Erbakan'ın Öcalan'a gönderdiği mesaj

Dönemin Başbakanı Erbakan, Abdullah Öcalan'a kiminle hangi mesajı gönderdi? Asker, Erbakan'ın mesajından neden rahatsız oldu? ABD'nin askere "darbe yap" mesajı neydi?

Erbakan'ın Öcalan'a gönderdiği mesaj

Ak Parti Gaziantep Milletvekili Gazeteci Şamil Tayyar, 1996 yılında iktidar olan REFAHYOL hükümeti döneminde yaşanan Devlet-PKK teması sırasında yaşanan diyalogları son kitabı olan Kürt Ergenekonu Derin PKK'nın Gizli Kodları kitabında okuyucularıyla paylaştı.

Dönemin Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan'a kiminle hangi mesajı gönderdi? Asker Erbakan'ın mesajından neden rahatsız oldu?

Tayyar'ın kitabında aktardığı diyaloglar:

ORDU-PKK EL ELE: 28 ŞUBAT İKTİDAR

1990'lı yılların ikinci yarısında intihar saldırılarıyla kitleselleşeceğini, Karadeniz açılımıyla daha geniş coğrafyada at koşturacağını düşünen PKK, bu planındaki zorlukları 28 Şubat sürecinde aşmaya çalıştı. Askerin, neredeyse tüm enerjisini 28 Haziran 1996'da kurulan Refahyol hükümetini yıkmaya harcaması ve teröristle mücadelede polisi devre dışı bırakarak güvenlik zaafına yol açması karşısında PKK, hedefe ulaşmak için en uygun şartların oluşmaya başladığını görerek, 1997 yılını "final yılı" ilan etti.

Bu atmosferde, Başbakan Necmettin Erbakan'ın Kürt sorununa ilişkin çözüm arayışı ise ne PKK'yı ne Öcalan'ı heyecanlandırdı. Oysa Erbakan, daha hükümetin kurulduğu ilk günlerde 27 Temmuz 1996 günü RP Genel Merkezi'ndeVan Milletvekili Fethullah Erbaş ve Araştırmacı Yazar İsmail Nacar'la biraraya gelerek, Özal'la kesintiye uğrayan barış sürecini yeniden başlatma niyetindeydi.

Erbakan için Nacar tercihi önemliydi. Çünkü: Nacar, 1993 yılında Barış Kardeşlik ve Dayanışma Komitesi'ni kurmuş, aynı yıl 29 Ekim'de Leyla Zana, Hatip Dicle ve Ahmet Türk'ün aralarında bulunduğu Kürt siyasetçilerle birlikte basın toplantısı düzenlemişti. Mesut Yılmaz ve Alparslan Türkeş'e kadar birçok siyasetçiyle bir araya gelmiş, 15 Eylül 1995'te Brüksel'de PKK Lideri Öcalan'la telefonda görüşmüştü.

Zübeyir Aydar ve Murat Bozlak'ın öncülük ettiği, emekli bir öğretmenin evinde gerçekleşen bu telefon görüşmesi, hayli ilginçti. Kıta Dur kitabımda ayrıntılı olarak aktardığım bu görüşme tutanakları, Öcalan'ın megaloman ruh haline esir, farklı bir dünyanın insanı olduğunu ortaya koyuyordu:

Nacar: Yanımda arkadaşlarınız var. Onlar beni çok iyi tanırlar. Bu meselenin barışçıl bir yolla çözümü için çabalıyorum. Sakın yanlış anlaşılmasın devlet sözcüsü falan değilim. Bu, benim kişisel inisiyatifimdir.

Öcalan: Anlıyorum.

Nacar: Eğer siz ve arkadaşlarınız silahlarınızı bırakıp teslim olursanız, bu meselenin barışçıl yollardan çözümü kolayla şabilir. Belki genel bir affın çıkarılması söz konusu olabilir.

Öcalan: Sayın Nacar, bunun mümkün olacağını düşünüyor musunuz? Teslim olduğum gün beni idam ederler. Madem teslim olmamı istiyorsunuz, o zaman idam yerini de söyleyin, bu iş bitsin.

