Mavi Marmara İddianamesi!

Mavi Marmarayla İlgili Flaş Gelişme...

Mavi Marmara İddianamesi!

İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi, Gazze'ye insani yardım taşıyan "Mavi Marmara" gemisine yönelik İsrail askerlerince Akdeniz'in uluslararası sularında düzenlenen saldırıya ilişkin, olay tarihinde İsrail Genelkurmay Başkanı olan Rau Aluf Gabiel Ashknazi, Deniz Kuvvetleri Komutanı Eliezer Alfred Marom, İstihbarat Başkanı Amos Yadlin ve Hava Kuvvetleri Komutanı Avishay Levi hakkında hazırlanan iddianameyi oy birliğiyle kabul etti.
 
Gazze'ye insani yardım taşıyan "Mavi Marmara" gemisine yönelik İsrail askerlerince Akdeniz'in uluslararası sularında düzenlenen saldırıya ilişkin hazırlanan iddianamede, olay tarihinde İsrail Genelkurmay Başkanı ile 3 komutan şüpheli olarak yer alırken, gemideki basın mensuplarının da aralarında bulunduğu 490 kişi mağdur ve müşteki olarak belirtildi.
 
İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Akif Ekinci tarafından hazırlanan 144 sayfalık iddianame, incelenmek üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na sunuldu. İddianame, Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) üzerinden İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi. Mahkemenin, 15 gün içinde iddianamenin reddi ya da kabulü yönünde bir karar vermesi bekleniyor.
 
İddianamede, İsrail askerlerinin yaptığı saldırı nedeniyle 9 kişinin öldürüldüğü, 50'den fazla kişinin de yaralandığı belirtilerek, Olay tarihinde İsrail Genelkurmay Başkanı olan Rau Aluf Gabiel Ashkenazi, İsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı Eliezer Alfred Marom, İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı Avishay Levi ve İstihbarat Başkanı Amos Yadlin'in şüpheli olarak yer alırken, gemideki 490 kişi müşteki ve mağdur olarak ifade edildi. İddianamede, 490 kişi içerisinde, AA muhabiri Yücel Velioğlu ile foto muhabiri Erhan Sevenler'in de aralarında bulunduğu basın mensupları da müşteki ve mağdur olarak gösterildi.
 
İddianamede, olayla ilgili gerçekleştirilen eylemlerin, Türk Ceza Kanunu ve ilgili mevzuat yönünden yapılan analizine de yer verildi.
 2010 yılı 30 Mayıs'ı-31 Mayıs'a bağlayan gece saat 04.30 civarında meydana gelen olayda, İsrail ordusu tarafından gerçekleştirilen Mavi Marmara ve Gazze adlı gemilere yönelik müdahale ve bunun neticesinde meydana gelen fiiller bakımından, gemilerin bayrak devletinin Türkiye olması nedeniyle TCK'nın 8. maddesinde düzenlenen mülkilik ilkesi çerçevesinde hareket edildiği anlatılan iddianamede, eylemin, Türkiye'de işlenmiş suçlar kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi.
 
İddianamede, İsrail askerlerinin, gemiye müdahaleleri sırasında gerçek mermilerle, ses ve gaz bombalarıyla gemiye silahlı saldırıda bulundukları, geminin ele geçirilmesi aşamasında zodyak botlar ve helikopterlerden yapılan bu atışlar neticesinde 9 kişinin öldürüldüğü, çok sayıda kişinin de ağır veya orta derecede yaralandığı belirtildi.
 
Kasten ateş edildi

İddianamede, gemiye ateş edilme emrini verenler ile bu emri yerine getiren askerlerin eylemlerini, gemide bulunan müşteki mağdurların bazılarının ölebileceğini veya kasten yaralanabileceklerini öngörerek ve kabullenerek gerçekleştirdikleri vurgulandı.
 
