Öğretmenler Günü

Murat Bulut yazdı...

Öğretmenler Günü

 Şu “özel gün” mevzusu her gündeme geldiğinde en çok gıbta ettiğim zümre tıp camiası olur. Herkesin bir “günü” olur, kutlar, kutlanır hatırlanır vs de yahu tıp camiasının günü yoktur “bayramı” vardır…Bu nasıl bir ayrım nasıl bir farklılıktır ya rabbi. Tıpçıların azlığından mıdır, onlara duyulan aşırı saygıdan mıdır bilinmez onlara bir “bayram” ihsan edilmiştir.

                Neyse efendim, kıskanmıyoruz, durum tespiti yapıyoruz. Bizim  mevzumuz, malumunuz olduğu üzere öğretmenler günü. En alışıldık, en klasik tabiriyle toplumun mimarı(!) öğretmenlerin günü…(Bu klasik klişeye de bir parantez açarız söz biter de yer kalırsa).

                Hepimizin bildiği gibi bu muhteşem 24 saatlik zaman diliminde her söz verilen, mikrofon uzatılan öğretmenden “günün anlam ve önemiyle alakalı” bir iki kelam etmesi istenir de bir yandan da can sıkmasın diye beklenir. Başımızı ağrıtmasın, kafamızı yarmasın, zülfüyare dokunmasın “fedakarlık” temalı,” özveri” soslu, bir tutam “geçmiş yıl” anıları, hele hele işin içine karıştırılmış köy okulu, köy çocuğu, mazlum, mağdur, soğuk, soba dolu kelimelerden inşa bir iki hatıra da girerse, ha yetmedi olur a, bir de gözyaşı damlaları sesi, sohbeti salonu nemlendirirse…Ne ala memleket! Biz de boş durmayız elbet, bir iki Atatürk’ten, peygamber kıssalarından temsil misal, birkaç hadis, özdeyiş en sonunda da bir plaket, bir not defteri, kalem, ajanda…Bundan iyisi şamda kayısı.

                Can sıkmasın benim öğretmenim. Memurdur benim öğretmenim. Razı olsun benim öğretmenim. Yarım asırdır bir günlük pışpışlamayla ben oyalıyorum, yine oyaladığımı düşündürtsün bana  benimöğretmenim.

                Oysa öğretmen haykırmak ister. Avazı çıktığı kadar bağırmak ister. “Bir ben mi kahvede okey oynuyorum” demek ister. Bütün meslek grupları ömürleri boyunca fakülte eğitimini hatırlıyor da bir ben mi unutuyorum mesleğini de beni zorla cebren seminere alıyorsun demek ister. Sen…Arkamdan konuşan falanca, filanca, feşmekanca…Sen sanki mesleğini çok mu iyi yapıyorsun da bana dil uzatıyorsun demek ister. Tüm suçlular içerde, tüm hastalar iyileşmiş, tüm binalar sapasağlam, tüm topraklar tüm hayvanlar en verimli şekliyle işliyor da bir tek çocuğunuzun durumu kötü öyle mi demek ister. Tarihin hiçbir devrinde, hiçbir öğretmen tarafından  yaşanmamış üç ay(!) tatili biliyordun da madem, ne demeye sen de öğretmen olmadın demek ister. Sen işine bir dakika beş dakika geç gitsen o dakika bunu yedi düvele ilan edecek alarm çanları çalan öğrencilerin var mı demek ister. İkide bir birileri gelip sana mesleğinle ilgili tavsiyede bulunuyor mu, şöyle tut, şöyle çiz, şöyle yaz, şöyle yargıla diye sana karışan kaç kişi oluyor diye sormak ister.  

                Her önüne gelenin akıl verdiği, herkesin konuyla alakalı bir şeyler bildiğini iddia ettiği, işin daha da tuhafı herkesin ama herkesin kendi çocuğunu “aslında çok zeki” bellediği bir yerdir öğretmenlik. “Müfredat” dersin , “yönetmelik” dersin, sınıflar kalabalık dersin, benim de özel hayatım dersin, o dediğiniz filmlerde olur dersin , anlamaz seni hiç kimse. Okulda öğretsin, eve gitsin, evde de düşünsün, taşınsın, dertlensin, senin kitap okutamadığın, senim ders çalıştırmadığın, hatta ne dersi odasını bile toplatamadığın çocuğu, öğretmeni adam etsin dersin. Sanki sizin evde laf geçiremediğiniz, söz dinletemediğiniz çocuk, öğretmeni pek bir dinliyor da…Kolu kanadı kırık , sözlü notundan başka hiçbir erk vermediğiniz, onu kullandığında bile dakikasında okula gelip ama kibarca ama kabaca hatta bazen silahla sopayla fakat mutlaka veryansın ettiğiniz öğretmenler…

                Ha bir de baştaki konu var tabi; mimarlık mühendislik, örnek olma mevzusu. Sanki hala 60’lı 70’li 80’li yıllar Türkiye’si…Sanki hala, tek bilgi kaynağı öğretmenmiş gibi, mahalledeki tek okumuş kişi öğretmenmiş gibi tüm toplumun kabahatini öğretmene yükleyip işin içinden sıyrılma kolaylığı vardır. Sanki sizin dizileriniz, filmleriniz, saçma sapan “gelinim olur musun” programlarınız, internetiniz alt mesajlar, üst mesajla, subniminalle çocuklarınızın zihnini tarumar etmiyor, her yer her şey güllük gülistanlık da, öğretmen hakkıyla eğitemiyor, örnek olamıyor yeni nesillere. Allahaşkına kuzum, maaşıyla, yaşam standartıyla, itibarsızlığıyla öğretmeni örnek alan kaldı mı sizce hala?

                Derdi çoktur öğretmenin de, bakmayın yine edebinden, yine tevazusundan susar, şu tek muhteşem gününde bile başınızı ağrıtmaz benim öğretmenim. Herkesin eleştirdiği, kimselere kendini beğendiremeyen, bazen müdürünün, bazen müfettişinin, velisinin hatta ve hatta öğrencisinin bile  azarladığı, aşağıladığı yeri geldiğinde darp ettiği ama büyüklerinin tavsiyesiyle “alttan alması gereken” öğretmenim…Benim, tek kelimeyle, naçar, güçsüz ve itibarsız bırakılan, tembel, köhnemiş, geri kalmış, rapor alıp yatıyor, üç ay tatili var diye fişlenmiş öğretmenim. Herkesler düzgün de bir sen yamuksun şu memlekette benim canım öğretmenim. Olsun varsın, sen yine birkaç hamasi kelamla, bir küçük ajandayla mutlu olmuş gibi yapıver olmaz mı!   

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.