Kod adı 15 Temmuz

Yener Yanık yazdı...

Kod adı 15 Temmuz

Sanayi devriminin ardından temelleri atılan ve 1800’lü yıllardan itibaren de dünyaya şekil veren İngiliz menşeili ABD patentli büyük Yahudi baronları( Rockefeller, Rothschild’ler) Osmanlı’yı yıkmayı başardıktan sonra dünya nezdinde iki büyük savaşa sebebiyet verdiler…
 
Şu an da post modern III. Dünya Savaşı ülkemiz üzerinden devam ediyor.
 
İkinci Dünya Savaşının ardından ABD eliyle dünyayı yönettiler ve yönetmeye de devam ediyorlar…
 
Fotoğrafın büyüğü bu, küçüğü ise 15 Temmuz ve FETÖ…
 
Biz önce küçük fotoğraftan başlayacağız ve birkaç yazı sonrası ise büyük fotoğrafa doğru gideceğiz nasipse…
 
………………………………………………………………………………………………………………………………
 
Sondan, yani bugünden başlayalım…
 
15 Temmuz’dan beri artık herkes Fetö uzmanı oldu.
 
Yaptıkları adilikler, hainlikler, vatana ihanetler, kumpas, devleti içten tamamen ele geçirme, insanların hayatını karartma, akla hayale gelmeyen iğrençlikler vs vs… Her kanalda, her gazetede, sosyal medyada arzı endam etti etmeye de devam ediyor bu kepazelikler…
 
Biz bunların çoğunu 17 Aralık 2013’ten beri yazdık, birçok köşe yazarı da bunları bütün çıplaklığıyla anlattı ama milletimizin  gözü 15 Temmuz’da açıldı…
 
Çünkü 15 Temmuz’a kadar yaşanılan süreçte Kuzey Kore ve Güney Kore misali kutuplaşan ülke halkı ülkenin özellikle son beş yılda cereyan eden işgal girişimlerini idrak edemedi.
 
7 Şubat, Gezi, 17-25 Aralık süreci, Mit Tırları, Kobani, 7 Haziran, 22 Temmuz, 1 Kasım, 25 Kasım, 5 Mayıs, 15 Mayıs işgalin her bir adımıydı…
 
Ve her bir adım dabaşarısız kalınca “altın vuruş 15 Temmuz”a yöneldi bu ABD’nin gayri meşru çocukları…
 
Bu süreçler anlaşılmadan 15 Temmuz idrak edilemez…
 
Kronoloji içerisinde satırbaşları ile değinelim bu süreçlere…
 
7 Şubat MIT krizi hadisesi, Hakan Fidan üzerinden Oslo görüşmeleri bahanesiyle Tayyip Erdoğan’ın kellesini alma hamlesiydi. Ayrıca o süreçte Erdoğan, gireceği ameliyat masasında tıp sosuyla öldürülecek ve böylece tasfiye edilecekti. Ama kaderin üstündeki kader oradan devreye girmeyi yeğledi.
 
7 Şubat 2012’den sonra kılıçlar karşılıklı olarak çekildi ve alnı secdeye giden adamlar denilen bu adamların hain olduğu şüphesi Uzun Adam’ın beyninde ilk kez beliriverdi ve bunlara yönelik tedbirler o günden alınmaya başlandı.
 
Tabi FETÖ de Uzun Adam’ın uyanmasının ardından iyice hainlik dozajını artırmaya başladı.
 
 7 Şubat olmayınca Gezi kalkışmasına geçildi. Ülkede ağaçlar bahane edilerek büyük bir kalkışma içerisine girildi.Ukrayna’da Arap coğrafyasında başarı sağlayan “ABD-İngiliz ve İsrail üst aklı” Türkiye’yi içerdeki maşalarıyla cehenneme çevirmeyi başarsa da Uzun Adam’ı devirmeyi yine başaramadı.
 