Nacar: Öyle olacağını sanmıyorum. Şeyh Said meselesini unutmayın. Yarın dengeler değiştiğinde CIA ve MOSSAD kendi eliyle sizi Türkiye'ye teslim edebilir. Bu tarih, öyle çok bir tarih değildir. Ondan önce siz inisiyatif alın. Ocalan: Ben Ortadoğu denkleminde önemli bir aktörüm. Hiçbir güç beni teslim edemez.

Bu görüşme, Öcalan'ın tarihin akış yönünü iyi okuyamadığını ve kendisine haddinden fazla önem atfettiğini gösteriyor. 15 Şubat 1999'da Türkiye'ye paketlenip teslim edilmesinde o iki istihbarat örgütünün ağırlıklı rolü vardı. Ayrıca 12 yıldır cezaevinde ve idam edilmedi.

"APO'ya söyle teslim olsun"

Erbakan da Öcalan ve arkadaşlarının silah bırakmasıyla birlikte Kürt meselesinin çözüleceğine inanıyordu. Nacar'a şöyle dedi: "Biz bu meseliyi iyilikle, dostlukla, kardeşçe, barışçıl yöntemlerle çözmek istiyoruz. Tarih boyunca kardeş yaşadık. Yakından takip ediyoruz. Siz de barış inisiyatifi içindesiniz. Kendilerine (Öcalan'ı kastederek) söyleyin dağdaki arkadaşlarıyla birlikte silahlan bırakıp teslim olsunlar."

Sadece hükümetin değil devletin vereceği güvenceyle sorunun çözülebileceğine inanan Nacar, Erbakan'a şu uyarıyı yaptı: "Bu mesele, bir devlet projesi geliştirilerek çözülebilir. Bunun için de devletin tüm kurumları arasında mutabakat şarttır."

Erbakan iyimserdi: "Siz gidin kendileriyle konuşun. Teslim olsun. Bir arada barış içinde yaşamak için devlet üzerine düşeni yapacaktır."

Öcalan, yakalandıktan sonra İmralı'daki sorgusunda, Erbakan'ın çözüm girişimini doğruladı ancak kendi yaklaşımıyla ilgili doğru bilgi vermedi:

"Necmettin Erbakan 1996 yılında Başbakan olduktan sonra bana Suriye'de bulunan ve Suriye devletine yakın olduğunu bildiğim Ağa kod adlı Mervan Zerki ile Suriye'de benim temsilcim olarak bulunan Delil kod vasıtası ile Erbakan'ın mesajı geldi. Erbakan'ın bana ulaştırdığı notta 'Güneydoğuya siyasi, ekonomik ve kültürel açılımlarda bulunmak istediklerini, bu nedenle barışın sağlanmasını, ateşkesin ilanını öneriyordu. Ben de bu görüşü kabul ettim ve yine aynı şahıslarla mesaj gönderdim. Erbakan hükümeti zamanında Ankara ile mektuplaşmalarım oldu. Erbakan'a mektup gönderdim. Bana cevabı geldi. Karşılıklı olumlu yazışmalarımız oldu. Yine RP iktidarında İsmail Nacar isimli şahıs zaman zaman benimle telefonda görüştü ve arabuluculuk tekliflerini iletti."

Erbakan'ın bu girişimi, ilk MGK toplantısında krize dönüştü. Kurulun asker üyeleri, Erbakan ve arkadaşlarına sert tavır aldılar. Daha hükümetin üçüncü ayında post modern darbe senaryosu olgunlaştırılmaya çalışıldı. ABD de bölgesel çıkarlarına aykırı gördüğü Refahyol hükümetinin idam fermanını imzaladı.

ABD Dışişleri, 30 Ekim 1996'da Ankara büyükelçiliğine gönderdiği belgede, hükümeti devirmeye yönelik girişimlere kapıyı araladı. Belge, Wikileaks yayınları gibi Ankara'dan Washington'a gönderilen ve dedikodulara dayalı ham istihbarat notu değil, Washington'da karara dönüştürülmüş ulusal güvenlik belgesiydi.

Belgede dönemin ABD Dışişleri Bakanı Warren Cristopher'in imzası var. Ankara'nın yanı sıra bilgi olarak Atina, Beyrut, Moskova, Sofya elçilikleri ile Cenevre, NATO ve BM Amerikan misyonlarına ulaştırılmış.

