Herkese kendini beğendiremessin !

Trabzonspor'un kalecisi Tolga Zengin, takımının bu sezon şampiyon olması durumunda insanların rahatlacağını belirterek, "Bence 28 senenin tahammülsüzlüğü ortadan kalkar. Bir maç kazanıldığında bile Trabzon'da çok şey değişiyor. Şampiyonlukta nasıl bir değişim yaşanacağını anlamak için bu bile yeterli bir gösterge. Şampiyonluk durumunda belki de bu şehrin kaderi değişir. " dedi.

Herkese kendini beğendiremessin !



Futbol Federasyonu tarafından çıkarılan TamSaha Dergisi'ne açıklamalarda bulunan Tolga Zengin, kendisine sorulan sorulara şu cevapları verdi:

* Türk futbolunun son 15 yılına damgasını vuran Rüştü Reçber'in bundan 4 yıl önce "Benim varisim Tolga" dediği, fiziğinle bir zamanların efsanesi Dassaev'e de benzetilen bir kalecisin. Ancak bu dört yıl içinde beklenen patlamayı henüz yapabildiğini söyleyemeyiz. Bunun nedenleri üzerinde mutlaka kafa yormuşsundur. Bu konuda neler söyleyebilirsin?

Her şeyden önce Rüştü abinin benim için böyle şeyler söylemesi onur ve gurur verici. Ama tabii ki önemli olan insanın çalışıp kendini geliştirmesi. Bu 4 yıllık süreçte ciddi bir sakatlık geçirdim. Aslında oynadığım ve performansımın iyi olduğu dönemler de vardı ancak bazı dönemlerdeki kaleci tercihlerinden dolayı kenarda beklediğim bir dönem oldu. Sonrasında küçük bir sakatlık daha geçirdim. Gerçi o sakatlık beni çok fazla etkilemedi ancak o sırada Onur oynamaya başladı ve gerçekten de iyi bir performans gösterince doğal olarak ben yedek beklemeye başladım.

* Ülkemizde genel olarak Türk kalecilere bakışta bir sorun var. Yurtdışından sıradan kalecilerin getirildiğini ve kısa sürede gönderildiğini görüyoruz. ve bu hatalar art arda tekrarlanıyor. Kaybedilen bu süreçte genç Türk kaleciye şans verilmesi ve kazanılması daha doğru bir yaklaşım olmaz mı?

Her zaman bu görüşü savunuyorum. Üstelik bu olumsuzluk sadece kaleciler için değil bütün yabancı oyuncular için geçerli. Yabancı transferinde belli bir kalite standardı yok. Premier Lig'e bakıyorsunuz, orada forma giyecek yabancılara millî takımlarında belli bir sayının üzerinde oynama şartı koşuyorlar. Bence o ligin kalitesini artıran önemli kıstaslardan birisi bu. Türkiye'ye gelen yabancıların da buradaki oyuncudan daha iyi olması gerekir. Türk oyuncusunun Avrupa'ya gidişinde bin dereden su getiriliyor ama bizim ülkemize adı sanı belli olmayan yabancı oyuncular gelebiliyor. Kazandıkları parada gözümüz yok ama burada kenarda bekleyen genç oyunculara yazık oluyor. Genç Türk kaleciler, son dönemde kendilerine şans verildiği zaman neler başarabileceklerini gösterdi. Trabzonspor'da Onur, Beşiktaş'ta Cenk, Fenerbahçe'de Mert, Galatasaray'da Ufuk çok iyi kaleciler. Türk kalecilere karşı daha sabırlı olmamız gerekiyor. Ülkemize çok iyi kalecilerin yanında gerçekten kötü yabancı kaleciler de geliyor. Üstelik kredileri o kadar yüksek ki, 5-6 maç kötü oynamadan yedek kalmaları söz konusu olmuyor.

* Tekrar senin kariyer çizgine dönecek olursak, Tony Sylva'nın ardından ikinci kaleci olarak sen görünüyordun ama üçüncü kaleci pozisyonundaki Onur eldivenleri kaptı. Onur'la arandaki rekabetten ve arkadaşlık ilişkisinden söz eder misin?

