Lozan; kabul etmiyoruz ulan

Yener Yanık yazdı...

Lozan; kabul etmiyoruz ulan

15 Temmuz’dan sadece 9 gün sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasının 93. yıl dönümü münasebetiyle yayımladığı mesaj şu şekildeydi:
 
Bugün, Cumhuriyetimizin kurucu belgesi olan Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasının 93. yıldönümüdür.
 
Aziz milletimizin inanç, cesaret ve fedakârlıkla elde ettiği zafer, Lozan Antlaşması ile diplomasi ve uluslararası hukuk alanına taşınarak tescil edilmiştir.
 
Bu anlaşma, yeni kurulan devletimizin tapusu niteliğindedir.
 
Lozan Antlaşması’nın içeriği, bu anlamda başta milli irade ve demokrasi olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin sahip olduğu temel ilkelerin değeri, bugünlerde çok daha iyi anlaşılmaktadır.
 
 
29.09.2016 yani o konuşmadan sadece 68 gün sonra:
 
Erdoğan,  Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen 27'nci Muhtarlar Toplantısı'nda ise, darbe girişimine ilişkin Lozan hatırlatması yaparak, "15 Temmuz Türk milletinin ikinci bir Kurtuluş Savaşı'dır bunu böyle bilelim. 1920'de bize Sevr'i gösterdiler, 1923'te Lozan'a razı ettiler. Birileri bize Lozan'ı zafer diye yutturmaya çalıştılar"
 
Şöyle bağırsan sesinin duyulacağı adaları biz Lozan'la verdik. Kıt'a sahanlığı ne olacak, havada ne olacak, karada ne olacak hala bunun mücadelesini veriyoruz. İşte bunun nedeni, o anlaşmada masaya oturanlar. O masaya oturanlar bunun hakkını veremediler, veremedikleri için onun sıkıntısını şimdi biz yaşıyoruz”
 
Peki, 68 günde ne değişti…
 
Gölge CIA Strafor ve ABD’deki bazı think tank denilen düşünce kuruluşları 15 Temmuz’un ardından Türk ordusunun 15 yıl kendine gelemeyeceğini, Suriye ve bölgeye müdahil olamayacağını, çok zayıfladığını ve büyük bir zafiyet yaşadığını söylediler.
 
Aslında haksız da değillerdi. Generallerin yarısından fazlası ihraç edildi 15 Temmuz’dan sonra…
 
Son iki yüz yıllık darbe geçmişimize bakıldığında general rütbesinde bu kadar generalin darbeye karıştığı bir kalkışma görülmemişti.
 
60 ihtilali Orgeneral Cemal Gürsel haricinde Albaylar ve daha alt rütbelerin kalkışmasıydı. 38 kişilik Milli Birlik Komitesi ülke yönetimine el koyduktan sonra, 14’ler denilen ve içinde Türkeş’in de olduğu çoğu üye darbeden sonra pasifize edilmeye çalışılmıştı.
 
80 darbesi dönemin Genelkurmay Başkanı Evren öncülüğünde gerçekleştiği için emir komuta zinciri içerisinde alt rütbedekilerin müdahil ya da muhalif olma şanslarının pek de olmadığı bir darbeydi.
 
28 Şubat yine Genelkurmay ve kuvvet komutanlarının silah kullanmadan gerçekleştirdiği bir darbeydi, 27 Nisan ise bir ilkti ve bildiriyi ben kaleme aldım diyen Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın sahiplendiği post-modern bir darbeydi.
 
Bu darbelerin hiçbirinde Meclis bombalanmadı,  devletin polisi şehit edilmedi, sınırlar PYD ve PKK vari örgütler için boşaltılmadı, MIT binanız ve başkentinizdeki emniyet binanız tarumar edilmedi, kendi Genelkurmay başkanınız rehin alınmadı, kuvvet komutanlarının yüzükoyun yere yatırılıp kelepçelenmedi…
 
En yakıcısı( 12 Eylül )  gerçekleştiği için 80 darbesi akıllarda yer edinse bile 15 Temmuz gerçekleşmediği için neyin ne olacağı hususunda zamanla çok şeyi daha iyi kavrayacağız.
 
 
Gelelim dünkü açıklamalara…
 
Cumhurbaşkanını; kimisi yine gündem değiştirdi( OHAL’in uzatılması vs… )  diye suçluyor, kimisi tabiatı zaten böyledir bu adamın diye ona karşı olan öfkesini, kinini ortaya koyuyor.
 
