DERSİMİZ KRİZ

Murat Bulut yeni yazısı ile sizlerle.

DERSİMİZ KRİZ


Her ne kadar öpüşüldü, barışıldı kriz çözüldü dense de son birkaç günlük Onur süreci bordo mavili  taraftarlarda  hem kısa süreli bir tramvaya yol açtı hem de kendi içlerinde ciddi anlamda bir fikir ayrılığına ve mecazi tabirle eteklerdeki taşların dökülmesine sebep oldu.  Özellikle  bu taş dökme mevzusu üst kademede, yazar- çizer kadrosu;  muhalif, küskün,eski yönetici nezdinde öyle bir hal aldı ki sanki  uzun süren bir “ İho ve diğerleri” savaşında iho kalesi en ağır darbeyi aldı da, vuralım kıralım içeri girelim kelle alalım, İho’yu yıkalım boyutuna dönüştü. Yahu muhalifini,  sevmeyeni ni, tasvip etmeyenini biliyorduk da kin, nefret, garez kokan cümleler, satırlar, manşetler bizim bile kanımızı donduracak cinstendi. Bilemedik açıkcası bu adam bu kadar kötü olacak, “yanlış” kelimesinden hatta “beceriksiz” sıfatından ziyade ihanetle , İstanbul yalakalığıyla suçlanacak kadar ne yapmıştı diye.
Neyse ki şimdilik sulh oldu da tarafları geren yazılar, yazarlar az biraz sustu da futbol deyimiyle önümüzdeki maça bakabileceğiz lakin değil mi ki her tecrübe her acı bize bir şey öğretmeli biz de öğrendiklerimizden çıkarttığımız dersleri biraz masaya yatıralım istedik.
Evvel söylemek   gerekirse en birinci öğrendiğimiz ders; “ insan” ve “kurum” kavramının olduğu her yerde, her insan tipinin her amir tipinin ve sorun tipinin olduğu gerçeğiymiş. Nasıl ki hemen her kurumda bir ayrıcalıklı sınıf vardır, bunlara görevce makamca eşit arkadaşlar bile bir şey diyemez hatta amirleri bile bunlara ilişemez iş yaptıramaz da; her zaman, işleri, torpili olmayan, kurum içinde bir arkadaş çevresi, lobisi olmayan, hatta karakterce deli,asabi değil mazlum ve mülayim olan kişilerin  yapması, üstelik  amir tahkirlerinden her defasında bu iyi kalpli insanların  nasibini alması gibi, futbolda da, arkasında koca bir taraftar desteği olan futbolcular pekala hem arkadaşları arasında hem de yöneticilere karşı dominantlık yapabiliyormuş.
İkinci dersimiz aslında birincisiyle doğru orantılı ve adres gösterir biçimde ki, 2010 yılında bizi şampiyon yapan, sonra basın karşısında o İstanbul aksanıyla kibar ve nazikçe demeçler veren, Tolga abisinin, takımın küçüğü kardeşimiz evladımız Onur’umuz çoktan büyümüş de kulübün kontrölünü ele geçirmeye başlamış da, bazen “bu adam illaki oynayacak” diyerek, bazen “canım bu maça çıkmak istemiyor” diyerek biraz İzmir Efe’si tavrına tarzına bürünmeye başlamış.            
Almamız, öğrenmemiz gereken üçüncü ders; gördük  ki Hurma’nın gelişiyle birlikte 80 li yıllardaki  “genel kaptan” kavramının bitip “sportif direktör” “en büyük direktör” kavramının bizim takım için de geçerli olmaya başlamasıymış. Yani Hurma’nın olduğu yerde kimse kimseye kabadayılık edemeyecekmiş.
  Bir diğer dersimiz, bu hayatta herkesin ama herkesin bir yedeği olması gerektiği, hamasi tabirle söylenen “Hiç kimse Trabzonspor’dan büyük değildir” cümlesinin geçerli kılınabilmesi için her futbolcunun ama her futbolcunun bir çırpıda harcanabilmesi ve yedeğinin, hatta üçüncü yedeğin bile anında hazır kıta yer doldurabilmesi gerektiğiymiş. Sahadaki adam yedek kulübesiyle her göz göze geldiğinde beti benzi atmalıymış ki tepemize çıkmasınmış.
Son dersimiz de bu olayı yorumlarken “Canım, bir yürüyüş yüzünden ara mı bozulurmuş” diyen kişilerin evvelki yıllarda “Bir vitrin takımı yüzünden nişanı bozdular” diyen düz mantık nato kafa kişilerin çocukları olduğu gerçeğiymiş. 
Sevgili okuyucularım, bakmayın siz herkeslerin “yönetim bu krizi yürütemedi” laflarına. Ne yapacaktı yönetim?  “Aman paşam, geç istediğin yere otur biz ayakta da gideriz, yeter ki küsme” mi diyecekti. Geçmiş yıllarda kameralara yansıyan Menajer Adnan Sezgin’in Arda başta olmak üzere Gs’li futbolcular tarafından hiç kaale alınmayan görüntüsü bizim takımımızda da mı görülseydi?  Yahut dil ucuyla söylendiği her halinden belli olan, muhatabına değil öyle ortalığa söylenmiş olan sözüm ona özür hemen kabul ediliverip önce Robotnicki maçı, sonra takım mı kurtulmuş olacaktı? Tüm samimiyetimle söylemek isterim ki İbrahim Hacıosmanoğlu, Şota Arvaladze ve Süleyman Hurma bu krizde, doğru yerde durabilmişler, doğru ifadeler kullanabilmişler ve bu krizi ve Onur’u olması gerektiği yerde tutabilmişlerdir. Bu saatten sonra tek mesele, beş altı yıllık sevdanın arkasından bizi, tek bir hareketiyle,belki de, gidenlerden çok daha fazla üzen   Onur’un, o özrü, ne kadar kalpten, ne kadar samimi, ne kadar mahcubane söylediğiyle alakalıdır. Umalım ki tartışmasız en iyi futbolcumuz, kaptanımız, her zaman en sevdiğimiz bundan sonraki hareketlerinde bizim sevdiğimiz istediğimiz Onur’umuz olsun da biz de ona hiç kimseye vermediğimiz “İkinci Güneş” lik payesi verelim, adına  şarkılar yazalım.  Bekleyelim, görelim.         
  
  


Etiketler; #murat bulut
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.