Gurur

Murat Bulut’tan Trabzonspor değerlendirmesi…

Gurur

                 Yıldırım, Timur’dan bir gün önce Çubuk Ovası’na gelmiş, tepeden Timur’un ovaya gelişini, askerlerin toparlanmasını bekliyordu. Timur, tüm olup bitenlere anlam veremiyor, “Bu adam bana neden saldırmıyor” diye düşünürken Yıldırım, Hz. Muhammed’in “savaş hiledir” akidesini hiçe sayıyor, “düşman toparlansın, mertçe dövüşürüz” diyordu. Yıldırım’ın bu hesabı hem kendisine hem milletine çok pahalıya mal oluyor, Osmanlıda yıllar sürecek bir fetret devri başlıyordu. Yıldırım’ı gururu yerle bir ediyordu.

***

                Yemen her defasında isyan bayrağını açıyor, her defasında sorun çıkartıyor, Osmanlı orayı bir türlü zapt u rapt altına alamıyordu. Hep gidiyor, isyanı bastırıyor, her geri dönüşünde Yemen, yeniden yerli halkın eline geçiyor, olan hep gariban Osmanlı askerine oluyordu. Askerin çoğu daha Yemen’e gitmeden alışık olmadığı hava şartlarına mağlup oluyor, geri kalanlar da -savaşta ölmediyse- oralardan bir daha geri de dönemiyor, bir garip bir meçhul olarak sonsuzluğa yürüyordu.Bir vakit Enver paşa “Yemen’den vazgeçsek ne olur?” demiş, dediğine diyeceğine pişman edilmişti. Çünkü bu Osmanlı’nın şanına yakışmazdı. Anaların yaktığı Yemen Türküsü işte bu ızdırabın neticesiydi. Osmanlı Yemen’den bir gurur uğruna vazgeçmemiş, hep anaları ağlatmıştı.

***

                     Merzifonlu denince akla hep kibri gelir. Sırf, kalbi ihtirasları uğruna sözde Kanuni’nin yapamadığını yapacak, Viyana’yı alacak, bir zaferle Osmanlı’yı yeniden ayağa kaldıracak, fetihlere gazalara yeniden başlatacak, özlenen beklenen o güzel günlere yeniden döndürecekti. Hiç kimseyle istişare yapma gereği duymayan, hep bildiğini okuyan Merzifonlu, Kırımlı Giray Bulak Han’ın ihanetiyle Osmanlı’yı, geri dönüşü olmayan  bir toprak kaybı sürecine sokuyor, hem kendi kellesini hem de koca bir orduyu kaybediyordu. Merzifonluyu yakan, düşman askeri değil, Kırımlılar değil, kendi gururu olmuştu.

***       

                1914 yılında Enver Paşa, tüm ihtirasıy, tüm gözü dönmüşlükle, elinde uydurma haritalar, yanında Alman subaylarıyla , Yemen’den henüz gelmiş üstü incecik kıyafetli askerlerle Kafkasya’nın fethine çıkıyor, “Paşam bu mevsimde Allahuekber Dağları’na çıkılmaz” diyen Hasan İzzet Paşa’yı dinlemiyor , koca bir tümeni dibi olmayan bir kuyunun içine sokuyordu. Defalarca kere yolda pişman olsa da , ne orduyu geri döndürüyor, ne Kızılkilise köyü’nde bir gece konaklatıyor, tek derdi saraya mutlu haberleri uçurmak istiyordu. Seksen bin kişilik koca tümenden geriye birkaç bin öksürüklü aksırıklı asker kalıyor, onlar da Erzurum hastanelerinde veremden, tifodan ölüyordu. Enver Paşa’yı yakan, yine gururu oluyordu.

                ***

                “Ben bu takımın kaptanıyım, bana karışamazsın” sözleri kibrin gururun sözleriydi. Ne büyük, ne yönetici tanımayan gurur canı istediği anda, istediği kişiye istediği şeyi söyledi. Yetinmedi “Ben sana gösteririm” der gibi gelen peş peşe hatalar koca koca kitlelerin umudunu hayalini söndürdü. Bu da yetmedi, ister manüple ister fitne fücur deyin gurur denilen fitne bir kere girmişti takımın içine ve ardından tokatlar, kavgalar, soğuk savaşlar, küskünlükler, vurdumduymazlıklar rezil, perişan, yerlerde sürünen bir Trabzonspor…Bir yandan maaşlı işçi Şota çaresizliğini basınla paylaşıyor, bir yandan maaşlı işçi Hurma o gurura söz geçiremiyor, diş geçiremiyor, bulabildiği tek çareyi basınla paylaşıyor, “devre arasında ikisini de göndeririz” gibi muhteşem(!) bir söylemle aslında idari acziyetini dile getiriyordu.

Başkan desen, o dağ gibi başkan, Kadıköy’de nara atan, TFF toplantısında meydan okuyan o yiğit başkan ortalardan kayboluyor, kamuoyunu oyalayıcı birkaç kelamla güya gönül alıyor, ama aslında hiçbir şeyi çözmüyordu.      

                “Trabzonspor başkanı ne derse yetineceksiniz” lafı , Tolunay Kafkas’ın gönderilme şekli, Volkan Şen’in o gece kaleminin kırılması, “O kupa benimle Trabzon’a gelecek” lafları hep gururun hep kibrin laflarıydı ve Hakim-i Zülcelal ve Adil-i Mutlak o başkanı şimdi bir gururla,hem de en güvendiği yerden gelen bir gururla sınıyordu. Ve başkan, hala ve hala ve hala hiçbir şey yapmıyor, hala suçu üstlenmiyor, hala suçluya neşter vurmuyor, vurdurtmuyor… Ve bugün, bir gurur uğruna, milyonlarca kalp, başı dik gönlü hoş gezemiyor hatta sokağa bile çıkamıyor…   

                Tarihle başladık, tarihi bir söze ithafla bitirelim. Sayın başkanım, eğer bu takımın padişahı siz iseniz, bedeli ne olursa olsun, en hakkaniyetli biçimde bu işi çözünüz; yok eğer padişah değilseniz hak aşkı için tez zamanda istifa ediniz…

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.