27 Mayıs 2013’te FETÖ’cü polislerin kışkırtmasıyla başlayan kalkışmanın ülkeye maliyeti miyarlarca dolarla zikredildi. Faiz, 4,85 ile son iki yüz yıllık bir sürecin en dibindeyken gerçekleştirilen bu kalkışmada FETÖ toplum nezdinde deşifre olmasa da yine başroldeydi… Saatlerce yayın yapan CNN-BBC; Almanya merkezli aynı anda atılan 2,5 milyon tweet, CIA-MOSSAD- MI5 ajanlarının cirit attığı İstanbul işin küresel ölçekli ispatıydı.
 
Gezi’de açılan “Zulüm 1453’te başladı” pankartını ise hala unutmadık biz…
 
 17-25 Aralık izledi geziyi… FETÖ’nün azılı savcıları yolsuzluk sosuyla Erdoğan’ı devirmeyi yeğledi. Bu onların kendi formalarıyla sahaya çıktığı ilk maçtı… Bundan dolayıdır ki kusursuz planlamışlardı her şeyi… Muhteşem bir algı peyzajına imza attılar… Zarrab, Bakanlar ve oğlu üzerinden Erdoğan’ı devirmeyi denediler.
 
ABD büyükelçisi Ricardone, Boğaz’daki baronlarla viskisini yudumlarken aynen şunu ifade ediyordu:
 
Bir İmparatorluğun çöküşüne şahit olacaksınız…
 
Bu söylem bile 17Aralık’ın yine CIA orjinli bir operasyon olduğunun ispatıydı.
 
Yaklaşık kırk ABD’li senatör Halkbank’ın İran üzerinden Hindistan’a yapılan ticaretle elde ettiği gelirden güya rahatsızdı.
 
Dershaneler üzerinden FETÖ’yü köşeye sıkıştıran ve toplum nezdinde onların gerçek kimliğini (hain ) sergilemesini isteyen Erdoğan, bu süreci de çok çok zor olsa da devrilmeden atlattı.
 
 17-25 Aralık’ın hemen peşinden 19 Ocak 2014 günü büyük bir ihanete imza attı FETÖ’cüler… Adana’da MIT tırlarını durdurdular.
 
Hatırlayın o süreçte, hem ABD’de hem Avrupa’da hem de maalesef ana muhalefet cephesinde Türkiye’nin İŞİD’e silah gönderdiği, İŞİD’i desteklediği söylemi kulakları tırmalıyordu. Musul’da 49 konsolos çalışanını rehin alan İŞİD’ in,daha sonradan bu kişileri serbest bırakması bu ilişkinin bir ispatı gibiydi. (Aslında 49 rehineyi bıraktıran ABD idi… Bu işbirliğini belgeletmek için konsolosluk işgal edildi.)
 
Adı geçen silahlar ise Bayırbucak Türkmenlerine gidiyordu.
 
Ama hainlerin planları bambaşkaydı. O silahları Adana’da yakalatan FETÖ’cülerin amacı,Erdoğan’ı teröre destek veriyor diyerek ABD’nin de desteğiyle Lahey’de yargılatmaktı.
 
15 Temmuz’un adeta bir fragmanıydı MIT tırları…
 
MIT tırları hadisesi 7 Haziran seçimlerinden bir hafta önce de FETÖ’cülerce çok adice, haince kullanıldı. 
 
FETÖ’cü askerlerin çektiği o güne ait görüntüler Cumhuriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar’ca olaydan 14 ay sonra kamuoyuna servis edildi.Çünkü 7 Haziran seçimleri çok ama çok kritik bir seçimdi…
 
Dündar; kendisine kaseti CHP ‘li bir milletvekilinin verdiğini söylemese de Kılıçdaroğlu’nun şu açıklamaları CHP’nin talihsiz tavrını net bir şekilde ortaya koyuyordu 7 Haziran seçimlerinden önce:
 
