banner238
banner264

MÜSHİL...!


YUSUF REHA ALP

YUSUF REHA ALP

19 Temmuz 2011, 13:46

Türkiye’nin en büyük sıkıntısı, kurumlarının, kurumsal kimlik kazanmadan, konjonktüre ve hatta kurumu yöneten kişilere göre tavır belirleyip, karar almasıdır. Gelişmiş ülkelerde durum böyle olmaz; kurallar bellidir ve bu kuralları uygulayacak kurumların başına kim gelirse gelsin uygulama değişmez.
*
Geçtiğimiz sezon Süper Lig bir Bursa – Beşiktaş hadisesi yaşadı. Bursa’da oynanacak maç öncesi olaylar çıktı; bu olayları Bursaspor taraftarının çıkardığı söylendi ve neticede maç iptal edilip Bursaspor hükmen mağlup ilan edildi. Saha kapatma da cabası.
Bu kararı veren Türkiye Futbol Federasyonu’ydu. İlgili kurul, olayların üzerinden bir hafta geçmeden kararı verdi, uygulamaya koydu ve ceza infaz edildi. “Durun bir bakalım, gerçekten bu olayları kimler çıkarmış” ya da “olayların arkasında bir provokasyon var mı” diye sorulmadı. “Yeşil – Beyaz forma giyen taraftarların çıkardığı olaylar”da bu formaların olayları Bursaspor ile ilişkilendirmek isteyen başka gruplar tarafından giyilip giyilmediği sorgulanmadı. Hatta karar vermek için, olay çıkaran ve bazıları gözaltına alınan bu taraftarlar hakkında değil savcılık iddianamesinin, fezlekenin bile hazırlanmasının beklenmesine gerek duyulmadı. “Kuvvetli şüphe” vardı, “televizyon görüntüleri” ve “gazetelerde yayınlanan resimler” her şeyi zaten tüm çıplaklığı ile ortaya koyuyordu.
“Durum böyle değildi” demek istemiyorum elbette; ancak Bursaspor’a kendini savunma hakkı bile tanınmadı. Karar verildi, ceza kesildi, infaz edildi; sonra da Bursaspor’a, “aksini iddia ediyorsan Tahkim Kurulu’na başvur” diye yol gösterildi. Belki yıllar sonra bu hadisenin, başka bir takıma ait taraftar grupları tarafından Bursaspor’u zor duruma düşürmek için tamamen bilinçli şekilde organize edilip hayata geçirildiği ortaya çıkacak, belki de, tam da federasyonun karar verdiği gibi gerçekten Bursaspor taraftarının gerçekleştirdiği ve cezanın haklı olduğu kesinleşecek. Mesele bu değil; mesele, spor hukukunun kendine özgü farklı bir takım kuralları olduğu ve “bekleme”nin telafisi imkansız zararlar oluşturabileceği durumlarda hızlı karar alma mekanizmasının çalıştırılması zorunluluğundadır.
*
Türkiye, spor alanında uzunca sayılabilecek bir süredir “şike” olayları ile yatıp kalkmakta. Bu süreçte, “taraftar” duygularımızı bir kenara koyup, sağduyulu düşünme ve buna göre hareket etmek gibi bir mecburiyetimiz var. Bu mecburiyet, dışarıdan birileri olarak bizler için ne kadar geçerli ise, bizzat karar verme mekanizmasının içinde bulunanlarda bizden çok daha fazla bulunmak zorunda.
Bu anlamda, yeni seçilen Türkiye Futbol Federasyonu daha sürecin en başında sınıfta kaldı. Kurulun başı olarak M. Ali Aydınlar’ın kamuoyuna yansıyan tavrı eleştirilmeye değer. “Şike yapmak amacıyla silahlı örgüt kurma suçundan” tutuklu bulunan bir kulübün başkanına hastanede yapılan ziyaret ve bunun açıklaması olarak “benim kulübümün başkanı” açıklaması, Aydınlar’ın kişisel olarak bu soruşturmanın adamı olmadığını daha en başında ortaya koydu.
Bu yanlış kişisel tavrın yanında, kurulun da, olayın başlangıcından bu yana “topu taca atma” gayretlerinin gözden kaçmasına imkan yok. Sürekli olarak, “savcılığın bilgileri paylaşmadığından” dem vurmanın, sorumluluğu üstlenmemek adına atılan bir adımdan başka bir açıklaması olamaz; çünkü, bu tavır, olayın, sadece Süper Lig’in ve bu ligde oynayan takımların kendi iç meselesi imiş gibi algılandığı gibi bir sonuç ortaya çıkarıyor ki, zaten tamamen yanlış olan bu. Bu olay, maalesef, sadece bir milli mesele değildir. Tam tersine, uluslararası sonuçlar doğuracak olan son derece geniş kapsamlı bir hadisedir. Savcılığın, Türkiye Futbol Federasyonu’na, işin onları ilgilendiren boyutu ile ilgili olarak bilgi vermediğine kamuoyunu inandırmak mümkün olmadığı gibi, olay böyle olsa bile, olayın, UEFA ve Türk takımlarının Avrupa’da Türkiye’yi temsili gibi acilen karar verilmesi gereken boyutu olduğu anlatıldığında da yine aynı tavrı gösteren savcılıktan, gerekirse Adalet Bakanlığı bile devreye sokularak karar vermek için gerekli olan tüm bilgiler elde edilebilirdi.