Kasten adam öldürme ve kasten yaralama bakımından da olası kastların bulunduğu belirtilen iddianamede, müdahale emrini veren İsrail yetkilileri ve bunu yerine getiren askerlerin birlikte suç işleme kararının icrası kapsamında fiillerini gerçekleştirdikleri anlatılarak, her failin, meydana gelen kasten yaralama eyleminden ayrı ayrı sorumlu olduğu dile getirildi.
 
Müdahale sırasında 9 kişinin hayatını kaybettiği ifade dilen iddianamede, otopsi raporlarına göre, Cengiz Akyüz'ün vücuduna isabet eden 4 mermi çekirdeğinin 3'ünün öldürücü nitelik taşıdığı, atışların yakın mesafeden yapıldığı, mermi giriş noktalarına göre arkadan ateş edildiği, maktulün enseden, kulak altından ve sırtından isabet aldığı kaydedildi.
 
Akyüz'e sırtı dönükken hedef gözetilerek ateş edildiğinin anlaşıldığı vurgulanan iddianamede, diğer otopsi raporlarına da yer verilerek, "İsabet eden kurşun sayısı ve isabet bölgeleri göz önüne alındığında, Fahri Yaldız'a doğrudan öldürme maksadıyla ateş edildiğini göstermektedir. Otopsi raporlarından anlaşılacağı üzere gemiye müdahale eden askerler, rastgele ve fakat öldürme maksadıyla ateş etmişler, bunun sonucunda Furkan Doğan yakın ve uzak mesafeden öldürücü nitelikteki saldırılara maruz kalmış ve hayatını kaybetmiştir. Otopsi raporlarından anlaşılacağı üzere gemiye müdahale eden İsrail askerleri gemiye çıkmalarına engel olmak isteyen ve ellerinde silah bulunmayan mağdurları hedef gözeterek ateş edip ölümlerine sebebiyet vermişlerdir. Yine otopsi raporlarında, ölümlerin bir kısmının, aynı kişiye birden fazla askerin hedef gözeterek ateş etmesi sonucu meydana geldiği anlaşılmaktadır. Bu durum, faillerin almış oldukları birlikte suç işleme kararının icrası kapsamında hareket ettiklerini göstermektedir" denildi.

"Saldırı meşru müdafaa olarak ifade edildi"

İsrail devleti tarafından gerçekleştirilen eylemlerin meşru müdafaa kavramı çerçevesinde izah edilmeye çalışıldığı belirtilen iddianamede, Türk Ceza Kanunu açısından meşru müdafaa kavramı irdelenerek, "Eylem ile karşılaşan kişi, doğal olarak kendisini koruyacaktır. Ancak bu koruma, eylemin büyüklüğü ile orantılı olmalıdır. Elinde bayrak sopası, kaşık, çatal olan birisini saldırıda bulunduğu gerekçesi ile ağır silahlarla veya otomatik tüfeklerle tarayıp öldürmede meşru müdafaadan söz edilemez. Meşru müdafaa için somut olarak bir eylemin var olması ve haksız bulunması, eylemin belli bir yoğunluğa erişmesi, eylemin hukuk düzenine aykırı olması gereklidir. Olayda İsrail askerlerine karşı ağır silahların kullanılmasını gerektirecek müşteki mağdurlar tarafından herhangi bir saldırı olayı vuku bulmamıştır. Müşteki mağdurlarda herhangi bir silah bulunmadığı uluslararası raporlar ve yapılan gemi kontrolleri ile de açıkça tespit edilmiştir. Kullanıldığı belirtilen kaşık, çatal ve beyaz bayrak sopalarına karşı son derece gelişmiş silahların kullanılması meşru müdafaa kavramı çerçevesinde hukuki gerçeğe dayandırılması mümkün" ifadelerine yer verildi.
 