Gelin bu tartışmaları bir tarafa bırakarak ufak bir analize çıkalım…
 
1699 Karlofça’da 24 milyon km karedeyken, 1909’ a kadar 11 milyon km kareye düşen koca bir İmparatorluk,  Lozan’da; 780 bin km kare olmaya razı gelmek zorunda kalıyordu.
 
Üstelik Lozan imzalanmadan hala Osmanlı toprağı sayılan yerler( elimizde kalan ) en az dört milyon km kareyi buluyordu.
 
24’te bir bile kalamayışımızın sebebini Lozan’a bağlayacak değilim. Çünkü tarihi kendi şartları içinde ele almak inancına sahibim.
 
Ama üç ay önceki bir zaman yakın tarih sayılıyorsa ve o tarih de ihanet yönüyle en kahpecesi diye addediliyorsa o zaman şunu herkes iyi bilsin:
 
Eğer ki 15 Temmuz gerçekleşse idi 200 bin km kare gibi bir toprak parçasında esarete duçar olacaktık ve yüzlerce yıl kendimize gelemeyecektik, belki de yok olup gidecektik.
 
Erdoğan’ın çıkışını da bu yönüyle ele almak gerekir.
 
Peki, Erdoğan için neydi 68 günde değişen şartlar…
 
 
Kanımca, İlki Fırat Kalkanı… Bu operasyonla ABD’nin bütün planları suya düştü. Dolayısıyla İngiltere- Almanya- Fransa ve İsrail’in de…
 
Ey şanlı asker, ey şanlı ordu denilen bir ruh başardı bu işi…
 
Yirmi yıl kendine gelemez denilen, üstelik Ergenekon ve Balyoz gibi davalarla iyice eritilmiş, 15 Temmuz’da da gerek sayı gerekse de moral anlamında iyice tarumar olmuş bir Ordu, en güçsüz gözüktüğü anda, en içinden vurulduğu bir anda destanlar yazarak küresel planlara dur dedi.
 
Diğer taraftan ABD eliyle ha bire desteklenen PKK’yı da onun destekçisi HDP’yi de polis ile birlikte Türkiye içinde hendeklere gömdü.
 
Devam edecek bu diriliş, bu başkaldırış… Dik duracağız, diklenmeyeceğiz çıkışı, dikleniyoruz hadi var mı ötesi denilen bir çizgiye geldi…
 
İyi düşünmek gerekir. Lozan’ı aslında kim ihlal etti.
 
 Ankara Antlaşmasına rağmen Irak’ı fiilen üçe bölen, 800 km karelik Suriye sınırımızı kevgire çeviren, beş yıl içinde ülkemizde beş büyük darbeyi tertipleyen, en son olarak da 15 Temmuz ile bunu perçinleyip bizi iyice yok edecek olan ABD-İngiltere ikilisi değil midir aslında Lozan’ı ihlal eden…
 
Peki, İngiltere değil midir Hilafet kaldırılmadan, Lozan’ı imzalamayan…
 
ABD değil midir Lozan’ı imzalamayan ve bugün bile hala daha kabul etmeyen…
 
 
Dün de bugün de planlayıcı İngiltere, kışkırtan İsrail, sahaya inen ve tetikçilik yapan her zaman Amerika olmuştur. 
 
Şimdi daha iyi anlıyoruz İŞİD ayağına bize Suriye’ye girin diye bizi gazlamalarının nedenini…
 
15 Temmuz’u görünce çok iyi anladık haince, kahpece çevremizde tertiplenen bu oyunu…
 
Bu içimizdeki hainlerin Doğu’da asker ve polisimizi bile bile nasıl ölüme attıkları düşünüldüğünde, bunların emir komutasındaki askerimizin Suriye’de hangi durumlara düşeceğini, binlerce şehit vererek çökeceğimizi varın siz düşünün.
 
Ayrıca içimizdeki bu hainler vasıtasıyla bizi Rusya ile savaşın eşiğine getirerek bir işgal planlayanlar da yine bu üst akıldı.
 
Asım’ın nesli diyordum ya nesilmiş gerçek, işte çiğnetmedi göğsünü çiğnetmeyecek denilen bir ordu bozdu yine oyunu.
 
Bu ordu, Ömer Halisdemir’lerin ruhunu taşıyan gerçek Türk ordusudur.
 