Koalisyon ortaklarının birlikte eleştirildiği belgede şu değerlendirmeler yer alıyor:

"- Türk hükümetinin milli eğilimlerinden ve Başbakan Erbakan'ın ideolojisinden ilham alarak dış politikayı Batı'dan ayırıp Arap ve Müslüman dünyasına doğru yeniden yönlendirilmesinden dolayı derin endişe içerisindedir. Kanaatimizce Türkiye'nin İran, Irak, Libya, Nijerya ve Sudan ile bağlarını kuvvetlendirmek konusundaki mevcut tutumu, bizim milli menfaatlerimize aykırıdır, düşmancadır.

- DYP, Erbakan'ın radikal İslami söylemlerini ılımlaştırmada başarılı olamadığına göre, kendisinin RP ile koalisyonu verimsiz görünmektedir. Biz inanıyoruz ki, Tansu Çillerin koalisyondan çekilmesi Erbakan'ı düşürür ve ülkeyi genel seçimlere götürür. Sonuç kesin olmamakla birlikte RP büyük ihtimalle seçimlerden eskisinden daha güçlü olarak çıkacaktır.

- Türkiye, Birleşik Devletler'in anahtar stratejik ortağı olarak kalmak mecburiyetindedir ve onun bu pozisyonunu gerçekleştirip sürdürmedeki başarımız, bizim milli menfaatlerimizi doğrudan etkileyecektir. Türk askeriyesi, bu sonucu elde etmeye doğru daha büyük çaba sarfetmesi için harekete geçmeye zorlanmalıdır. Bu konudaki aksiyon planlarınızı ve yorumlarınızı bekliyorum."

Çok açıkça ifade ediliyor; Hükümetin devrilmesi için "Türk askeriyesinin harekete geçmesi için zorlanması" gerekiyordu.

Öylede oldu...

............................................................................

Ordu-PKK el ele

Bu arada derin devletin askeri unsurları ile PKK kadroları arasındaki sıcak temas sürdü. Tırmandırılan terörle hükümetin daha kolay düşeceği varsayılıyordu. Onlara göre, terörle mücadele, hükümetin yumuşak bölgelerinden biriydi.

Dönemin Emniyet İstihbarat Başkanı Bülent Orakoğlu, terör tehdidine karşı yürüttükleri istihbarat çalışmaları sırasında, PKK'nın cezaevleri sorumlusunu dinlemeye aldıklarını, telefon dinlemesi sırasında bu kişi ile ordu içinde bir grubun işbirliği içinde olduğunu tespit ettiklerini açıkladı.

Bu bilginin dinleme kayıtlarında mevcut olduğunu ve dönemin yetkililerine bildirdiklerini belirten Orakoğlu, dinlemeye aldıkları kişilerden birinin Selim Okçuoğlu olduğunu anlatırken, "Eğer o gün görevden alınmamış olsaydım Okçuoğlu'nu alıp bir hafta içinde bu bağlantıları ortaya çıkaracaktım" dedi.

Orakoğlu, 28 Şubat sürecinde görevden alınmasının sadece Çevik Bir ekibiyle çatışmasının değil derin devletle PKK arasındaki ilişkiyi tespit etmesinin önemli rolü olduğu düşüncesinde.

Öcalan'ın bir dönem en muteber adamlarından biri olan Selim Okçuoğlu, yıllarca PKK'nın cezaevi sorumluluğunu yaptı ve derin devletle irtibatlı oldu.

Erbakan'a By-Pass, Şam'a mektup

Başbakan Erbakan'ın Kürt sorununun çözümüne ilişkin başlattığı atak, TSK tarafından sıcak karşılanmadı. Özellikle Öcalan'la dolaylı temas kurularak sorunun kökten çözümü konusunda yürütülen bu çalışmalar, post modern darbe girişimin gerekçeleri arasına kondu. İlginçtir, o tarihlerde Öcalan'a gönderilen bir mektup nasıl bir oyun planlandığını ortaya koyuyordu.

