilerini "ulusalcı" olarak tanımlayan, kendilerini "yenilikçi" olarak tanımlayan arkadaşlarımız, milletvekili düzeyinde, PM üyesi düzeyinde, parti yöneticisi, grup yöneticisi düzeyinde tartışmaktalar. İşin ilginç tarafı şu: Parti programımızda ne ulusalcılık ne de yenilikçilik diye bir kavram var. Parti terminolojisinde olmayan, parti programında bulunmayan sözcükler ve kavramlar üzerinden bir tartışmanın yapılması siyaset pratiği ve teorisi açısından bana çok ilginç geliyor.

* Sizce milliyetçilik ile ulusalcılık arasındaki fark ne?

"Millet" sözcüğünün kökeni Arapça, "ulus" sözcüğünün kökeni de bildiğim kadarıyla Moğolca. 30'lı yıllarda dil devriminin sıralarda, Türkiye ulus sözcüğünü benimsemiş. Hatta CHP'nin resmi yayın organı gazete "Ulus" adını almış. Oradan da gelen yaygın bir kullanım söz konusu. Milliyetçiliği, bir kan bağının, kafatası bağının ya da etnik esasın, temelin ifadesi olarak değil, bir siyasi projenin ifadesi olarak kullanıyoruz.

* CHP kuruluşundan bu yana vatandaşa kendisini ne hissederse hissetsin "Türk" olmasını mı emretmekte?

Kuruluşundan 42 yıl sonra CHP, çok büyük bir atılım yapıyor ve 1965'te ortanın solunda olduğunu ifade ediyor, yani sosyal demokrasiye geçiyor. CHP son yıllarda yeni bir adım daha attı, cumhuriyetçilik ilkesi doğrultusunda yurttaşlık tanımında. Eşitlik, özgürlük, kardeşlik yurttaşlık için vardır. Yurttaşlar eşittir, özgürdür ve kardeştir. Cumhuriyetçiler için son yıllara kadar, yalnızca CHP için demiyorum, örneğin bizim çok benzediğimiz Fransız Sosyalist Partisi için de yurttaş kimliksizdi. Kimliksiz yurttaşlık kavramı savunulmaktaydı. Son 30 yıl içinde dünyada kimlikler patlaması yaşanmaya başladı. Din kimliği, inanç kimliği, etnik kimlik, siyasetin temel konuları arasında yer almaya başladı. Bunu içinde bulunduğumuz dönem getirdi önümüze koydu. Cumhuriyetçi düşünce bu gelişmelerin ışığında kendi içinde yurttaşlık kurumu üzerinden bazı düzenlemeler, yeni tanımlamalar yapma gereksinmesini duydu.

* CHP böyle bir düzenlemeyi yaptı ve içselleştirebildi mi?

Elbette CHP de bunu programına taşıdı. Bizim programımızda kimliksiz yurttaşdan kimlikli yurttaşa geçiş yapıldı. Eskiden dini, etnisitesi, inancı dikkate alınmayan, onlara karşı 'kör' bir tavır sergilenen yurttaşın kimliği olduğunu CHP kabul etti. CHP bunları tanımakla kalmıyor, bir de kimliğinin insanların şerefi olduğunu, insanların kimliklerini her yerde taşımaları gerektiğini söylüyor.

Ayrışma olacağını düşünmüyorum

* Bazı beyanlardan anlıyoruz ki bu evreleri yaşanmamış sayan milletvekilleri var.

Yani, herkes kendi pozisyonunu tanımlamakta, seçmekte özgür. Düşünceler için TSE gibi bir standart enstitüsü yok. Kullanacağımız terminoloji ve dayanacağımız kavramlar parti programında bellidir. Hiç kimse kalkıp "2008 Aralık'ta kabul edilmiş programında böyle yazıyor ama ben başka türlü düşünüyorum" diyemez.

* Yeni bir CHP-SHP ayrışması gündeme gelebilir mi?

Bence gelemez, gelmemeli, gelmesini gerektiren bir durum olduğunu zannetmiyorum. Yani, partinin siyasi kimliğinin dışında, partinin ideolojisinin dışında başka mülahazalarla yapılan bir tartışma söz konusu. Siyasi kimlikten, ideolojiden kaynaklanan bir kırılma olmaz, onun dışında bir sebepten dolayı kırılma olup olmayacağını ise bilemem.

* Sezgin Tanrıkulu'na "misafirsin" deniliyor.

O zaman kimin ev sahibi olduğunu sormak lazım. Kim ev sahibi, kim misafir? Böyle bir şey olur mu? Partide herkes partinin birinci derecede partinin üyesidir. Kimse kimseye ev sahibi olduğunu söyleyemez, kimse kimseyi "misafir" diye nitelendiremez.

'TÜRKİYELİ' DİYE BİR MİLLET OLMAZ

* Anayasada Anadolu halkları yok, "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına Türk denir" diye yazılmış.

Milletimize bir isim vereceğiz. Adımızdan önce biz bir defa millet miyiz bunu karara bağlamalıyız. Ben, "biz bir millet olmalıyız" diyorum. Hepimiz, etnisitemiz, dinimiz,inancımız, tercihlerimiz ne olursa olsun biz bir milletiz. Milletimizin adı ne olsun? Konuşalım. Buraya Türkiye diyorlar da onun için benim önerim Türk olsun. Türkiyelilik bir coğrafi tanımdır, bir adrestir. Türkiyeli diye bir millet olmaz, adrese dayanıyor. Nasıl birlikte yaşayacağımız konusunu konuşurken bütün bunları ele alalım. Biz kültürel özgürlüklerin sonuna kadar kullanılmasını, Kürtçe'nin sonuna kadar korunmasını, Kürt kültürünün bu toprakların kültürü olduğunu kabul etmeliyiz. Bu dil, bu kültür yaşayacak. İnsanlar yaşadıkları yerde güçlendirilmiş yerel yönetimlerle kendi gereksinimlerini karşılayacaklar.

* Bunlar yetiyor mu?

Yetiyor mu yetmiyor mu bunu da tartışacağız. Atatürk'ün bir projesi var, El Cezire Federasyonu. Eğer, Musul elimizden çıkmamış olsaymış, hazırlanan proje Musul'un ve Anadolu'nun bir federasyon şeklinde ele alınmasıymış. "Evet ama 1923'te böyle söylenmemişti" tartışmalarını da yapıyoruz, bu tartışmalar iyi tartışmalar, bunları yapalım ama o zaman daha Musul Misak-ı Milli içindeydi. Musul'u daha kaybetmemiştik. Birbirimizi olduğumuz gibi sevip, sayarak, kardeşçe yaşayacaksak bunun koşullarını birbirimize anlatmalıyız, birbirimizi ikna etmeliyiz. Böyle yaşayamadığımızı görüyoruz.

KAYNAK: BUGÜN GAZETESİ
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.