Hoca Gül Gibi Adamdı

Yener Yanık yazdı...

Hoca Gül Gibi Adamdı

Meded meded bu cihânûn yıkıldı bir yanı
Ecel Celâlîleri aldı Mustafâ Han’ı … 
 
 
Şehzade Mustafa’nın;“babası Kanuni” tarafından öldürülmesi gibi bir tramva yarattı Davutoğlu’nun azledilişi… Nasıl ki Şehzade Mustafa unutulmadıysa, Hoca da unutulmayacaktı…
 
O zamanlardaki Osmanlı bürokrasisi Padişahı bile tasfiye edecek devlet hiyerarşisi ile müteşekkildi.
 
Babadan, evlattan ve “bir anadan doğduğun kardeşten” can alarak ve can vererek geçmeyi yani Devlet ebed müddet şiarını birileri canilik olarak yorumlasa da biz Osmanlı’dan beri hep vatan sevgisine bağlamışızdır. Bundandır ki iki sevgi arasında yanıp kavrulsak da vatan aşkı galebe çalmıştır her sevgiye…
 
 
4 Mayıs Saray Darbesi ya da Dost modern darbe diye muhalefetin dilin doladığı bu azlediliş sadece muhalefette değil Ak Parti’ye gönül verenler arasında da derin bir yese sebebiyet verdi. Çünkü Davutoğlu gerçekten gönüllere girmişti… Çalışkanlığı, samimiyeti, gülen gözleri, akademisyenliği, donanımı, kariyeri kısacası her yönüyle akıllarda iz bırakan bir Başbakan olarak tarihe geçti…
 
Şimdi gelelim bu azledilişe, meselenin iç yüzüne…
 
Bu yol ayrımının tek nedeni kesinlikle Başkanlık sistemi… Onun haricinde birçok konuda anlaşamadıklarına dair hususları başta Burhan Kuzu olmak üzere birileri ifşa etse de asıl sebep bu…
 
Abdullah Gül’ün de tasfiye edilişinin yegâne sebebi Parlamenter sistemden yana tavır alışıydı…
 
Hatırlayın… Abdullah Gül Cumhurbaşkanı sıfatıyla 26 Kasım 2014’te hem de Londra’da ( İngiltere diyorum gerisini anlayın)“benim tercihim parlamenter sistemden yana” diye bir açıklamada bulunmuştu.
 
 Gezi hadiselerinde ise Gül, Gezicilere hoş görünmek babından, mesaj alınmıştır söyleminde bulunmuştu.
 
Bu söyleme karşılık Erdoğan’ın” ben mesaj bir şey almadım, Cumhurbaşkanı hangi mesajı aldı bilemem” beyanatı ikili arasında soğuk rüzgârlar estirmişti.
 
 Bunun gibi birçok hadise olsa da Erdoğan’ın liderliği ve baskın karakteri Cumhurbaşkanı Gül’ü o süreçte dizginlemişti.  Çünkü Gül’e Cumhurbaşkanlığı yolunu açan da Erdoğan’ın kendisiydi.
 
Sonrasında Gül, Cumhurbaşkanlığındaki görev süresinin bitiminin ardından partiye lider sıfatıyla dönmek istemiş ama Erdoğan, buna karşı çıkmıştı. Hatta Davutoğlu’nun ismi açıklanmadan önce pusuda görev bekleyen Arınç’ın da önüne geçen Gül; teklif edilirse ve karşıma aday çıkmaz ise gelirim diye mesaj yollamış, temayül yoklamasında birinci olmasına rağmen parlamenter sistem savunuculuğundan dolayı Erdoğan tarafından Gül’ün üstü çizilmişti. Çünkü bu ideolojideki bir Başbakan ile çalışmak istemiyordu.
 
Başbakanken Cumhurbaşkanını seçen, Cumhurbaşkanı olmazdan evvel de Başbakanı yerine bırakıp giden bir liderlikle Erdoğan Ak parti içinde her zaman için çok çok güçlüydü.
 
20 aylık Hoca döneminde dahi parti içinde bütün olup bitenden, ters giden her şeyden an be an haberdardı.
 
Ancak dere geçilirken at değiştirilmeyecek bir ortamda( 7 Haziran Seçimi ) 20 ay gibi kısa bir dönem Başbakanlık yapan Davutoğlu ile çok uyumluymuş havası vererek devleti yönetmeye mecburdu.
 
Erdoğan ile Davutoğlu arasında da görüş ayrılıklarının olması gayet normal gibi gözükse de aslında durum hiç de öyle değildi… 
 
 Güçlü Cumhurbaşkanı, güçlü Başbakan parolası, iki seçilmişin güç mücadelesine dönmeye yüz tutunca, seni oraya getiren güce biat etmediğin an o güç, lastik reklamındaki güce dönüyordu. Yani;
 
Kontrolsüz güç, güç değildir felsefesi bir kez daha vuku buluyordu.
 