Bu silahlar nereden geliyor, hangi ülkeden geliyor, nasıl gönderiliyor, hangi gerekçeyle gönderiliyor? Bu silahlar IŞİD’e teslim edilen silahlar mı? Bu nedenle mi IŞİD’e ‘Terör örgütüdür’ denilemiyor? Ellerine silah verdikleri teröristler bizim Musul Konsolosluğumuzu basıp, 49 vatandaşımızı rehin aldılar. Acaba bu silahlarla mı yaptılar bunu? Terör örgütlerine silah gönderen bir siyasal iktidarın yaptığı bu eylemin açıklanması, terörün engellenmesi amacını taşır. Cumhuriyet bu yayınıyla Ortadoğu’daki teröristlere silah gönderen kişileri açığa çıkarmıştır. Terörün önlenmesi açısından çok önemli bir haberdir. Belki bu haber Ortadoğu’ya barışın gelmesinin de ilk habercisi olacaktır.
 
Bu açıklamalar seçim kazanmanın ülke menfaatlerinden daha elzem olduğunun manifestosuydu.
 
17-25 Aralık ve 19 Ocak 2014 MIT tırları sürecinde FETÖ’cüler Erdoğan’ın yolsuzluğa bulaşan bir imajı olduğunu topluma inandırdılar. Öbür taraftan da MİT tırları hadisesiyle İŞİD’e destek verdiği algısıyla onu iyice köşeye sıkıştırmaya çalıştılar.
 
Ve bu iki büyük yafta ile Erdoğan, 30 Mart 2014 yerel seçimlerine girdi ve bunlara rağmen zaferle çıktı…
 
Ve bu seçimlerden dört ay sonra ise çok çok kritik bir Cumhurbaşkanlığı seçimi vardı. Çünkü bu sefer Cumhurbaşkanını seçecek olan Meclis değil halktı. Bu adı konulmasa da sistemin değişiminin bir ilanıydı. Seçilmiş Cumhurbaşkanı ve seçilmiş Başbakanın olduğu bir sistem yarı başkanlık sisteminin ta kendisiydi.
 
MHP de maalesef 17-25 Aralık ile MIT tırları sürecini o dönem itibari ile net algılayamamıştı.
 
Ve bunun neticesinde özellikle başta MHP olmak üzere tüm siyasi partiler Cumhurbaşkanlığı sürecinde Erdoğan’a karşı tek aday üzerinde birleşerek seçime girdiler.
 
Birbiriyle alakası olmayan ve birbirinden hiç hoşnut olmayan 14 parti, çatı ADAY Ekmeleddin İhsanoğlu çatısında birleşmesine rağmen Erdoğan % 52 oy alarak seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı olarak tarihe geçmeyi başardı…
 
( Bahçeli o süreçte Erdoğan karşısında hiçbir şansı olmayan İhsanoğlu’nu tercih edip, Akşener’in üstünü çizmişti. Bahçeli’nin Devlet aklı aslında bu süreçte de bambaşkaydı ama öyle gözükmek zorundaydı. )
Ve o tarihten sonra Başkanlık iyice ülke gündemine oturmaya başladı.
 
İşte bu çok çok büyük bir hadiseydi ABD ve İngilizlerce… Çünkü bir şeyi kontrol ederek her şeyi yönettikleri mekanizma olan Cumhurbaşkanlığı ellerinden çıkıvermişti.
 
Koalisyonlarla istediği gibi yönettikleri bir ülkenin Başkanlık sistemine geçmesi onlar için kabul edilebilecek bir seçenek değildi.
 
Dikkat edin, özellikle bu süreçten sonra (şimdilerde günah çıkartan) Kılıçdaroğlu, “diktatör, tek adam, Hitler” yaftalarını nedendir bilinmez o dönemde Erdoğan’a karşı fütursuzca ve daha çok sergiliyordu. Hatta aynı söylemleri tüm Avrupa medyasında da duyuyorduk.
 
ABD, İngiltere ve şürekâları Erdoğan’ın bu başarısını ve bu başarı üzerinden göz hapsinde tuttukları Türkiye’nin ellerinden kayıp gitmesini hazmedemezdi ve bundan sonra belli ki çok daha üst perdeden geleceklerdi.
 