Öcalan, İmralı'da sorgulanırken askeri savcıya şöyle dedi:

"Özal'ın ölümünden sonra 1996 yılı içerisinde avukat Selim Okçuoğlu vasıtasıyla ordu kaynakları olduğuna inandığım bir mektup aldım. Mektubun yazılış üslubundan hem ciddi olduğuna ve hem de Genelkurmay kaynaklı olduğuna inandım. Mektupta bizim ateşkes ve siyasi çözüm konusunda hem cumhurbaşkanı hem de başbakan ile temasımızın olduğu, ancak başbakanın ve cumhurbaşkanının bu konuda ön hazırlıklarının olmadığı, ayrıca, bu konuyu çözecek güçlerinin de olmadığı ifade ediliyordu. Daha başka mesajlar da vardı.

Ben mektubu bütün olarak değerlendirdiğimde Genelkurmay kaynaklı olduğuna iyice inandım. Mektupta Türkiye'nin bölünmesinin bize de bir yarar getirmeyeceği, ülke bütünlüğü ve devlet bağımsızlığının kesinlikle tartışma konusu yapılamayacağı, ileride olağanüstü halin kalkacağı, koruculuk sisteminin kalkacağı, Kürt kimliğinin demokratik çözüm içerisinde kendiliğinden halledileceği de belirtiliyordu. Ben yazılan mektubu olumlu buldum. Bu mektuba hem yazılı hem sözlü cevap verdim. Sözlü cevaplarımı televizyon kanalı ile veriyordum. Bu mektuplarımın ciddi bir merkeze gittiğine inanıyordum. Karşılıklarını da alıyordum. Pratikte de gelişmeler oluyordu. Bu gelişmeleri şöyle anlatabilirim. Dağdaki operasyonlarda söylenen sözlerin yerine getirikdiğini fark ediyorum."

PKK ile işbirliği yaptığı gerekçesiyle hükümete vuran TSK yönetiminin Öcalan'la temas kurarak dağdaki operasyonları durdurması, sonra da artan terör eylemlerinden dolayı siyasi iktidarı adres göstermesi ibretli bir hadisedir.

kullan

İki helikopterin sırrı

28 Şubat 1997 tarihli MGK toplantısından sonra hükümet üzerindeki ablukasını arttıran TSK, istifalarla koalisyon ortaklarının iyice güçten düştüğü mayıs ayında Kuzey Irak'a yönelik geniş kapsamlı kara harekatı başlattı. "Çekiç Harekatı" adı verilen bu operasyonu, başta Erbakan ve diğer hükümet üyeleri TV ekranından öğrendi. Ordu, bu askeri operasyonu, siyasi operasyona dönüştürmeye çalıştı.

Tuhaf bir şekilde Çekiç Harekatı sırasında TSK açısından bir ilk yaşandı. ZAP bölgesinde bir helikopterin düştüğü, 8 subay, 2 astsubay ve bir erin şehit olduğu haberi, 5 Haziran 1997 tarihli gazete manşetlerinde yer aldı.

Dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak bir gün sonra, 6 Haziran'da basının karşısına çıkarak, iki helikopterin Rus yapımı SA-7B karadan havaya füzelerle düşürüldüğünü söyledi. Paşanın açıklamasından anlaşıldı ki, PKK, 4 Haziran 1997 günü Süper Kobra tipi bir helikopteri, ertesi gün 5 Haziranda Cougar tipi helikopteri aynı füzeyle düşürmüştü. Süper Cobra'da 2 pilot, Cougarda 11 subay ve er şehit olmuştu.

O tarihe kadar, TSK, PKK düşürmüş olsa bile kamuoyunda zaaf algısı oluşturmamak için teknik arıza gerekçesini ileri sürer, incelememi sürdüğünü belirterek, iddiaları ötelerdi. Bu yaklaşım farkının, şeffaf yönetim iddiası olmadığı, toplantının sonunda anlaşıldı.

Genelkurmay Genel Sekreteri, Çekiç Güç Harekatı için gerekli ödeneğin hükümet tarafından verilmediğini iddia ederek, PKK'nın düşürdüğü iki helikopterin ateşten faturasını hükümetin kucağına bıraktı. Başbakan Yardımcısı Çiller de Maliye Bakanı Abdüllatif Şener de bu iddiayı anında yalanladı, gerekli ödeneğin verildiğini, ihtiyaç varsa ödenek artırımı yapılabileceğini söylediler.