Mavi Marmara gemisinin İsrail askerlerince ele geçirilmesinden sonraki safhada, gemideki bütün yolcuların cebir ve tehdit kullanılmak suretiyle özgürlüklerinden yoksun bırakıldığı, Türk kökenli yolcuların ellerinin plastik kelepçelerle kelepçelendiği, silahlı tehdit yoluyla gemi personeli ile müşteki ve mağdurların özgürlüklerinden yoksun hale getirildiği anlatılan iddianamede, tüm yolcular üzerinde sistematik bir uygulama halini alan maddi ve manevi kötü muamelelerin uygulandığı kaydedildi.
 
Yolcuların insani olmayan şartlarda tutulduğu, yaralı olanların dahi ellerine plastik kelepçe vurulduğu, yaralılara gerektiği zaman ve biçimde müdahale edilmesinin engellendiği, yolcuların güvertede dizüstü vaziyette saatlerce bekletildiği, üzerlerine helikopterler ile soğuk deniz suyunun savrulmasının sağlandığı, tuvalet, yemek ve su ihtiyaçların gidermelerine engel olunduğu ifade edilen iddianamede, geminin ele geçirilmesinden Ashdod limanına varıncaya kadar ve Berşeva hapishanesinde darp edilmek suretiyle sistematik uygulama halini alan kötü muameleye tabi tutulunduğu dile getirildi.
 
Eziyet edildi

Bunun eziyet suçunu teşkil ettiği vurgulanan iddianamede, müşteki mağdurlara ait pasaportlara ve kişisel eşyalara el konulmasının da yağma suçunu oluşturduğu belirtildi. Müdahale sırasında gemide hasara neden olunduğu, filodaki gemilerde yer alan yardım malzemelerinin tahrip edildiği, el konulan özellikle elektronik eşyaların tahrip edilerek kullanılamaz hale getirildiği, gemiye yakıcı veya patlayıcı madde kullanmak suretiyle zarar verildiği anlatıldı.
 
Deniz ulaşım aracı olan gemilerin açık denizde, uluslararası hukuka uygun olarak seyrederken cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla durdurulması, hareket etmesinin engellenmesi ve gitmekte olduğu yerden başka bir yere götürülmesinin "Ulaşım araçlarının kaçırılması veya alıkonulması" suçunu oluşturduğu belirtilen iddianamede, gemilere yönelik olarak gerçekleştirilen müdahale sırasında "kasten öldürme, kasten yaralama, eziyet, kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakma, yağma, mala zarar verme ve ulaşım araçlarının kaçırılması ve alıkonulması" suçlarının oluştuğu, şüphelilerin bu suçlar yönünden birlikte suç işleme kararının icrası kapsamında hareket ettikleri kaydedildi.
 
İsrail askerlerince Türksat uydu frekansına bağlı olarak yayın yapan geminin uydu frekansı ve uydu telefonlarının iletişiminin kesildiği, böylelikle iletişime yönelik müdahalenin gece boyunca sürdüğü, gemiye yönelik gerçekleştirilen saldırıdan sonra iletişimin tamamen engellendiği belirtilen iddianamede, saldırı emrini veren yetkililerin, müdahale sırasında ve sonrasında işlenen suçları öngördükleri ve kabullenerek müdahale emrini verdikleri vurgulandı.
 
Meçhul askerlerin dosyası ayrıldı

Savcı Ekinci tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, olayı gerçekleştiren şüpheli askerlerle ilgili tefrik kararı verildi.
 Tefrik kararında şüpheliler "meçhul" olarak yer alırken, azmettiriciler yönünden kamu davasının sürüncemede kalmaması için, kimlik tespitleri devam eden olayı gerçekleştiren askerlerle ilgili dosyanın da ayrılarak ayrı bir soruşturma üzerinden yürütüldüğü kaydedildi.
 
Silahla kasten ölüme sebebiyet

Olayın meydana geldiği 31 Mayıs 2010 tarihinde İsrail Genelkurmay Başkanı olan Rau Aluf Gabiel Ashknazi, Deniz Kuvvetleri Komutanı Eliezer Alfred Marom, İstihbarat Başkanı Amos Yadlin, Hava Kuvvetleri Komutanı Avishay Levi'nin şüpheli askerleri azmettirerek, maktuller Furkan Doğan, Ali Heyder Bengi, Cengiz Songür, Cengiz Akyüz, Cevdet Kılıçlar, Fahri Yaldız, Necdet Yıldırım, İbrahim Bilgen ve Çetin Topçuoğlu'nun silahla kasten öldürülmesine sebebiyet verdikleri belirtildi.
 