Onur'la biz her şeyden önce abi-kardeş gibiyiz. Mümkün olduğu kadar birlikte dertleşiriz. Her konuda ona yardımcı olmaya çalışırım. Pırlanta gibi çocuk. Kaleciliğini zaten konuşmamıza gerek yok. Biz her zaman burada oynaması gereken kişinin Türk olması gerektiğini söyledik. Yabancı kaleci olacağına Türk kaleci olsun. Onur veya ben Tony'nin arkasında duracağımıza birbirimizin arkasında durmayı tercih ederiz. Çünkü Tony'nin olduğu dönemde ikimiz de oynayamadık. Sonra ben kaleye geçmeye başladım, dirseğimden sakatlandıktan sonra da zaten Onur aldı kaleyi ama kaybettiğimiz bir şey olmadı. Tony'nin arkasında bekleyecektim, Onur'un arkasında bekliyorum. Önemli olan beklerken kendini hazır tutabilmek. Biz ne kadar abi-kardeş olsak da bizim işimiz bu. Fırsat bulduğunda iyi oynamak zorundasın ve bunun için de yedek beklediğin dönemde üst düzeyde çalışman gerekiyor.

* Yedek kalmak her oyuncu için zordur ama kaleci için daha da zordur. Çünkü kulübede oturma süresi diğer oyunculara göre çok daha uzundur. Sen yedek kaldığın dönemlerde neler yaşadın, neler düşündün? Bu dönemde ayakta kalmak, yeniden geri dönebilmek için neler yaptın?

Yedek kalmak tabii ki her oyuncu için kötüdür. Önemli olan yedek kaldığın zaman kendini bırakmamak. Yedek kaldığın zaman eksiklerini daha iyi görüyorsun ve kendini kafa olarak da hazırlıyorsun. Kendini geliştirme şansın oluyor. Yedek kaldığım zamanki ilk düşüncem tabii ki Trabzonspor'un başarısıydı. O dönemdeki çalışmalarım hep kendimi geliştirmeye yönelikti. Futbolda ne zaman neyin olacağı belli olmaz, bu bir şanstır ve beklemek gerekir. Ben de bekledim. Allah'a her zaman şu şekilde dua ederim, "Kimsenin sakatlığından bana fayda sağlama. " Önemli olan senin iyi olman. Sen iyi olduktan sonra değerin elbette anlaşılır.

* Şenol Güneş'in takımın başına geçmesiyle kalecilerin performansında da gözle görülür bir artış olduğu ve bunun da hocanın eski bir kaleci olmasına bağlı olduğu söyleniyor. Sen de aynı kanaatte misin? Şenol Hocanın sizin vites yükseltmenizdeki payı nedir?

Şenol Hocanın motivasyonumuz üstünde her zaman büyük etkisi var. Ayrıca hocamıza insani açıdan saygımız büyük. Zaten kaleciliği iyi bilen ve Türkiye'de önde gelen isimlerden biri. Böyle bir hocayla çalışınca tabii daha fazla motive oluyorsun. Önemli olan bir diğer nokta da Alper Hoca faktörüdür. Kaleci antrenörümüz Alper Hocanın da gelişimimizde büyük katkısı oldu. Oyuncuların ara sıra ter idmanı falan olur, bizim hiç öyle bir antrenmanımız olmadı. Biz hep aynı ciddiyetle çalıştık. Alper Hoca her anlamda bize çok ciddi katkısı olan bir isimdir.

* Geçmişte iki Galatasaray maçında çok kötü hatıraların vardı ama dönüşün de yine bir Galatasaray maçıyla gerçekleşti. TT Arena'daki o son maça çıkarken kafanda nasıl düşünceler vardı?

Çok farklı şeyler hissetmedim, çünkü geçmiş geçmişte kalmıştır. İlk oynadığım Galatasaray maçı benim için hakikaten kötü geçmişti, ama dünyanın sonu değildi. Her kaleci gol yer. İki Galatasaray maçı değil de iki kötü maç olarak düşünmek lâzım. Bizim hedeflerimiz var ve ben de maça çıkarken takıma nasıl faydalı olurum, onu düşüyordum. Dualarımda hep "Takımımın galibiyetinde önemli bir payım olur" diyorum.

* Onur'un sakatlanmasının ardından rakipsiz kalmak ve bütün umutların sana bağlanmasını hissetmek omuzlarına nasıl bir yük yükledi? Yoksa bu rakipsizlik durumu özgüven duygunu artıran bir faktör müydü?

