FETULLLAHHH… FETULLLAHHH…

Yener Yanık yazdı...

FETULLLAHHH… FETULLLAHHH…

Başlıklarla gidelim…
 
YENİ ÜMİT

60'lı,70'li,80'li yıllar, darbeyıllarıydı... Toplum mahzun ve ümitsizdi, halkın çoğu fakir ve ancak kıt kanaat geçiniyordu...

Din ve inanç sürekli baskı altındaydı. Müslümanlar mağdur ediliyordu. Hele ki fakir ve cahil halkın tek umudu dinken, birileri de nihayet buradan bir damar yolu bulmuştu…

İzmir’in Kestanepazarı’ndaki bir Kuran kursunda görevligözü yaşlı, elindemendil, Allahaşkıyla, davayla ağlayan bir mübarek zat(!) vaazlarıyla yeni bir ümit olmuştu...

Yeni bir ümit vaat edip ilk önce eğitime işaret etti. İzmir, bu yeni ümidin merkez üssü olmuştu.

Yamanlar Kolejinin fakir ve zeki çocukları, zengin çocuklarına meydan okuyup, muhteşem başarılara imza atıyordu Türkiye çapında.


Bu ümitle, YENİ ÜMİT’i çıkardılar...
 
                                                                       ZAMAN

İzmir’den tüm Türkiye’ye yayılan ve bunu da Bediüzzaman Said’i Nursi’nin çizgisinde devam ettiren Hoca Efendi ( ! )zamanla itibar kazanmaya; sayılarıon binlere yaklaşan ve kendilerine abi ve abla denilen şakirtleri de mahalle mahalle içimize girmeye başladı.

Hemen hemen hepsi sakin meşrep ve güler yüzlüydü. Erkekleri, geniş kumaş pantolon giyer, badem bıyık bırakır,  kızları basmalı etek giyer ve başörtü takardı.

Hiçbirinin ağzından kötü bir söz duyulmazdı.

İlk abi ve ablalar imam olmaya yüz tutunca zaman değişmeye başlamıştı.

Ve ozaman ZAMAN’ı çıkardılar.

 
Artık zaman, orduya, emniyete, adalete "dinsizlerle mücadele etmek için" cihat ruhu taşıyan  Müslüman(!) sokma zamanıydı...

Bu şiarlarla, herkesi motive ettiler…

Yeni yeni abiler ve ablalar oturdukları mahallenin fakir çocuklarına ders çalıştırıyordu, namaz kılmayı öğretiyordu, öyle denildiği gibi korkulacak kimseler de değillerdi...
 
  • Çok iyi insan onlar baba, hele ki Ayşe Abla da aynı bizim gibi…
  • Of anne, korkma, bak Ahmet Abi ile matematiğe çalıştım, 90 aldım... Replikleri her evde duyulur oldu.
 
Halı saha maçları, evde oynanan bilgisayarlar, yapılan piknikler evin ergenlerini mest etmişti.
 

Bu abiler ve ablaların sohbeti ve yardımseverliği evlerimize girmeye başlayınca on binlerce eve, iş yerine ZAMAN' ı soktular...

Zaman geçti, çocuklar da abi ve abla olup kendi hinterlandını kurmaya başladılar... Onlar da bu kutlu davanın gururlu  bir şakirdiydi artık...

“İmam- Abi- ve bizim çocuklar” silsilesi o dönem için bildiğimiz masum bir şemaydı.
 
Yeni bir ümitle başlayan ve çok çabuk geçen zamandan sonra çoğunluğu fakir olan bizim çocuklar “Abiler,ablalarve imamlar” olduktan sonra doğdukları topraklara gelmez oldular.

Analar, kuzularına hasret kalmaya başladı...Koskaca bir yılda on gün bile gelemedi evlerine şakirtler…

Evlat kokusuna hasret  anne ve babalara, kutsal dava olan HİZMET’i gerekçe gösterdi evlatları.

Her bir şakirt, yakın akrabalarından da onlarca emmioğlunu, dayıkızını hizmete almaya başlamıştı.

Hizmet ve himmet  çizgisinde “yıllar geçtikçe kartopundan çığa dönüştü bu hareket.”

 
Allah ile konuşan, Peygamberi meclislerine davet eden bir mertebeye çıktı Hoca efendileri… Hatta Bediüzzaman da gölgede kalmaya başladı.
 Vaizlikten Kâinat İmamlığına oradan da bir nevi mehdiliğe yükselmiş gibiydi Gülenbunların gözünde…

Türkiye,Kâinatİmamına dar geliyordu artık. 28 Şubat’ta İmam Hatiplerin kapanmasına da vesile olunca işin Türkiye ayağı tamamdı.
Bir bahaneyle Amerika’ya kaçtı. Müsebbip olarak da asker gösterildi.