Bu ordunun komutana Zekai Aksakallı gibi cengâver adamlardır.
 
Üç beş yıl Fetö kumpaslarıyla hapis yatan ama yine de vatan deyip görev aşkıyla yanıp tutuşan bir ruhtan mürekkep bir ordudur bu ordu.
 
Kısacası Erdoğan nezdinde dünyaya anlatılmak istenen şudur, iki yüz yıldır geri çekiliyorduk şimdi düştüğümüz yerden kalkarak geliyoruz.
 
 Erdoğan’ın Lozan çıkışı iç kamuoyuna değil, Dünyaya verilen bir mesajdır.
 
 
İnönü’nün “ onu bunu istemem, yeter ki bir yorgan bir yastığımızın olacağı ve başımızı ancak sokacağımız bir evimiz olsun”  anlayışıyla imzaladığı ve imzaladıktan sonra da çok şükür bir yüz yıl kazandık diye başarı saydığı bir antlaşmadır Lozan…
 
 100 yılın bitmesine 6 yıl kala” Erdoğan’ın bu çıkışı “ bu viraneyi gülistana çevirdik amma, dedemizin kanını akıtarak elimizden aldığınız diğer tapuları şimdi getirin bakalım” dediği bir çıkıştır bu çıkış…
 
 
 
 7 cephede Suriyelisi- Ürdünlüsü- Libyalısı- Cezayirlisi- Suudisi- Yemenlisi ile şehitdüşürterek elimizden SKYCES –Picot’lar ile aldığınız, 400 yıl kucağımızda büyüttüğümüz Yunan’ı üstümüze salıp imzala yoksa Anadolu da kalmaz dediğiniz antlaşma artık tartışılmalıdır,  Lozan’daki tapu zaten bizim, ona iki ay önce de değinmiştim, siz diğerlerini vereceksiniz şimdi… O zaman öyle bir Türkiye vardı, şimdi böyle bir Türkiye… “ demek istiyor Erdoğan…
 
Biz de aynısını diyoruz… Liderimiz, sözcümüz, sözümüzü iyi iletmiştir size…
 
İşgal eden siz, yakıp yıkan siz, dedemizin kanını akıtan siz, topraklarını alan siz… Borçlarını bize ödettiren siz.
 
 
15 Temmuz’u yaparken 100 yıla 6 kala asıl siz bozmak istediniz Lozan’ı… Lozan öyle değil böyle bozulur, çıkışıdır bu çıkış…
 
Madem bu devlet 1950’lere kadar Osmanlının borcunu ödediyse, buna mahkûm edildiyse şimdi sıra bunun rövanşına gelmiştir.
 
Rahmetli Oktay Sinanoğlu’nun ifadesiyle:
 
Milletin yarısını Atatürkçü, yarısını Abdülhamitçi yaptılar…
 
Biz, ikisini de sahiplenen bir ruhtayız. Biz; birileri gibi bu devletin miladını 19 Mayıs 1919’da değil iki bin yıl önceki Mete’den görüyoruz.
 
 
15 Temmuz badiresini atlattığımız, Rusya ile Suriye üzerinde detayları konuştuğumuz, ordumuzla Halep’e- Musul’a niyetlendiğimiz, Fırat kalkanıyla şaha kalktığımız bir dönemde Lozan çıkışı böyle algılanmalıdır.
 
İsteyen nasıl algılarsa algılasın, muhalefet ne derse desin… Mesaj nettir ve muhatap Amerika- İsrail- Fransa- Almanya ve İngiltere’dir…
 
Kızım sana söylüyorum gelinim sen işit olduğu için iç kamuoyundaki şavlakların cırlaması da gayet tabiidir…
 
Kısaca mesaj nettir: Kemal Sunal jargonuyla,âleme“Kalk Ulan Babamın Koltuğundan” demektir…
 
“Hezimet midir, zafer midir”denilen polemiklerin içinde, pek de polemiğe girmeyen horoz endamını ve icraatını aleme göstermektir.
 
Ezcümle… LOZAN; KABUL ETMİYORUZ ULAN…
 


Etiketler; #yener yanık
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Son celali eşkiyası - 2 ay önce
Ögretmen sandık yazar, yazar sandık sıvacı çıktı zat ı muhterem. iyi sıvadın yener ağabey.
Avatar
Gülay demirci - 2 ay önce
Yine cok guzel bir yazı