Usta kalem bakın neler yazdı...

'Mesele kimin haklı olduğu değil, vatan üzerinde cereyan eden alev topudur'!

Usta kalem bakın neler yazdı...

 Beraber yürüdük biz bu yollarda / Beraber ıslandık yağan yağmurda…

Dile kolay Erbakan Hoca’nın kanatları altında başlayan kırk yılı aşkın bir yürüyüş ve ıslanılan yağmur…

Beraber yürünülen yolun ayrımına, beraber ıslanan yağmurun da dinmesine sebep olan  kriz yaşanıyordu Erdoğan; Arınç ve Gül arasında… Aslında bu kriz hiç de yeni değil…

Sondan başlayalım… Birkaç gün önce Gül ve Erdoğan üç saate yakın bir görüşme gerçekleştirdi ve bu görüşmenin ardından Gül; Arınç, Sadullah Ergin ve Hüseyin Çelik gibi isimlerle Arınç’ın evinde bir araya geldi.

Muhtemeldir ki Erdoğan, Abdullah Gül üzerinden beşinci bir parti için nabız yoklayan ama bunun için de uygun bir zamanı kollayan bu isimlere oturun oturduğunuz yerde minvalinde bir ayar verdi. Şahsen ben bu ayarın yumuşak tonda ve yapıcı bir ahenkte olduğunu düşünüyorum. Çünkü kurt bir siyasetçi olan Erdoğan aynısını daha önce Numan Kurtulmuş’un beşinci parti denemesinde de yapmış ve Kurtulmuş’u kendi saflarına çekebilmişti. Buna benzer bir hamleyi hemşerimiz ve Çalışma Bakanımız Süleyman Soylu nezdinde de düşünebilirsiniz.

Gelelim işin perde arkasına…

Gül, her zaman ılımlıydı. Gerçi tekrardan Cumhurbaşkanlığına adaylığını koymak istemiş, son anda eklenilen bir kanun teklifi ile Erdoğan tarafından önü kesilmişti. Gül ise buna çok içerlemiş ve partinin tüm davetlerine de bu kırılganlığından ötürü teşrif etmemişti.

Arınç ise her zaman “ben bu partinin abisiyim, özgül ağırlığım var, gerekirse lidere de ayar veririm” modunda  hissetti kendini.

Hatırlayın Arınç’ın saymakla bitmeyecek vukuatlarını:

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığına adaylığını açıklamasının ardından, Ak Parti’nin yeni genel başkanının dolayısıyla Başbakan’ın kim olacağı tartışılırken, Arınç’ın mikrofonlar karşısına geçerek “muhtemel adaylardan biri olarak şahsımın da adı geçiyor” tarzında açıklama yapması; “Bu benim hakkım, ben buradayım haaa”  anlamına da geliyordu.

Erdoğan’ın, Davutoğlu tercihi Arınç’ı büyük bir hayal kırıklığına uğrattı.

Aynı hayal kırıklığı Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde de yaşandı kanımca. Çünkü Arınç, kendisinin de buna layık olduğu zannındaydı. Arınç bu duruma da  çok içerlemekle beraber sesini çıkarmadı. Ama  her zaman kontra bir gol için de fırsat kolladı.

Geçen yıl mayıs gibi gerçekleşen ve Dolmabahçe Mutabakatı adı verilen süreçte Erdoğan’ın sürece müdahalesine karşı mealen “biz burada yalı kazığı değiliz, bir hükümet var ve bu süreci yönetiyor.” tarzıyla Cumhurbaşkanına karşı, alenen bir çıkış yaptı ve hemen sonrasında da Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ile kavgaya tutuştu!

Ardından başbakan Davutoğlu’nun araya girmesiyle kavganın üstü örtüldü.

O kavgada Gökçek’in Arınç’a dair iddiaları çok çarpıcı, çok ağır ve yenilip yutulur türden değildi!

Daha eskiye gidecek olursak; aslında geçmişten beri Bülent Arınç, ilkesel olarak her zaman Gül ile hareket etmişti. Ve şimdi de  devam ediyor. Mesela geçmişte Erdoğan’la, Arınç-Gül arasında ki en önemli husumetin, Gezi olaylarında yaşandığını da çok net biçimde görmek mümkün! Hatırlarsanız Ak Parti’nin bu üçlüsünün herkes tarafından çok net ve anlaşılabilir görüş ayrılığı içinde olma durumu o dönem su yüzüne çıkmıştı! Bir tarafta Erdoğan, diğer yanda Gül ve Arınç! Hatırlayın; o olaylar esnasında dönemin Cumhurbaşkanı Gül, gezicilere atfen ‘mesaj alınmıştır’ derken; Erdoğan, ‘Cumhurbaşkanı ne mesajı aldı bilmiyorum ama ben mesaj almadım’ diyordu. Bülent bey de Gül gibi düşünmüş, polisin aşırı güç kullanmasından dolayı eylemcilerle bir araya gelerek onlardan özür dilemişti. Bu esnada yurt dışında olan ve vekâleti Arınç’a bırakan Erdoğan, ülkeye döner dönmez özür dileyenleri topa tutup, Gül ve Arınç’a ayar vermişti!