 
                                               SIZINTI

Amerika, 15 yaşında el atıp keşfettiği adamını, Apo’yu teslim ederken şimdi yanına alıyordu.

Hareketin merkez üssü bundan sonra Amerika idi.

Bunu tabana anlatmak ve orada daimi kalmak için de “Hizmetin Selameti” emziği şakirtlerin ağızlarına tutuldu.
 

 CIA desteğiyle 150 ülkeye "önden giden atlılar" sloganıyla sızdılar. Gönül eriydi her biri, akıncıydı sıfatları... (!)

Bir taraftan da devletin tüm kademelerine sızmaya başladılar.

 Türkeş, Demirel, Ecevit, Özal,Baykal ve Çiller ile zaten dostlukları vardı.

Amerika’ya gittikten sonra da Erdoğan ile derin dostluklar kurdular...

Ve Ak Parti döneminde altın dönemlerini yaşadılar. Ne de olsa alnı secdeye giden adamlardı her biri Uzun Adam’ın gözünde…

Altın nesil yetiştirmek ideali devletin yüzlerce kurumuna sızan şakirtlerle gerçekleşmeye başladı. Ülkenin en zeki, en donanımlı çocukları artık bunların elindeydi. 

Dava şimdiçok daha kutsaldı, bu şiarla önlerine ne engelse, dava için kaldırmak farzdı.

Hizmet için her yol mubahtı fetvası da gelince, imamlar Mehdiden aldığı emirlerle düğmeye bastı.
 
 Tuvalette abdest alınır, ima yoluyla gözle namaz kılınır, içki içilir, dine sövülür, hatta bazı bürokratların koynuna girilip dava için video kaydı elde edilir, teknik nakavtla herkesin en ince ayrıntısına kadar mahremiyeti işgal edilir,zaafları belirlenir,tehdit edilir, kumpaslarla komplolarla önlerinde olan her adam tasfiye edilir… mantığıyla her pisliği icra edip ocaklar söndürdüler…

Deşifre olmamak için Kemalist gözükebilir,gerekirse Hocaefendiye’de aleni sövülebilirdi.

Hiçbiri sorun değildi, hele günah hiç değildi, sevaptı her bir hareket…

Yeter ki hizmet akamete uğramasın…

Yeter ki cennetiniz tehlikeye girmesin. Çünkü Cennet yolu Hizmet yoluydu.

Koşulsuz ve sorgusuz bir itaat vardı… Ne emir verilecekse yapılacaktı.

Ve muhtemelen her bir şakirdin de bir sicil dosyası vardı. Ola ki şakirt yarın davadan döndüğünde, “seni şikâyet ederiz, soruları çalarak girdiğini ifşa ederiz, seni bitiririz” denilerek de iş sağlama alınmıştı.

Maddi ve manevi kelepçelerin hepsi düşünülmüştü.

 İşte bu parolalarla sorular çalındı, kumpaslar kuruldu, haklar yenildi ve altın nesil hızla sızmaya devam etti…

Ve SIZINTI’ yı çıkardılar...

                                               AKSİYON

Milliyetçilik duygumuz kabarıyordu Türkçe olimpiyatlarında... İstiklal marşımız söylenirken gözlerimiz doluyordu.

Ama ne hikmetse 150 ülkedeki yüzlerce okuldan yetişip devlet kadrolarına girip Türkiye' ye şükran sunan, yatırım yapan  bir siyaha, birbeyaza, bir sarıya hiç rastlamıyorduk biz...

 
 
Evet, artıkYENİ bir ÜMİT  ile çıkılan bu yolda kemale eren ZAMAN, her yere SIZINTI ile sızan devasa bir gücün AKSİYON zamanıydı...
Ve AKSİYON dergisi çıkar çıkmaz da hızlı bir aksiyon başladı.

2013’te Uzun Adam “Firavun, Deccal” ilan edildikten sonra büyük bir savaş başladı. Ozamana kadar iktidarı alet ederek yaptıkları her türlü hainliğin üstü iktidara ihale edilmişti.

Neler yapmamışlardı ki:

Balyoz, Ergenekon, Casusluk Davası,7 Şubat, Gezi, Kobani,17-25 Aralık, Mittırları, Baykaloperasyonu, MHP’ nin dizaynı,
Muhsin Yazıcıoğlu, Hablemitoğlu, Hrant Dink cinayetleri, Uludere, 22 Temmuz süreci, Rus uçağının düşürülmesi, bu kadar şehit verilmesi…
ÖSYM ve diğer sınavlarda soru çalma, istemedikleri adamlara kumpas kurma...

Vs.vs…vs. vs.vs. vs…

            BİZİM AHMAKLAR

 
İşin tuhafı dün bunlara ana avrat söven bizim ahmaklar özellikle 17 Aralık’tan sonra Tayyip düşmanlığı paydasında birleşerek bunlarla bir oldular.