Elbette tüm bunların gerçekleşebilmesi için, ortada, karar vermek ve sorunu çözmek gibi bir niyeti bulunan bir kurul olması gerekiyor. Görünen, Türkiye Futbol Federasyonu’nun, böyle bir niyetinin hiç olmadığı. Mümkün olsa, “olayın bizimle hiçbir ilgisi yok; yargıyı ilgilendiren bir mesele” deyip, işin içinden kendilerini sıyıracaklar!
*
Yeni yasa son derece açık ve verdiği yetkiler de tartışılmaz bir şekilde ortada. Durum böyle iken, ısrar ve inatla olayın sürüncemede bırakılarak, acınacak bir geciktirme çabası içine girilmesi, Futbol Federasyonu yönetim kulunun hem işini doğru yapmadığını ve hem de, daha da kötü olarak, görevini ihmal ettiğini gösterir.
Bu kurul içerisinde kendisini, “Trabzonspor’u değil, Trabzon’u temsil ediyorum” diye konumlandıran Erdal Atalay da var. Sayın Atalay’dan beklentimiz, Trabzonspor’un ya da Trabzon’un değil, adalet ve hakkın temsilcisi olması ve şayet varsa tabi, gücünü, bu ikisinin yerine getirilmesi için kullanmasıdır.
*
Federasyon seçimlerinden hemen önce, “küstüm, oynamıyorum” mantığı ile hiçbir kurula güvendiği adamını koymayı beceremeyen Trabzonspor yönetiminin bu çocuksu tutumunu ise ileride tartışacağız; çünkü şu anda yeri de zamanı da değil.
*
Tüm bu şike – teşvik – örgüt troykasından Trabzonspor’u ilişkilendirme çabasına gelirsek, üzerimden Trabzonspor taraftarı gömleğini sıyırarak gönül rahatlığı ile konuşabilirim ki, Trabzonspor’un bu işlerle uzaktan yakından hiçbir ilgisi ve ilişkisi yoktur, olmamıştır ve olamaz da. Kurulduğu günden bu yana, kirli arenada onurlu bir kavga vermeye çalışan bu takım, provokatörlerin, olayın içine katma çabalarına rağmen anamın ak sütü kadar temizdir.
En yakın rakibinden 9 (yazıyla dokuz) puan önde bir takımın, bir de bu tür kirli işlere bulaşması ve üstelik de bulaşmasına rağmen şampiyonluğu kaybetmesinin olağan hayat koşullarına aykırılığını bir kenara bırakıyorum, zeka ile de ilişkilendirilecek hiçbir tarafı yoktur!
“Ya varsa?” diyenler için ise cevabım şudur : “Yoktur ve olamaz. Böylesi bir illegal faaliyetin içinde bulunan bir takımın da zaten taraftarı olmam.” Bu kadar net.
Trabzonspor kamuoyu, bu süreçte yaşananları beyninin bir köşesine yazmalı ve asla unutulmasına izin vermemeli.
Trabzonspor taraftarı, Ergenekon sanıklarını peşinen suçlu ilan zihniyetin, söz konusu kendi tuttuğu takım olduğunda nasıl “yargı süreci beklenmeli ve kimse peşinen suçlu ilan edilmemeli”ci kesildiğini, ulusal medyanın, “bizim takım battı, şimdi de Trabzonspor’u aşağıya çekelim” tavrını ve çokbilmiş, ikiyüzlü tatlı su münevverlerinin “kurumlarla kişileri birbirinden ayırmak lazım” türünden saçmalamalarını sadece beynine değil, kalbine de yazmalı ve bunlara karşı içlerinde birikecek nefretin sönmesine asla izin vermemeli.
*
Türkiye Futbol Federasyonu, geciken adaletin adalet olmadığını bilmek ve anlamak zorunda. Bir şeyi daha anlamak zorunda; ne kadar yırtınırlarsa yırtınsınlar, kendi adamlarını ve takımlarını ne kadar sıyırmaya çalışırsa çalışsınlar, Türk futbolu bağırsaklarını temizleyecek!..
 
19.07.2011
ESBAB – I TAHRİÇ
Av. Yusuf Reha ALP
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.