TRABZON’UN MAESTRO’SU ZOKORA!

İşte karşınızda Zokora...

TRABZON’UN MAESTRO’SU ZOKORA!

Didier Zokora Trabzonspor Dergisi'nin Ağustos sayısına kapak oldu. Smokin giyerek Maestro gibi objektiflere poz veren Zokora'nın fotoğrafları kadar röportajı da ilgi çekici. İşte Zokora'nın röportajından satır başları...

 
Çok deneyimli bir futbolcusun. Kariyerinde başarılı bir Premier Lig ile La Liga deneyimin var. Bu anlamda Trabzonspor’un bu seneki en tecrübeli oyuncusu olacaksın hiç kuşkusuz…
 
İngiltere ve İspanya gibi oyuncuya dair beklentilerin en yüksek düzeyde olduğu liglerde forma giydim. Çok stresli maçlar oynadım. Baskının ne derecelere varabileceğini gördüm ve bu deneyimlerin ardından Trabzonspor’a imza attım. Buraya hem kendim hem de takım için yeni bir mücadelenin içine girmek için geldim. Bu benim için çok büyük bir meydan okuma. Belirli bir yaştan sonra yeni bir heyecanın, yeni bir deneyimin içine atıldım. Takımın potansiyelini gördükten sonra onlarla büyük işler başarabileceğimi ve deneyimlerimi takım arkadaşlarıma sağlıklı bir şekilde aktaracağımı umuyorum.


 
Daha önceden Süper Lig’i ve Trabzonspor’u takip ediyor muydun? Bu ligden tanıdığın ve beğendiğin oyuncular kimlerdi?
 
Trabzonspor, Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe’yi biliyordum. Tottenham’dayken Avrupa Ligi’nde Beşiktaş forması giyen Burak Yılmaz’la karşı karşıya oynamıştık. Ama açıkçası oyuncu isimlerini bilmiyordum.
 
Sana göre Türkiye ligi üst düzey liglerin ne kadar uzağında? Oynadığın liglerle de kıyaslayınca Süper Lig’i teknik, taktik, fiziki mücadele yönünden nasıl değerlendiriyorsun?

 
Şimdi bir sıralama yapsam İngiltere, İspanya, Almanya’yı ilk üç sıraya yazarım. Ondan sonra mesela Fransa ligi için Türkiye’den daha iyi diyemem. İtalya ligi için bunu belki söylerim. Böyle bakıldığında Türkiye’yi başlıca 5-6 lig arasına rahatlıkla koyabilirim.
 
Sana göre ideal bir ön libero nasıl olur?
 
16-17 yaşlarında libero pozisyonunda çok oynamıştım. O zamanlar bana iyi bir liberonun Beckenbauer gibi olması gerektiğini söylüyorlardı. Bu sözleri duyunca çok gülerdim, çünkü Beckenbauer’ı tanımıyordum ve o güne kadar da hiç izlememiştim. Bunları bir tarafa bırakırsak ideal bir ön libero akıllı ve sabırlı olmalı, hem kendini hem de oyunu kontrol edebilmeli. Fizikten çok zihniyle oynayabilmeli.
 
Londra ve Sevilla gibi şehirlerde yaşadın. Şimdi Trabzon’dasın. Trabzon’u nasıl buldun? Ortama, yemeklere alışabildin mi?
 
Bahsettiğiniz iki şehirde de çok iyi zamanlar geçirdim. Benim Trabzon’u tercih etmemim en büyük sebeplerden biri buranın spor şehri olmasıydı. Aynı zamanda Trabzonluların takımı çok iyi bir şekilde sahiplenmeleriydi. Mesela Londra şehrinde 6, Sevilla’da 2 kulüp var ve dolaysıyla ilgi Trabzon’daki gibi olmuyor. Buradaki herkesin ortak paydası Trabzonspor ve biz de bu takımın bir parçasıyız. 4 senelik sözleşme imzaladım ve tamamıyla işime odaklı bir yaşam sürmek istiyorum. Bu benim önceliklerim arasında en birincisi.
 
Trabzonspor’la hedeflerin neler?
 