Algı operasyonu, bunların en iyi bildiği işti çünkü.Samanyolu,         Bugün, Kanal Türk başta olmak üzere tüm yayın ve yayım organlarında algı operasyonunu muhteşemce sergiliyorlardı.
 
 
 
Hele ki 17 Aralık süreci…

Bu süreç, aslında kendi hukukçuları eliyle Uzun Adamı tasfiye etme süreci olan darbe süreciydi.

Halk bu oyunu da bozunca; toplumu, Ak Partililer ve diğerleri diye kamplara ayırmayı başardılar.

Milliyetçilerle de PKK’lılarla da, solcularla da Erdoğan düşmanlığı üzerinden kanki oldular.

Hele ki bizim ahmakların ruhuna tam girdiler… Zaman gazetesini gördüğü yerde yırtan adamlara, Zaman gazetesi okutmayı başardılar.

Darbe dedik bizim ahmaklara, hırsız var dediler. MIT tırları dedik, İŞİD ile hareket ediyor dediler…

Bak PKK ile iş birliği yapıyorlar, Kışanak ile Dumanlı görüştü dedik,  hırsız var dediler…

Ayakkabı Kutusundaki Paraya taktı bizim ahmaklar… Bu ifadenin baş harfleri bile AKP ile çağrışım yapıyor, bu bir algı operasyonu, Halk Bankasını bitirme hareketi, tamam birkaç bakan da bunun içinde oldu, dedik, Hırsız Tayyip- Zarrap ile omuz omuza dediler…

Hatta o kadar iğrençleştiler ki Ak Parti’ye sempati besleyenlerin oldukları meclislerde, cüzdanlarını tutarak hırsız var esprilerini yaptılar.

 
Ne zaman ki Hipnozda olan bu topluma BU HAİNLER altın vuruşu 15 Temmuz’da YAPTI, işte o zaman anladı neyin ne olduğunu bizim ahmaklar.

 
TÜRK TARİHİNİN EN HAİNCE DARBESİ: 15 TEMMUZ
 
15 Temmuz…

Türk tarihinde eşi ve benzeri olmayan bir hainliğin, bir dehşetin, bir cinnetin, bir ihanetin adı…

Başarılı olsalardı önce iç savaşa sürükleneceğimiz, oradan da NATO eliyle ABD’ye teslim edileceğimiz ve paramparça edilip bir asır kendimize gelemeyeceğimizin miladıydı 15 Temmuz…
 

Kaderin üstünde kader var işte… Bütün oyunları kuran, bütün oyunları bozan bir güç var…

Cumhurbaşkanını infaza giderken,40 kiloluk külçe altınları yanlarında götürerek, bu altınlarla kaçmaya çalışırken vurduk diyecek kadar adileşen bu adamlara çok şükür Mevla’m izin vermedi.

Tanka tekme atan, helikoptere in lan aşağı diyen, paletlerin önünde korkusuzca yatan, bacağı kopan, vücudu parçalanan, meclisi, külliyesi, emniyeti bombalanan, kaç gecedir sokaklarda nöbet tutan, gazi olan, şehit düşen Yüce Millet, sana selamlar olsun…

 
Bir eleştiri de bizlere…

Sırlar Dünyasını da Büyük Buluşmayı da izleyen bizler iyice uyuşturulmuştuk.

Hani diyor ya Müslüm Baba, hangimiz düşmedik bu kara sevdaya diye…

Hangimiz arkadaş hatırınaZaman gazetesi almadık

Hangimiz bunların yayınlarından soru çözmedik.

Hangimiz bunların çayını içmedik,

Hangimiz Yeni Ümit’e, Sızıntı ’ya sen adresini ver yeter, para da verme denilerek abone edilmedik,

Hangimiz Türkçe Olimpiyatlarına gitmedik.

Hangimiz Kimse Yok mu denilerek kimsesizlere kimse olmak, için bunlara para vermedik.
 
Bin kişiden binine hayır dediysek bin birinci kişiyi yollayıp damarımıza girdiler… Çok masumdular (! ) hala daha içlerinde gerçekten çokça safları var…

Demirel, Türkeş, Özal, Baykal, Çiller, Uzun Adam, sen, ben, biz… Birbirimizden farkımız yok…
 
Hangimiz düşmedik, bu kara tuzağa…

Hangimiz kandırılmadı, çılgınlar gibi…

Ezcümle… Fetulllahhhh… Fetulllahhh…

Fetulllahhhh… Fetulllahhh… 
 

Etiketler; #yener yanık
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
sezgin cengiz - 5 ay önce
Kuran'a, peygamberin sunnetiyle mi yoksa şu bu hocanın kitabıyla mı gidecegiz karar vermemiz gerekir artık.