 
Gelelim vuku bulan vukuatlara:
 
İlk derin kriz Hakan Fidan’ın Milletvekili olmak için MİT Müsteşarlığından istifa edişine dayanıyor. Erdoğan’ın sır küpüm dediği ve çok değer verdiği, ilerisi için bence yerine hazırladığı bir adamı Davutoğlu’nun; seni yanımda görmek istiyorum diyerek yanına almak istemesiyle kılıçlar çekiliyor, adaylığını tasvip etmiyorum, bilgim dâhilinde değildi diyen Reis, Fidan’ı bu düelloda tekrar görevine döndürüyordu.
 
İkinci vuku ise Dolmabahçe mutabakatı…
 
Dolmabahçe’de HDP heyeti ve hükümet temsilcilerinin görüşmelerinin ardından birlikte açıklama yapılmasını (Öcalan’ın beyanatının HDP’lilerce okunmak istenmesi ve Yalçın Akdoğan’ın da bu karede yer alması) doğru bulmadığını söyleyen Erdoğan’ın , İzleme Kurulu konusunda da hükümetle kendisi arasında bir mutabakat olmadan hareket edildiğini belirtmesinin ardından Hükümetle Saray arasında bir gerginlik ayyuka çıkıyordu.
 
Arınç’ın da Cumhurbaşkanı işine baksın dercesine söylemine karşılık Davutoğlu’nun susarak, sükût ikrardandır minvalindeki davranışı Reis – Hoca düellosunun ikinci raunduydu…
 
Şeffaflık yasası”, Avrupa Birliği ile ilişkiler ve bu ilişkilerde Avrupa’nın “ Bizim muhatabımız Erdoğan değil Davutoğlu söylemi”…
 
Dokunulmazlık Yasasının teröre bulaşanları değil de bütün dokunulmazlıkları kapsayarak Meclise getirilmek istenmesiyle işin kördüğüme döndürülmesi, Mecliste HDP’lilerin eşkıyalığı ve Demirtaş’ın dokunulmazlıklar kalkarsa biz de ayrı parlamento kurarız söylemiyle işin iyice sarpa sarması gibi diğer icraatlar da cabasıydı…
 
Ayrıca aylarca İç İşleri Bakanlığında bekletilen Valiler kararnamesi, atanamayan Müsteşarlar, vekâleten göreve atanan bürokratlar da diğer vukuatlardı.
 
Gelelim yarı finale… 7 Haziran sonrasına… 
 
EĞER Erdoğan etkisi olmasaydı 7 Haziran’dan sonra Davutoğlu muhtemelen CHP ile koalisyonu kuracaktı. Çünkü Arınç’ın CNN Türk’te “ CHP ile koalisyonu birisi istemedi, onu ben söyleyemem” ifadesinden kastı Erdoğan’dı… Davutoğlu’nun etrafında kümelenen ve onu Erdoğan’a karşı dirayetli ol diye gaza veren bir ekip olduğu çok aşikârdı.
 
Hem vekillerden hem de basın eliyle bu destek ayyuka çıkmıştı. Hatta Karar gazetesinin kalemşorları açıkça Erdoğan’a cephe alıp, Davutoğlu’nun safında çoktan saf tutmuştu bile…
 
Belki bilmediğimiz çok daha sebep de olsa biz gelelim bildiğimiz finale…
 
Hatırlayın Ak Partinin seçim beyannamesini. Erdoğan’ın olmazsa olmaz dediği Başkanlık sistemi 1 Kasım seçimlerinden önce beyannameye girmedi, sonradan Davutoğlu tarafından muhtemelen Reis’in kükremesiyle, el yazısıyla eklendi.
 
İşte Davutoğlu’nun kamikazesi buydu ve kendi ipini burada çekti. Ama söylemlerinin hepsinde Başkanlık demekten de geri durmadı.
 
Aksini iddia edenler Davutoğlu’nun 7 Haziran’dan sonra TRT’deki şu açıklaması üzerinde düşünsünler:
 
Başkanlık sistemine geçmek istedik ama buna halk yetki vermedi. Şu anda yeni bir tablo var, herkes bu tabloyu var olan sistem içinde yönetmekle zorunludur.”
 
Hatta 7 Haziran seçimlerinin kaybedilmesini çoğu Ak partili vekil, sahaya inen Erdoğan’ın mitinglerine bağladı ve seçim yenilgisinden Erdoğan’ı sorumlu tuttu.
 
(Milletvekili adayları belirlenirken istişarenin yapılmadığına dair dedikodular da çok dillendirildi. )
 
Erdoğan’a bayrak açan bu gruba karşılık Erdoğan; yine ağırlığını koyarak seçimde diretti ve Ak partiyi ezici bir çoğunlukla iktidara getirmeye vesile oldu.
 