Daha sonraki süreçte ise Arınç,   80 ihtilalinde Diyarbakır cezaevinde yapılanları da anımsatarak “Ben de olsam dağa çıkardım” minvalinde açıklamalarda bulunmuş, Erdoğan ise  ‘Terör saldırısında ölen terörist için ağlamadık, ağlamayız’ diye karşılık vermişti!

 Arınç, İmralı tutanaklarının basına sızmasını da gazetecilik başarısı saymış, buna karşılık Erdoğan ise ‘Bülent Bey böyle demişse yanlış yapmıştır’  karşılığını vermişti.

Çok daha farklı olaylar sayılabilir ama bu üçlü, hatta diğer unsurları da katarsak bu ekip arasında, en bariz ayrışma Başkanlık konusunda yaşandı.

Cumhurbaşkanıyken hem de Londra’da konuşan Gül’ün, “Ben açıkça Türkiye’de söyledim, parlamenter sistemin daha uygun olduğunu düşündüğümü herkes biliyor”  biçimindeki beyanına benzer açıklamaları Arınç ve Hüseyin Çelik’te yapmıştı!

Şu ana kadar sadece Ak Parti denilince ilk akla gelen isimlerin, süreç içinde yaşadıkları görüş ayrılıklarından kısa bir özet sunmaya çalıştık sizlere.  Dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta da şu! Özellikle Bülent bey, kimilerine göre doğru, kimilerine göre haddini aşan ve zig zaglarla dolu hayret verici açıklamalarını; ne hikmetse cemaatle iplerin kopmasından sonra yapmaya başladı. İşte bu durum neticesinde  çoğu Ak Partililer arasında , ‘Bülent bey Ak Parti davasının değil,  cemaatin adamı’ yorumları yapılıp, hatta ‘Fuat Avni’ rumuzlu sosyal medya fenomeninin bizzat kendisi olduğu iddiaları ayyuka çıktı. Yani Bülent bey özellikle son iki yıl içerisinde aleni olarak Cumhurbaşkanı ile sürekli ters düşen açıklamalarda bulunmaya özen gösterdi. Cumhurbaşkanı için ‘Yola çıktıklarını yolda bulduklarına değişmek’ gibi yorumlar yapmış olsa da Arınç ve   birlikte hareket ettiği grubun bilmesi gereken gerçek, kanımca şudur:

Birincisi; Erdoğan’a rağmen olmadı, olamaz da… Olursa, kanımca Abdüllatif Şener’in, Erkan Mumcu’nun ve diğerlerinin olduğu yer olur, gittikleri yer…

İkincisi; Sayın Cumhurbaşkanı ile aranızda yaşananlar ne olursa olsun, mesele; şu an kimin haklı olduğu değildir. Ülkenin üzerinde bunca ateş topu yanarken, ABD ve Rusya dahi bu ülkenin çıkarları karşısında el ele tutuşmuşken, vatan topraklarını parçalama hamleleri güç kazanmışken, şahsınızın ya da Erdoğan’ın haklılığına kimse bakmaz! Şu an bir hükümet ve bir siyasi irade varken, insanlar bu zorlu meselelerde kimin bütünleştirici, kimin ayrıştırıcı, kimin toparlayıcı, kimin vatan meselesi peşinde, kimin nefsinin esirinde olduğuna baktığını asla aklınızdan çıkarmayın. Belki bu siyasi tabanda ‘abi’ rolüne yükselen tek isim oldunuz ama  emin olunuz ki öyle kalabilmeyi başarmak çok daha büyük bir erdem gerektirir.  Kaldı ki, koltuktayken tek cümle etmeyen siz, koltuk gidince konuşursanız, itibar kaybedersiniz! Ne sayın Erdoğan, ne Ak Partiyi savunmak için demiyorum. Memleketimin yaşadığı böylesi sorunlar varken, güçler birleşmeli. Derdimiz; vatan üzerine dönen hain dolapları bertaraf etmek  olmalı. O nedenledir ki;  bir ‘abi’, bir vatan sever, bir Müslüman olarak susun sayın Arınç! En azından şimdilik susun! Aksi halde ‘nefsinin esiri, zalimin kuklası’ olarak tarihe geçerseniz,  çok ama çok yazık olur!

 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Halit - 11 ay önce
Güzel bir yorum.
Avatar
mustafa osman - 11 ay önce
realist trabzonspor yorumlarina alistiydim yalniz politika temali bu yazi da spor tahlillerin kadar isabetli hemsehrim. zannimca arinc'taki ego magarasi tum turkiye'yi icine alacak kadar derin.