Herhangi bir problem olmadı ama tabii ki zor bir dönemdi. Çünkü takımın şampiyonluk yarışında en zorlu virajlara girdiği bir dönemde kaleyi devraldım. Ama benim görevim kaleye gelecek olan topu tutmak. Bu görev sezonun ilk maçı da olsa, şampiyonluk maçı da olsa değişmiyor. Bazı şeyleri çok fazla büyütmemek lâzım. Önemli olan sahaya çıkıp işini en iyi şekilde yapabilmek.

* Onur'un sakatlanmasından sonra bir çok Trabzonsporlunun, "Eyvah şampiyonluk gitti" dediğini biliyoruz. Onlar Tolga'nın iyi olduğu dönemleri unutmuş, sadece her kalecinin kariyeri boyunca yiyebileceği hatalı golleri hafızalarına kazımış insanlardı ama ne yazık ki böyle bir atmosfer de vardı. Bu atmosferi hissetmek senin motivasyonun üzerinde nasıl etkiler yaptı?

Böyle bir atmosferin doğması hakikaten hoş değil. Ancak insanların kafasından bazı şeyleri çıkaramazsın. Zaten sen ne yaparsan yap, herkese kendini beğendiremezsin. Seni beğenen insanlar vardır, beğenmeyen insanlar vardır. Camiamızda maalesef önyargılı insanlar var, ancak önemli olan insanın kendi performansından memnun olması. Önemli olan kendi performansını en yukarıda tutabilmek. Ben en iyi zamanımda bile acımasızca eleştirilere maruz kaldım. Önemli olan kendini mutlu edebilmek, ondan sonra zaten insanları mutlu edebilirsin. Ben hep böyle düşündüm. İnsanların söyledikleri şeyler tabii ki üzücü ancak fikirlerini değiştiremiyorsun.

* Galatasaray maçını oynadıktan ve galibiyete büyük katkı yaptıktan sonra kentteki insanların sana bakışında bir değişim hissettin mi?

Tabii ki bir değişim var ama çok da önemli değil benim için. Bir yandan da mutlu oluyorsun tabii ki. Biz orada takım halinde mücadele ettik ve takım halinde kazandık. Ben sadece görevimi yaptım. Herkes de üzerine düşeni yapınca güzel bir galibiyet aldık. Galatasaray galibiyetinden sonra insanların söyledikleri tabii ki bizi mutlu ediyor ama önümüzdeki maçları asla unutmuyoruz. Bundan sonra her maç bizim için final.

* Türk futbolunda ve özellikle Trabzonspor özelinde şöyle bir sorun var; taraftar takım başarılı olursa coşuyor, peşinden geliyor. Oysa taraftarın asıl görevi her koşulda takımın ve oyuncuların arkasında durmak değil midir?

Bu kısmen doğru, ancak bu şehir 28 yıldan beri şampiyon olmadı. İster istemez onların da bir tahammülsüzlüğü var. Ben hep şunu söyledim; futbolcuları sevmeyebilirsiniz ancak Trabzonspor'u sevmeme gibi bir şey olmamalı. Burada bizler gidiciyiz, ancak kulüp kalıcı. Taraftarın verdiği her tepki kulübe zarar verir, ettiği küfür de ıslıkladığı oyuncular da... Tepkileri gösterirken biraz daha akılcı olmak zorundayız.

* Kalecilerin yalnız ve içine kapanık adamlar olduğu söylenir. Bu durum da onlara kendi sorunlarıyla kendi içlerinde boğuşmak gibi bir zorluk getirir. Sen de bu tip kalecilerden misin?

Evet, ben de derdini sıkıntısını çok paylaşan bir adam değilim. İçine kapanık biri sayılırım. Bazen yabancı kalecilere bakıyorum, keşke ben de onlar kadar rahat olabilsem diyorum, ama olamıyorum. Bu benim yapımla da alâkalı tabii. Maç içinde biraz daha rahat olmak lâzım ama benim yapım biraz daha duyarlı. Zaten kaleciler her zaman yalnız adamlardır. Kalecilerin arkasında hatalarını kapatacak kimse yok, sanırım biraz da bu yüzden yalnızlar.
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.