Trabzonspor geçen sezon ligi ikinci sırada tamamladıysa bu sezonki hedef şampiyon olmaktır. Bunun dışındaki bir sonuç ne bizi ne de camiayı mutlu eder. Burada bulunacağım süre boyunca takım sürekli üstüne koyarak devam etsin ve başarıdan başarıya koşsun isterim. Bunu başarmak için buradayım. Mevcut kapasite ve potansiyelle de bunun başarılabilineceğini düşünüyorum.
 
Şenol Hoca’yla diyalogun nasıl? Sence Şenol Hoca’nın saha içinde senden bekledikleri neler?
 
Şurası şüphesiz ki oyuncuyla hocası arasında daima bir mesafe olmalıdır. Ama bu mesafede asla çukurlar ve boşluklar bulunmamalıdır ve çok iyi bir iletişim yöntemiyle hoca da oyuncu da karşısındakinin iyi niyetinden emin olmalıdır. Hocayla oluşturduğumuz diyalogda beni en çok mutlu eden de bu. Mesela hocanın taktik toplantıdaki konuşma tarzı, yaptığımız hataları bize anlatması çok içten ve samimi. Böyle olunca hocayı dinlerken bizi eleştirmediğini aksine bize yol göstermeye çalıştığını hepimiz hissedebiliyoruz. Böyle bir iletişimin biçiminde de hem hocanın hem de oyuncunun işi kolaylaşıyor. Hocanın benden saha içindeki beklentilerine gelirsek; bu konuda hocanın bana bir şey söylemesine gerek yok. Onun bana yaklaşım tarzından ben anlıyorum ki, “Sen bu takımın en tecrübeli oyuncularından birisisin. Sen bu takımın büyük ağabeylerinden bir tanesisin. Bu takımı çekip çevireceksek burada en büyük sorumluluklardan biri sana düşüyor.” Hoca bize büyük bir saygıyla yaklaşıyor. Ben çok duygusal bir insanım. Bana bir adım gelene ben 10 gidiyorum. Daha önce oynadığım takımlarda katkı sağlayıp başarı ve kupalar kazanabildiysem bu hocalarımla olan ilişkilerden kaynaklanıyor. Burada büyük başarılar kazanmak istiyorum.
 
Her sabah kahvaltıya geldiğinde herkesin tek tek elini sıkarak selamlıyorsun. Bunun özel bir anlamı var mı?
 
İnsanların elini sıkmamın başlıca sebebi, hayatımızda yeni bir günün başlaması ve yeni bir gün başlarken herkesin birbirine olan sevgisini ve iyi niyetini o yeni gün öncesinde bir kez daha ifade etmesi gerektiğini düşünmemdendir. Ben bu özelliği çok küçük yaşta kazandım. Londra ve Sevilla’ya gittiğimde de bunu devam ettirdim. Milli takımda zaten devam ediyoruz çünkü oradaki oyuncuların tamamı bu kültürle yetiştiler. En güzel taraf ise İngiltere ve İspanya’da takım arkadaşlarım da zamanla beni takip etmeye başladılar. Kısacası bu bir saygı ve sevgi göstergesidir.
 
Takımda anahtar bir oyucusun. Takım arkadaşlarınla nasıl bağ kuruyorsun?
 
Ben bütün deneyimlerimden sonra şunu çok iyi öğrendim ki; bir oyuncunun saha içindeki taktik ve teknik yönlendirilmelerinden çok duygusal yönlendirilmeleri çok daha önemli. Çünkü belirli oyuncularla oynaya oynaya zaten bir takım gereksinimleri otomatik hale getirebiliyorsunuz. Kimin nerede durması gerektiğini, nasıl pozisyon alması gerektiğini yerleştiriyorsunuz. Önemli olan duygusal bağı kurmak.
 
Türkiye'ye gelmeden önce ne gibi beklentilerin vardı, ne kadarı karşılandı?
 
Bu soruya çok samimi bir cevap vereceğim. Transferim gerçekleşmeden önce Türk insanının bu kadar kibar ve sıcakkanlı olduğunu kesinlikle düşünmezdim. Babam bana küçükken “Bir insan hakkında karar vermeden önce O’nu tüm özellikleriyle tanımaya çalış” derdi. Türkiye’de tam anlamıyla böyle bir şey yaşadım. Burada sizin bana davranış biçiminiz, hocaların, takım arkadaşlarımın bana karşı nezaketi inanılmaz. Belçika’da, Fransa’da, İngiltere’de ve İspanya’da hatırı sayılır kulüplerde futbol oynadım ama kesinlikle bu kadar candan ve samimi ilişkiler orada görmedim. Ben bir gün Türkiye’den ayrılırsam kesinlikle Türkiye’den bahsederken “Orası benim için bir vatan ve yuva gibiydi”, diye konuşacağım.
 
