Tavan ve taban arasında kaldım!

Halil Şanlı yazıyor…

Tavan ve taban arasında kaldım!

“Tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ise ihanet”! Bu sözler sayın Cumhurbaşkanımıza ait. Fetö terör  örgütü yapılanmasını böyle izah etmişti sayın Erdoğan. Bu sözleri dile getirdiği vakit birçoğumuz; “Müthiş bir tanımlama” diyerek takdire şayan bulmuştuk. Peki 15 Temmuz  darbe girişiminin ardından ihanet cephesine dönük neler oluyor? Gelişmeler tatmin edici mi?
 
Gerçekten de tespit müthişti.  Sıradan vatandaşlar içerisinde bu örgüte bağlı olanların asıl dertleri ibadetten başka bir şey değildi. Orta kesimde bulunanların en önemli   derdi ise ticaretti. Asıl tavandakiler! Yani tepedeki kadro içinde bulunanlar! Yani emirleri, birinci elden alıp tüm planlamayı yapanlar! Onlar ihanet safında yer alıyordu.  Bu görüntü ile 15 Temmuz gecesine gelindi. O karanlık gecenin ardından, neler olacağını, neler yaşanacağını haklı olarak beklemeye başladık! Öyle ya millet bu sınavdan alnının akıyla çıkmış,  hem Cumhurbaşkanına, hem siyasi iradeye, hem tüm siyasilere kısacası kendi egemenliğine sahip çıkıp, dünyaya demokrasi dersi vermişti. Bu öyle bir dersti ki; uçaklardan atılan bombalar, helikopterlerden yağdırılan kurşunlar, önüne geleni altına alan tanklar, bu halkın inancında, demokrasi anlayışında, vatan sevgisinde  zerre kadar sapmaya sebebiyet verememişti.  Şehit olanları, gazi kalanları, sağ salim evine dönenleri ile bu halk kahramanlık destanı yazmıştı. Çünkü onlar,  bu yapılan hamlenin yüzde yüz dış kaynaklı olduğunu, aslında memleketi işgal etmek isteyenin Amerika, Almanya, İngiltere v.s  olduğunu çok iyi biliyordu.
 
On beş Temmuz’un üzerinden  yaklaşık 50 gün geçti. Her gün göz altına alınanları tüm halkımız pür dikkat takip ediyor. Ediyor ama o gece gözlerini kan bürümüş ve milletin silahını millete doğrultma hainliğinde bulunmuş,  üniformalı katiller  dışında önemli görülen hiç kimse içeri tıkanmamış! Yani Cumhurbaşkanımızın tabiri ile ‘Tavanı ihanet’ olanlara dönük hala bir ses seda yok!  Hainler gurubunun siyasetçisi de makamında, rektörü de koltuğunda, belediye başkanı, il başkanı da iktidar nimetlerinden halen daha yararlanmakta! Mesela darbe  girişiminin üç numaralı ismi, general bozuntusu Metin Dişli’nin kardeşi Şaban Dişli, halen daha hangi mantıkla Ak Parti kurmayları arasında oturtulabiliyor? Mesela Bülent Arınç denilen, şahsi düşünceme göre rahmetli Erbakan Hoca’nın yanına bile bu örgüt tarafından yerleştirildiğini düşündüğüm ‘Büyük hacimli’ iki yüzlüler ve onun gibiler,  kimlerin hatır gönül ilişkisi ile bir ifadeye bile alınmıyor? Halen daha bir çok rektör, bir çok üst düzey bürokrata hangi bakanlar, hangi vekiller, hangi önemli siyasiler “ben buna kefilim” diyerek koruma  sağlayabiliyor? Peki onların ‘kefil’ olması, günahsız olmaları için  yeterli  bir sebep midir? Herkesin kefaleti kendisine göre değerlidir. O vakit biz de patır patır alınan marketçi, öğretmen, sağlıkçı gibi sıradan vatandaş kesimindeki komşularımıza,  arkadaşlarımıza kefil olalım, olup bitsin öyle mi? Ne yazık ki şu ana kadar alınanların yüzde yüzüne yakını alt kesim yani o teşkilatın taban kısmındaki insanlar! Doktor, polis, öğretmen, memur, küçük ticaret adamları! Oysa bu kahraman halk tepeyi istiyor, tavanı bekliyor! Özellikle de siyasetteki büyük başları  istiyor! Çünkü onlar alınmadıkça bu halk rahat etmeyecek. Bu operasyonlar asla yeterli görülmeyecek. Bu işin beli asla ve asla kırılamayacak! O öğretmenleri, o polisleri, o sağlıkçıları o makam ve mevkilere taşıyan asıl tavandaki siyasetçilerdir. Sağlıkçı, marketçi, öğretmen gibi taban dediğimiz kesim bu işgal girişimini tertip etmedi!  Peki bu tavan denilen hain kesimden tek bir kişi  neden sorguya ya da içeri alınmaz?
 
7 Haziran seçimlerinde  bu millet Ak Partiye bir mesaj vermişti. O mesajın iyi okunduğu ve gereken adımların atılacağı da dönemin başbakanı tarafından belirtilmişti. Sonra gördük ki hiçbir bir adım atılmadı. Ardından 1 Kasım seçimleri geldi. Ak Parti seçimden büyük bir zaferle çıktı. Lakin o zafer de yanlış yorumlandı. Bence ne 7 Haziran, ne de 1 Kasım doğru okunamadı. Çünkü 7 Haziran sonrası ders alınmış olunsaydı adım atılırdı! Atılmadı. 1 Kasım ise “adım atılmasına gerek kalmadı” şeklinde yorumlandı. “Zafer” diye tabir edildi. Oysa bana göre yine yanlış okundu! Çünkü 1 Kasım zaferinin iki asli sebebi vardı. Birincisi Cumhurbaşkanının şahsına olan sevgi, ikincisi ise ülkenin içinde bulunduğu belirsizliğe bağlı ekonomik tıkanıklığın önünün açılma isteği. Yani “en kötü iktidar, iktidarsızlıktan iyidir”  mantığı! Ve şimdi 15 Temmuz’un da halen iyi okunamadığı düşüncesindeyim. Taban içeri alınıyor, orta kesimin bir bölümü sorguya çekiliyor ama tavan denilen ‘ihanet’ cephesi  yine siyasiler tarafından  “kefalet” usulüyle koruma altında! Korkarım ki bu davada iki üç arkadaşı ile birlikte yalnız olan sayın Cumhurbaşkanına ve bu milletin kahraman evlatlarına birileri hala hainlik ediyor. Dilerim bu konuda birkaç vicdanlı, gözü pek yetkili sayın Cumhurbaşkanımıza sahip çıkarak, gereken adımları atar. Aksi halde birkaç yıl sonra önü alınamayacak çok daha vahim olaylarla karşılaşabiliriz. Son bir söz daha… Eğer Allah korkunuz, Peygamber sevginiz, millete hizmet borcu anlayışınız varsa, şu PKK sözcülüğünü,  millete küfreder gibi halen daha devam ettiren Alçakdağ, Demirtaş gibi hainoğlu hainleri bir şekil susturun! Milletin artık canına tak ediyor haberiniz olsun.
 


Etiketler; #halil şanlı
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.