‘Yağmur Kıyamet Çiçeği’

Karadeniz bölgesinde çekilen filmlere bir yenisi daha ekleniyor. Fakat bu seferki diğerlerinden biraz farklı… ‘Yağmur kıyamet çiçeği’ filminin çekimleri Trabzon’da devam ediyor. Sonraki durakları ise Artvin, İstanbul ve Ukrayna olacak. Biz de filmin setine konuk olduk. ‘yağmur kıyamet çiçeği’ kitabının da yazarı olan, filmin yönetmeni Onur Aydın’a filmle ilgili merak edilenleri sorduk.

 ‘Yağmur Kıyamet Çiçeği’


-İlk olarak filmin konusunu dinleyelim sizden…


Filmi en kısa şekilde özetleyecek olursak, kitabın kapağında kullandığımız bir spot cümle vardı. Kazım Koyuncu, Trabzonspor ve Çernobil faciası demiştik. En kısa özetle bunu söylemek doğru olur.


-Diğer sinema filmlerinden farklı olarak, filmin içinde birden fazla konu işliyorsunuz. Bunla ilgili konuşalım biraz da…


Çernobil ile başlayan bir hikaye anlatıyoruz aslında. 1986 yılında Çernobil nükleer tesisinde yaşanan felaketle başlıyor. Sonrasında yani 1996 yılında Çernobil’in Karadeniz’e olan etkilerini seyretmeye başlıyoruz. Tabi yıl 1996 olunca, futbolseverlerin çok iyi hatırlayacağı bir Trabzonspor-Fenerbahçe rekabeti yaşanmıştı. Orada da fondaki hikayemiz olan, Trabzonspor’un şampiyonluğa giden hikayesini anlatmaya başlıyoruz. Tabi Çernobil, Karadeniz, Trabzonspor deyince, işin içine Kazım Koyuncu’yu sokmadan olmuyordu. Artı bir hikayemiz de Kazım Koyuncu…


-Filmin başlangıç hikayesi, nasıl karar verildi böyle bir sinema filmine?


Çok uzun bir süreç aslında bu… Üzerinde çalıştığımız süre 6 yıla yaklaştı. Hikayeyi oluşturduktan sonra üzerinde 1 yıla yakın bir süre çalışma yaptık. Tabi hepsi gerçek hikayeler olunca, çok ciddi bir arşiv çalışmasına girdik. Ve bugüne kadar geldik.


-Karadeniz filmleri ve dizileri son yıllarda büyük ilgi görüyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?


Aslında ülkenin her yeri çok zengin kültürel ve coğrafi zenginlikle dolu fakat Karadeniz’in biraz daha farklı bir yapısı var. Eşsiz bir doğaya sahip olması büyük avantaj çünkü görsel bir iş yapıyoruz. Arkadaşlarla bazen esprisini yaparız bunun, ‘kamerayı nereye koyarsanız koyun açı çıkıyor’ diye… Bir de kültürel zenginliği çok yüksek… Sanırım bunun etkisi olsa gerek.


-‘Yağmur kıyamet çiçeği’ni diğer Karadeniz filmlerinden ayıracak olsak, farklı kılan özelliğini nasıl açıklayabilirsiniz?


Karadeniz deyince yanlış bir algı oluştu insanlarda… Hep komedi filmleri üzerinde gidildi. Biz belki de ilk defa Karadeniz’de bir trajedi anlatacağız. Konsepti asla komedi olmayan, dramın da ötesinde bir trajedi anlatacağız. Sanırım en önemli fark bu olacak.


-Peki bir eleştiri yapacak olsanız, çekilen Karadeniz filmlerinde neyi eleştirirsiniz? Eksik gördüğünüz noktalar neler mesela?


Karadeniz insanının diyalekti biraz daha zor… Bir oyuncunun bunu taklit etmesi çok kolay olmuyor. Belki üzerinde çok uzun zaman çalışılması gerekir. Maalesef Türkiye’de sinema ve dizi sektörü 2-3 yıl hazırlığı getiremiyor. Sanırım Karadeniz dizi ve filmlerinde en büyük eksiklik diyalektik sorunu oluyor. Bir Karadenizli gibi konuşamayan karakterler yaratıyoruz. O da biraz olsun yapay durabiliyor.


-Bu diyalektik sorunu eğitimle aşılabilir mi? Oyuncuların şiveli konuşabilmesi için eğitim gerekli mi?


