Hrant Dink’in hayatı sahnede

Ermeni besteci Majak Toşikyan üstünde uzun zamandır çalıştığı Hrant Dink Çağdaş Oratoryosu’nu, Dink’in 61’inci doğum gününün ertesinde 24 Eylül’de Erivan’da sergileyecek.

Hrant Dink’in hayatı sahnede

 Ermeni besteci Majak Toşikyan üstünde uzun zamandır çalıştığı Hrant Dink Çağdaş Oratoryosu’nu, Dink’in 61’inci doğum gününün ertesinde 24 Eylül’de Erivan’da sergileyecek. 2016’da Los Angeles ve Paris’e davet edilen ama henüz Türkiye’de sahneye çıkıp çıkmayacağı belli olmayan usta besteci şunları söyledi:

Majak Toşikyan (Cenk Taşkan), Sezen Aksu’nun “4 Günlük Bir Şey” şarkısını yazan kişi. Nükhet Duru’nun “Beni Benimle Bırak” şarkısı da onun. Aslında dinlerken kalbimize uğrayan çoğu işte parmağı var. Onlarca müzikal ve kabare de cabası. 2007’de katledilen Hrant Dink’in doğum günü haftasında (15 Eylül’de, 61 yaşında olacaktı) bir oratoryo ile Majak Toşikyan, Dink’i sahnede anlatacak. Bercuhi Berberyan’ın sözlerini yazdığı oratoryoda Dink’i Boğos Yeğyazar canlandıracak. Toşikyan’la oratoryonun hazırlık sürecini ve Türkiye’de sürdürdüğü çalışmalardan konuştuk.

Hrant Dink ile bir arkadaşlığınız var mıydı?

Hrant’la ilk karşılaştığımızda çok iyi bir insan olduğunu anladım. İyi insanlar var ama bu arkadaşımız çok çok iyi bir insandı. Kanada’da yaşadığım için İstanbul’a geldiğimde Agos Gazetesi’ne gittim. Orada tanıştık. 15 dakika elimi tuttu. Beni sanat dünyasından tanıdığını söylemişti. Sonrasında Nükhet Duru ve Ermeni korosu ile “Sevgi ile Elele” diye bir konserimiz vardı ve çok destek olmuştu. O konserin DVD’sini hediye etmek için gittim tekrar gazeteye ve maalesef bu bizim son görüşmemiz oldu. Kısa bir zaman sonra maalesef katledildi...

Oratoryo fikri nasıl ortaya çıktı?

Akdamar Kilisesi için bir oratoryo yazmıştım, o konserden sonra aklıma geldi. İçimden geldi. Çok can bir insandı ve onun için bir şey yapmam gerekliydi. Bercuhi Berberyan ile görüştüm sözlerini yazması için, sağolsun o da kabul etti. Bence güzel bir iş çıktı ortaya. Tabii bu benim söylememle olmaz ama oratoryo denince halkın aklında sıkıcı, uyku getirici, “Bitsin de eve gidelim” dedirtici işler var. Öyle olmadı bu. O nedenle “Hrant Dink Çağdaş Oratoryosu” dedim. Bir de şöyle bir şey geldi aklıma... İstedim ki Hrant sahnede olsun. Koro, orkestra ve 3 solist var sahnede. Tenor olan arkadaşımız halktan biri olsun ve diğer herkes Hrant için şarkı söylerken o Hrant olarak şarkı söylesin istedim. Bu enteresan bir durum yarattı çünkü Hrant Anadolu çocuğu. O yüzden türkü ya da pop söyleyebilen birinin sahnede olması gerekliydi. Malatyalı öksüz bir çocuğu Pavarotti sesinde biri temsil edemezdi.

Los Angeles’ta da sergilenecek sanırım... Peki Türkiye?

Bu sponsorluk gerektiren bir iş. Bütün kuruluşlar önce olumlu yaklaşıyor ama herkeste bir “acaba” var. Biraz cesur olmak lazım. Şayet Hrant Türklere karşı çalışmış, Türklere düşman olsaydı belki “Tamam” denirdi ama Hrant öyle biri değildi. Hrant’ı herkes sevmeliydi çünkü dışarıda Türk halkı hakkında hep çok iyi konuşan, çok iyi tanıtan biriydi. Türkiye’de henüz sahneleyemedik ama bu olmayacak demek değil. Ben aklıma koydum. Los Angeles’tan da teklif geldi. Nisan 2016’da eğer salon ayarlanırsa konser olacak. Paris’ten de teklif var. Tek sorun biz çok kalabalık bir ekibiz.

Oratoryo yazılırken Dink ailesinden de yardım aldınız mı? Davetli mi onlar da 24 Eylül konserine?

Yardım almadım ama izin istedim. Konsere tabii ki davetliler ama sadece eşi gelebilecek. Hanımı Hrant’a “Çutak” dermiş. Ermenice keman demek çutak. Aşkım, canım gibi karı-koca arasında bir seslenişmiş bu. Ben de “Çutak” diye bir beste yaptım. Soprano bir hanım söyleyecek. Üzücü, dramatik bir şarkı ama olayın kendisi dramatik zaten

'TÜRKİYE'DE ROCK OPERASI DAHİ YAPILIR'

  Siz senelerce olağanüstü besteler yaptınız, müzikaller kabareler bestelediniz, en ünlü isimlerle çalıştınız. Ama artık pop dünyasında adınızı göremiyoruz. Gençlerden bestelerinizi seslendirmesini isteyeceğiniz kimse yok mu?

Yok gibi görünüyorum ama varım. Devlet Tiyatroları ile çalıştım, Çöl Fırtınaları adlı oyunun müziklerini yaptım. Oktar Kaynarca’nın oynadığı Guguk Kuşu adlı oyunun da müziklerini bendeniz yaptı. Gençlerde çok iyi müzisyenler var ama dinleyici aynı değil. Artık dinlemekten çok oynamayı tercih eden bir halk var.

Nasıl yani?

Bakıyorum televizyonlara bir müzisyen yeni şarkısını ilk kez seslendirdiğini söylüyor, dinleyiciler ağızlarını oynatarak şarkıya eşlik etmeye çalışıyor. Dur önce bir dinle. Gülmem geliyor izlerken. Yüzde yüzü olmasa da halk böyle olunca ne yapsanız olmuyor. Ama çok kıymetli şarkıcılar var, yazık ki onlar bizim dönemimizi yaşamadılar.

Yeni nesilden umutsuzsunuz yani...

Hayır, hiçbir zaman yeni nesli kötülemem. Kötülenecekler vardır ama taş gibi şarkıcılar da vardır. Onlar da seyirci böyle olunca güne uyuyorlar mecburen, ne yapsınlar... Müzikallere gelince 80 milyonluk Türkiye’de rock operaları bile yapılabilir. Öyle bir potansiyel var. Eskiden siyasi kabareler olurdu ve herkes gülerdi. En çok da siyasiler gülerdi. Zeki-Metin’den tutun da daha kimler kimler... Bugün bunların olmaması çok büyük eksiklik. Televizyonlarda güzel şeyler var ama daha çok yabancı işlerden alıntılar. Eski kabareleri yapmak mümkün değil. Hicvin tadı tuzu kalmadı. Çok iyi tiyatrocularımız var ama hepsi kısıtlı. Halbuki sanatçılar kısıtlama hissetmemeli

 

Heja BOZYEL/ GAZETE HABERTÜRK-PAZAR

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.