Bu arada Uzun Adam öncülüğünde tüm engellemelere rağmen yol alan Türkiye, zamanla eskisinden farklı olarak söz dinlemez bir hal almaya başlamıştı. Denileni yapan değil, dediğin yapan, gündemi belirleyen değil, gündem belirleyen bir rotada gitme isteği taşıyordu. Boyundan çok çok büyük işlere kalkışan ve çoğunu da başaran bir ülke olma yolunda hızla ilerliyordu. Dünyanın en büyük havaalanını, Mondros’u by pas edecek Kanal İstanbul’u, Marmaray’ı, Üçüncü köprüyü, yerli savunmayı konuşması ve yapması tahammül edilecek türden işler de değildi.
 
Çok geçmedi ve seçimlerden iki ay sonra düğmeye basıldı…
 
Cici çocuk Selahattin Demirtaş ABD’ye çağrıldı, 15 Temmuz’un mimarlarından Graham Fuller( kızının adını ANKARA koyacak kadar bu ülkeye aşina)  ile görüştü… Son talimatları aldı, FETÖ’cü polis ve askerlerin kendisine bu süreçte destek verileceğinin mutluluğuyla ülkeye döndü…
 
 Suriye’de ABD’ ce oluşturulan suni tsunami ile 6-8 Ekim 2014’te Kobani olayları vuku buldu. Elliden fazla insanın öldüğü bu olaylarda amaç, Gezi’de başarılamayanı başarmak, Kürtleri kalkışmaya zorlayarak ülkede büyük bir kargaşa ve kaosa sebebiyet vermek suretiyle bir iç savaş başlatmaktı…
 
Kobani olaylarında FETÖ’cü asker ve polisler yine başroldeydi. 6-7 Ekim olayları sırasında 85 emniyetçinin aynı anda rapor aldığı ve 800'e yakın emniyet personelinin de izin istediği tespit edildi… Ayrıca polis aracından bilerek kalabalıklara ateş edildiği de kayıtlara geçti.
 
 
Duyarlı ve vatansever Kürtler bu sefer oyunu bozan taraftı.
 
Bir sonraki yazıda Davutoğlu dönemi,  7 Haziran ve sonrasını anlatacağım nasipse…
 
…………………………………………………………………………………………………………….
 
Yazıyı 30 Temmuz 2015’te kendi faacebook hesabımdaki şu paylaşımla bitiriyorum:
 
Oruca dair meşhur bir fıkra vardır bu coğrafyada...
 
Zinaya hevesli biri, oruç halindeyken hocanın birine günbegün yaptığı zina aşamalarını anlatır...
 
Hoca da her seferinde:
 
Niyetuhu bozma devam et, diye karşılık verir...
 
Fıkranın sonunu bilen bilir...
 
Gezi,17- 25 Aralık, Mit tırları, Kobani gibi olayların hepsinde kamuoyunun yarısı Erdoğan  nefretiyle hareket etti...
 
Bunun c.başkanı sosuyla ülkeyi ele geçirme ya da en son çare olarak darbeye gerek kalmadan işi bitirme aşamaları olduğunu kimse anlamadı...
 
O başladı, sonuçalınamadı, bubaşladı, olmadı...Diğerine geçildi... O da olmadı diğeri,diğeri,diğeri...


 
Ve final: 15 Temmuz...
 
Toplumun yarısındaki bu nefret ve bu derin suskunluk birilerine öyle bir cesaret verdi ki 15 Temmuz'da da aynı suskunluğu,nefreti hatta bu yönüyle desteği beklediler...
 
Yoksa TV’ler uydudan çoktan kilitlenir, radyo, internet felç edilirdi...
 

Tiyatro diyen ahmakların anlamadığı bu...
 
 
Nedense kimseye dert anlatamadık...
 
Devlete,millete,Müslümanlığa,Türklüğe yapılan her zina aşamasında, niyetuhu bozma devam et diyen bir güruh vardı...
 
Ta ki 15 Temmuz' a kadar...
 


Etiketler; #yener yanık
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
- 4 ay önce
Dunun bugunun ozeti gibisiniz hocam davutoglunun gidisi abi kavraminin ise yaramamasimiydi