1 Kasım’dan sonra Rusya ile savaşın eşiğine gelişimiz, PKK ile şehir savaşları, Suriye’nin durumu, Avrupa ile ilişkilerde mültecilerden ötürü bileğimizin güçlenişi, Merkel’in Türkiye’yi suyoluna çevirişi, MHP üzerinden siyasetin dizayn edilişi, Bahçeli’nin aha buradayız, getirin Başkanlığınızı destek verelim sözüne rağmen Hükümetçe frene basılışı, her gün gelen şehit haberleri, patlatılan bombalar ve ölen onlarca insan…
 
Sırat köprüsünden geçilen bu altı aylık dönemin sonunda mızrakartık çuvala sığmadı ve Er refik kable't tarîk şiarını refiklerinde göremeyen Davutoğlu ile yolun sonuna gelindi.
 
Bir faninin elinin tersiyle itemeyeceği bir makamı elinin tersiyle değil de aslında Erdoğan’ın elinin tersiyle bırakan ve bu benim tercihim değildi ama bu can ona feda olsun, asilce bir veda olsan, veda da değil vefadır bu diyen Davutoğlu, kendisini siyasete kazandıran Gül’ün yolunu tercih ederek gönlümüzün gül yolundangeçerek gülerek ayrıldı.
 
Hani o gül cemalin  gülerek yanıma geldiği demler şimdi
 
Ağlarım hatrıma geldikçe gülüştüklerimiz…
 
Ve böylelikle güçlü bir Başbakan yerine güçlü bir başkan sistemine geçtiğimiz bir döneme de girmiş olduk…
 
Erdoğan, şimdiden sahaları indi bile… Herkes gider biz kalırız minvalinden Avrupa’ya, muhatabın benim, ben yazarım ben çizerim, hadi kendi yoluna postasını da koydu…
 
Yargıtay’ın MHP kararının Akşener lehine olacağını ama aynı karara karşılık MHP ‘nin Akşener’i ihraç edeceğini de varsayarsak ve üstüne üstlük Başkanlık sisteminin gölgesinde yeni Başbakan ve yeni kabine tartışmasını da işin içine katarsak Mayıs ayı yine krizlere gebe…
 
Ne varsa bu Mayıs ayında…
 
Surda gedik açanlar mayısı dört gözle bekliyordu, gezi olayları mayısta başlamıştı, İsrail; Mavi Marmara’yı mayısta katletmişti, 27 Mayıs darbesi adı üstünde… İstanbul’un fethi de 29 Mayıs’tı… Bunun misillemesi mi  başımıza örülen bu çoraplar yoksa hepsi tesadüf mü?
 
 
Bir türbülansa girdik… Bundan sonraki süreç Akşener ve Uzun Adamarasında olacak… Eski düzeni savunan ve Uzun Adam’ı sevmeyen kim varsa Akşener etrafında toplandı ve artarak toplanmaya devam edecek. Kaldı ki PKK’lı Cemil Bayık da MHP’de değişim şart diyorsa gerisini yazmaya bile gerek yok…
 
Çok sevilen bir Davutoğlu’nun tasfiye edilmesi bir risk olsa da bu risk alınıp seçim kararı alınır mı bunu da zaman gösterecek. Şu an için Davutoğlu’nun tasfiye edilmesine binaen bu riskin alınmayacağını düşünüyorum.
 
İlk iş Anayasanın değişimi ve akabinde fiilen geçilen ama adı konulmayan Başkanlık sistemi…
 
Bunun için Bahçeli’nin çaktığı selektörü Akşener’in patlatma ihtimaline karşılık bir an önce referanduma gidilmesi elzem…
 
Yargıtay;  kararını Akşener’in lehine verse de satranç ustası Bahçeli de aynı anda Akşener’in ihraç kararını verecek.
MHP tüzüğüne göre ihraç edilen bir kimse asla Genel Başkan olamaz kuralı işletilse de yargıyla ya da farklı yöntemlerle Akşener bu işin üstesinden bir şekilde gelecektir.
 
  O esnada 330 sağlanır, referanduma gidilirse Uzun Adam’ın bileği bükülmez olur.  Tersi olursa ise derhal seçim kararı alınır…
 
Bütün hesaplar bu yönde…
 
İşte bu hesapları “isteyerek ya da istemeyerek” yavaşlattığı için ya da Gül’ün yolundan gitmeyi tercih ettiği için gönlümüzün sultanı olan Şehzade Mustafa vari azledildi Davutoğlu Ahmet…
 
Diktatör, Saray Darbesi, Dost modern darbe ne derseniz deyin… 93 yılda 65. Hükümet…
 
Ortalama Hükümet ömrü 1,4 yıl…
 
Krizlerle, darbelerle, yargı ve asker vesayetiyle, ekonomik çöküşle geçen hezeyan kokan o makûs yıllar zihnimizden silinmiyor.
 
Üstelik 25 yıla yakın CHP, “Menderes, Demirel ve Özal’ın uzun yılları ve 14 yıllık Ak parti iktidarı”na rağmen 1,4 yıl…
 
İki başlılıkla buraya kadardı… Ve Hocanın azledilişi de bundandı…
 
 
Ezcümle… GÜL gibi adam gittiyse, GÜL’ün yolundan giden de gitti,   ama Hoca gül gibi adamdı…
 


Etiketler; #yener yanık
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.