Mesela dünya sineması yapıldığında, bunun için oyunculara uzun zaman veriliyor. Özel hocalar tutuluyor ve 2-3 yıl sadece bunun için hazırlanan oyuncular oluyor. Maalesef böyle bir hazırlık bizde 5-6 ayı geçemiyor. Yani bu, oyuncuların yetenekleriyle alakalı değil. Bizim onlara tanıdığımız imkanlarla ilgili oluyor. Bizim bu filmde şansımız Trabzonspor’un tribün liderini oynayacak olan Devrim Saltoğlu’nun Trabzonlu olması ve Trabzon’da büyümüş olması… Onun çok desteği oluyor diğer oyuncularımıza.


-Film setlerinden biraz bahsedelim. İzleyicilerin sinemada bir solukta izledikleri filmler nasıl çekiliyor? Bu işin zorlukları neler?


Çok zor tabi… Sonuçta sinemada veya televizyonda 2 saat içinde izleyip tüketiyoruz filmi. Az önce de söylediğim gibi 5-6 senelik bir senaryo aşamasından bahsediyoruz. 1,5 yıla yakındır bir set hazırlığı devam ediyor. Şimdi 10 haftaya yakın bir çekim süreci ve bunun dışında post prodüksiyon aşaması, vizyona girecek olan bir süreç… Yani çok yoğun bir çalışma ve biz bunu 2 saatte tüketiyoruz. Set ortamında genelde 20 saate yakın sürelerde çalışıyoruz. Uykularımız 5-6 saati geçmiyor. Çok yorucu, zor ve sıkıntılı süreçler var elbette. Bu, Türkiye’deki sinema sektörünün düzeltilmesi gereken bir sorunu… Yeni yeni bir dönüşüm başladı. Umuyorum ki yakın gelecekte daha sağlıklı ve insani koşullarda bir çalışma ortamına kavuşuruz.


-Bu zorluklara oranla sinemaya emek verenler, emeklerinin karşılığını alabiliyorlar mı?


Emeklerinin karşılığını alıyorlar dersem çok doğru olmaz. Çünkü bunu sadece maddi olarak ölçmemek lazım… İstediğiniz ücreti verin insanlara, sonuçta her gün 20 saat çalışan ve 4 saat uyuyan insanın her şeyden evvel sağlığını yitirdiğini düşünüyorum. O yüzden karşılığını asla alamazlar.


-Sinema sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Mesela Türk sineması son dönemde büyük bir gelişme gösterdi. Bunu neye bağlıyorsunuz?


Bunun birden çok nedeni var aslında. Birincisi her şeyde olduğu gibi sektörel tecrübe devreye girdi. Bu işe emek vermiş, bizden önceki ustalarımızdan öğrendiğimiz tecrübelerimiz var. Bunun üzerine yapım şartları gelişti. Eskiden çok daha düşük bütçeli işler yapılırken, şimdi daha büyük paraların harcandığı işlere imzalar atılıyor. Eskiden 20 kişilik ekiplerle çalışılırken, şimdi daha fazla kişiyle çalışma imkanı bulunuyor. Gelişen teknoloji, imkanlar, dünya sinemasının bize getirdiği olanaklar… Hepsini üst üste koyduğunuzda eskiye oranla bir gelişim süreci devam ediyor. Tabi ki ilerde çok daha iyi olacaktır.


-Son yıllarda yönetmenlik koltuğuna farklı mesleklerden insanlar oturmaya başladı. Bununla ilgili değerlendirmeniz ne yönde?

Sinema sonuçta bir sanat dalı ve herhangi bir işle uğraşan birisi ben sanatla uğraşmak istiyorum dediğinde, ona niye sanatla uğraşıyorsun denmez. İsteyen istediği işi yapar ama sonuçlara bakmak lazım. Eğer yapılan işler birileri tarafından takdir ediliyorsa, başarıya ulaşıyorsa bana çok şey söylemek düşmez bu konuda. Herkesin yolu açık olsun.


-Bu filme fazlasıyla emek veriyorsunuz. Ortaya güzel bir iş çıkacağına hiç şüphemiz yok. Verdiğiniz emeğe oranla gişe beklentiniz var mı?


Ben şuanda sanatını icra eden bir adamım. Eğer büyük bir gişe hayaliyle başlarsam bu filme, işin pazarlama boyutuna geçmiş olurum. Sanatçı kimliğimden ödün vermiş olurum. Yani bir tezgahtar zihniyetiyle bakmaktansa ben şuan sadece yapılabilenin en iyisini yapmakla meşgulüm. Yapımcılar mutlaka bir hedef peşindedir. Çünkü onların da alanı orası… Umarım herkes için en iyisi olur.


Onur Aydın’a bu güzel sohbet için teşekkür ediyoruz…
 
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.