Sahip olduğun yetenekleri, becerileri geliştirmek için özel bir çalışma ve antrenman yapıyor musun?
 
Çok iyi zihinsel antrenmanlar yaptığımı düşünüyorum. Bunu da şöyle yapıyorum; gençlik dönemimden beri maç bittikten sonra o maçın görüntülerini alırım ve biraz dinlendikten sonra en az iki kere izlerim. Yaptığım hataları tespit ederim. Sonrasında ise aynı hataları yapmamaya çalışırım. Bugüne kadar bunun çok faydasını gördüm.
 
Kariyerine Avrupa'nın farklı bir ülkesinde devam ediyorsun. Bundan sonraki hedeflerin neler?
 
Ben nereden hangi emekler sonucu buralara geldiğimi çok çok iyi biliyorum. Artık kendim için değil etrafımdaki insanlara hayrım dokunsun diye bazı hedeflerim var. Afrika çapında çalışabilecek, büyük olanakları olan bir vakıf kurmak ve özellikle Avrupa’da futbol oynamak isteyen Afrikalı çocuklara kapı açmak istiyorum. Geleceğe yönelik böyle hedeflerim var.
 
Birlikte oynadığın oyunculardan bir karma yapsan içine şu anki takımından hangi oyuncuyu katardın?
 
Öncelikle Burak için ayrı bir parantez açmam gerekiyor. Burak çok istisnai, olağanüstü yetenekleri olan bir oyuncu. O’nu oyun stili bakımından Thierry Henry’ye benzetiyorum. Bu nedenlerden dolayı kesinlikle takımımda yer alırdı. Burak dışında Alanzinho da çok hareketli bir oyuncu O’nu da Navas’a benzetiyorum. Colman ise zeki bir oyuncu. Renato ile oynayabileceğini düşünüyorum. Üçünü birbirinden ayırmak istemiyorum ama Burak tartışmasız bir tercih olurdu.
 
Tüm zamanlarda ve günümüzde dünyada beğendiğin oyuncular kimler?
 
Şu andaki en iyi oyuncu Messi. Tüm zamanlara gelince tabi herkes Maradona’yı ayrı bir noktaya koyar ama ben Zidane’ı izlerken büyük keyif alıyordum. Beni Zidane’da en çok çeken taraf topu kontrol ederken, pas yaparken ve oyun kurarken işini çok soylu edayla, sakin ve soğukkanlı bir şekilde yapmasıydı. O nedenle onu kesinlikle birinci sıraya koyuyorum.
 
Futbol dünyasında bir kutuplaşma var. Mourinho'nun Inter'i ve şimdilerde Real Madrid'i, (özellikle Barcelona'ya karşı oynadığı tarz) ve Barcelona'nın topa sahip olmaya yönelik, akıcı futbolu… Sen hangi taraftasın?
 
Ben iyi futboldan yana olan birisiyim. Guardiola’yı çok severim ama bir Morinho hayranıyım.
 
Futbol dışında herhangi bir spor dalıyla ilgileniyor musun?
 
Formula 1’i izlemeyi çok seviyorum. Hamilton’u, Alonsu’yu, Hamilton’u yakından takip ediyorum.
 
Vücudundaki dövmelerin bir anlamı var mı?
 
Ben 18 yaşındaydım kardeşim Arman 16’sındaydı. Birlikte futbol oynadığımız grupla sahile gitmiştik. Epeyce eğlendikten sonra herkes gibi yüzme bilmeyen kardeşim de denize girdi ve kayboldu. 2 saat sonra deniz bize kardeşimin cesedini getirdi. Bu olay bende çok büyük bir iz bıraktı. Adı Arman’dı ama çok iyi futbol oynadığı için Maradona’ya atfen biz Armando derdik. Bütün maçlarım ve attığım gollerim onun için. Aradan çok uzun bir zaman geçmesine rağmen olayın tazeliği hala kalbimdeki yerini koruyor. Bu nedenle onu dövmeyle birlikte vücudumda, daha doğrusu kalbimde taşıyorum.
 

Etiketler; #trabzon #Zokora
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.