Genelkurmay, hükümete haber bile vermeden başlattığı askeri operasyon üzerinden yeni siyasi iktidar devşirmeyi planlıyordu. Nitekim, Erbakan, bu olaydan kısa süre sonra 18 Haziran 1997'de istifa etti.

PKK'nın ise o iki helikopteri nasıl düşürdüğü sorusu hala boşluktadır. O dönem, PKK ile devlet içindeki derin unsurların en yoğun temas kurduğu dönemdi. ABD'nin koordinatörlüğünde el ele, iktidarı devirdiler. PKK'nın "final yılı" olarak belirlediği 1997, Refahyol hükümeti için "final yılı" oldu.

KİTAPTA CEVAP ARANAN SORULAR

“Ortaya çıkış öyküsü nasıl yazılırsa yazılsın, PKK ve Abdullah Öcalan, 12 Eylül düzeninin oyun kurucusu olarak sahaya sokuldu ve hâlâ pozisyonunu koruyor… PKK, birçok derin ve gizli hesabın ciro edildiği bir platform.”

60’lı yılların sonunda sağcı olarak tanınan, eylemlerde boy gösteren Öcalan nasıl birden bire sol örgütlerin içerisine girdi?

Hapse giren Öcalan’ı devlet nasıl bir operasyonla kurtardı?

Öcalan’a ev arkadaşlığı yapan subaylar kimlerdi? Diğer tüm arkadaşları tutuklanırken ona neden dokunulmadı?

Abdullah Öcalan’ın yanından ayırmadığı MİT mensubu Pilot Necati’nin sırrı ne?

Devlet 12 Eylül darbesinin gerçekleşeceğini PKK’ya neden önceden duyurdu? Diğer tüm örgütler 12 Eylül’de zarar görürken PKK bu işten nasıl kazançlı çıktı?

Sarıkız, Yakamoz, Ayışığı, Eldiven planlarını üretip, Balyoz darbe planını devre dışı bırakan Ergenekon bu süreçte yeraltına inip PKK’yı sahalara sürdü. Argümanları neydi? Hangi ataklarda bulunuldu, sonuç ne oldu?

Perinçek, neden ‘savaşan’ Öcalan’a ‘kardeşim’ derken, barış çağrısı yapan Öcalan’a ‘hain’ dedi? Aralarındaki Türk-Kürt savaşı anlaşması mı bozulmuştu?

Şemdin Sakık’a ‘Öcalan’ın başına bir şey gelseydi Yalçın Küçük’ü yeni liderimiz olarak kabul etmeye hazırdık’ dedirtecek kadar PKK içerisinde etkin olan Yalçın Küçük’ün örgüt içindeki rolü ne?

Ergenekon’dan tutuklu JİTEM komutanı Veli Küçük’ün PKK ile nasıl bir ilişkisi var?

Öcalan’ı defalarca ipten alan devlet adamlarının amacı ne?

Öcalan ve Karayılan arasında bir iktidar mücadelesi var mı? Bu çekişmede İran’ın rolü ne?

Bir devlet denemesi olan KCK yapılanmasının kodları neler?

PKK, bir Kürt-İslam sentezi mi yaratmaya çalışıyor? BDP’nin din ile ilgili çıkışının nedeni ne?

Ak Parti Gaziantep Milletvekili Gazeteci Şamil Tayyar, ‘Fırat’ın ötesindeki’ Ergenekon yapılanmasına Kürt Ergenekonu Derin PKK'nın Gizli Kodları kitabında ışık tutuyor.

KİTABIN ÖZELLİKLERİ

Kitabın adı: Kürt Ergenekonu Derin PKK'nın Gizli Kodları

Yazarı: Şamil Tayyar

Yayınevi: Timaş Yayınları

Türü: Araştırma- İnceleme

Baskı tarihi: Ekim 2011,

Sayfa sayısı: 384

ISBN: 9786051148212


Etiketler; #Öcalan #Erbakan
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.