Şüphelilerin bu eylemlerine ilişkin "Canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme suçuna azmettirmek"ten 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, yaklaşık 2 seneden bu yana koma halinde olan mağdur Oğuz Süleyman Söylemez'e karşı İsrail askerlerince gerçekleştirilen kasten yaralama eyleminin, kullanılan silah, atış şekli, yaranın niteliği göz önüne alındığında, Yargıtay kararlarına göre, kasten yaralama değil, "Kasten adam öldürmeye teşebbüs olduğu" kaydedildi.
 
Ashkenazi, Marom, Yadlin ve Levi'nin Söylemez'e yönelik eylemde azmettirici oldukları belirtilen iddianamede, şüphelilerin "Canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürmeye teşebbüs suçuna azmettirmek"ten 13 ile 20 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması talep edildi.
 
Olayın 114 mağdurunun basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek şekilde yarlandıkları kaydedilen iddianamede, şüphelilerin "silahla yaralama suçuna azmettirmek"ten 114 müşteki için 171 ile 513 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması öngörüldü.
 
Ashkenazi, Marom, Yadlin ve Levi'nin 14 müştekinin yaralanmasına ilişkin olarak da "kemik kırığına neden olacak şekilde yaralamaya azmettirmek" suçundan 32 ile 93 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, şüphelilerin 61 müşteki için ise "yaralama suçuna azmettirmek"ten 30 ile 91 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması talep edildi.
 
Olayı gerçekleştiren askerlerin, tüm mağdurları hukuka aykırı olarak gemi içinde ve gemi ile beraber bir yere gitme hürriyetinden yoksun bıraktıkları belirtilen iddianamede, şüphelilerin 490 müşteki için "kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak suçuna azmettirmek"ten 1960 ile 6 bin 860 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması öngörüldü.
 
Geminin tüm dünya ile haberleşme bağlantısının hukuka aykırı olarak engellendiği kaydedilen iddianamede, Ashkenazi, Maro, Yadlin ve Levi'nin "haberleşmenin engellenmesine azmettirmek" suçundan 1 ile 5 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması istendi.
 
Mağdurların saatlerce aç ve susuz bırakıldığı, tuvalet ihtiyaçlarını yerine getirilmelerinin engellendiği, gemide zorla tutularak ve helikopterin yapmış olduğu basınç nedeniyle denizden su fışkırtarak eziyet çekmelerine yol açıldığı belirtilen iddianamede, bu nedenle Avishay Levi, Amos Yadlin, Eliezer Alfred Marom ve Rau Aluf Gabiel Ashknazi'nin "Eziyet suçuna azmettirmek"'ten 490 müşteki için 980 ile 245 yıl arasında hapis cezası öngörüldü.
 
Müştekilere ait eşyaların cebir ve tehdit kullanılarak alınması suretiyle nitelikli yağma suçunun işlendiği belirtilen iddianamede, Ashkenazi, Marom, Yadlin ve Levi'nin "Yağma suçuna azmettirmek"ten 490 müşteki için 4 bin 900 ile 7 bin 350 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması istendi.
 
Gemilere zarar verilmesine ilişkin olarak şüphelilerin, "mala zarar vermeye azmettirmek" suçundan 1 ile 6 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, müşteki mağdurların kişisel eşyalarına da zarar verildiği belirtilerek, şüphelilerin "mala zarar vermeye azmettirmek" suçundan 490 müşteki için 490 ile 2 bin 940 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması öngörüldü.
 
Buna göre, şüpheliler hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemi dışında, toplam 8 bin 578 ile 18 bin 32'şer yıl arasında hapis cezası istendi.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.