Trabzon, topyekûn ayağa kalksın

Yener Yanık yazdı...

Trabzon, topyekûn ayağa kalksın

Dışarısının ne dediği çok da umurumda değil ama kendi içimizde bile son Fener maçına dair ikilik yaşıyoruz.
 
Sosyal medyadan yerel medyaya kadar bu ikilik ayyuka çıktı. Kimimiz “has etduk az bile yapduk, yeter daha  gardaşım, biturduler,eldurdular  bizi” derken kimimiz ise bize hiç ama hiç yakışmadı diye tepki veriyor.
 
Fener taraftarının yaptığı vandallıklar, Galatasaray taraftarlarının Taksim’de  öldürdüğü İngiliz taraftarı, Beşiktaş tribününde işlenen cinayet gibi onlara has çirkeflikleri örnek göstererek ve bunlardan dem vurarak “bizimki de bir şey mi ”yeişi getiriyoruz.
 
 
Sırf Aziz Yıldırım’a olan kinlerinden dolayı dönemlerinin itibar suikastçılarının en azılılarından olan Erman’lar, Çakar’lar da güya bizi sevdiklerinden içimizdeki ateşe benzin dökercesine beyanatlarda bulunuyorlar. Gururumuzu okşuyorlar, şişimizi indiriyorlar. Olacağı buydu ya lafı getiriyorlar.
 
Derler ya biz sizin cemazi ül evvelinizi biliriz diye… Biz sizin de ne olduğunuzu ya da ne olmadığınızı çok iyi biliriz. Ama hem siyasetin tepesiyle girift hem de medyada etkin Şeytan Rıdvan gibi bir adamımız olmayışından biz de bu itibar suikastçılarına hazzetmesek de kulak veriyoruz.
 
Biz; birilerinin adiliklerini referans alıp ya da adaletin olmadığı yerde anarşi başlar sözünü parola kılıp işi Vandalizme götürecek ve bunu da yıllarca ekranlarda jenerik görüntüsü diye yayınlatacak olanlara kemik atacak ve birilerinin ekmeğine yağ sürecek basitlikte bir camia bir şehir değiliz.
 
Biz şehzadeler şehriyiz, dünyaya kafa tutanları, âleme nizam verenleri içinden çıkaran bir şehiriz.
 
Erken gaza gelen ve çabucak sinirlenen, aniden tutuşan, hırslı, asabi, kaba ama bir o kadar içten, milliyetçi, vatansever bir şehiriz biz… Ve bu özelliklerimizle tanınırız ve biliniriz…
 
İçimizdeki on beşlilerin on altılıların on yedililerin bu vasıflarla vasıflanıp yüz yıl önce Çanakkale’ye, Sarıkamış’a ölmeye gittiği bu şehrin bugün on beşlileri on yedilileri Ogün Samast şiarıyla kullanılıyorsa, Rahip Santora cinayetleriyle anılıyorsa en son olayda da kartal misali uçan ve hakemi parçalarcasına darpeden on yedilik körpe bir genç bu şöhrete soyunduruluyorsa önce bu şehrin sonra da bu ülkenin ekâbir kısmı şapkasını önüne koyup düşünmelidir.
 
Ve her şeyden önce “biz düşünmeliyiz, kendimizi sorgulamalıyız…”
 
Taş duvara her yumruk atışımızda kırılan parmakların acısı misali her seferinde de bu acıyı güncelleyerek her Fener maçında yaşıyoruz, öfkemize yenik düşüyoruz.
 
Bu öfkenin bilinçli olarak artmasını ya da bu öfkeden korkup tedbir almak isteyenlerce de Nusaybin’i aratmayacak görüntülerle, Tomalarla, zırhlı araçlarla, keskin nişancılarla, şehrimizde adım atamayacak hale getirilişimizle iyice tahrik ediliyoruz. Ve biz bu ruhu halini ve bu terörist muamelesini 96’dan beri her Fener maçında yaşıyoruz.
 
Ve bu durumu kendi içimizde çok büyük krize dönüştürüp krizi yönetemeyip akrep gibi de kendimizi sokuyoruz. Krizlerden baskılar doğurtuyoruz.
 
Büyük meblağlara aldığımız adamları bu baskı altında ezip kendi elimizle rakiplerimize hediye ediyoruz ve hem iyi bir silahtan yoksun oluyoruz hem de kendi silahlarımızla vuruluyoruz…
 
Harikalar yaratan Şen Volkan, Bursa’da yeniden doğan Deniz, Reşit değil diye kovduğumuz Mustafa Reşit Akçay ve tabii ki güneşimiz, efsanemiz Şenol Güneş…  “Evvel yâri seven ben idim, şimdi uzaklardan bakan el oldum” şarkısını söylettiriyor her biri bizlere…
 
İşte bu zihniyetten dolayı alttan gelen üste çıkmaz oldu, Ali Kemal’ler, Necmi’ler, Şenol’lar, Turgay’lar, Hami’ler, Hamdi’ler, Fatih’ler, Gökdeniz’ler gelmez oldu; çok çok iyi denilerek üstte çıkan da Avni Aker’de bir maçlık bile saltanat yaşayamaz oldu.
 
Ve bu zaaflarımızı çok çok iyi bilen ve bizi bizden iyi tanıyan hakemler oldu, federasyonlar oldu…
 
 
Ve biz buna benzer hataları yıllardır bıkmadan usanmadan, geçmişten ders almadan tekrarlayıp duruyoruz.
 
 
Ağaç baltaya demiş ki, sen bana bir şey yapamazdın amma, ne yapayım ki sapın benden…
 
Baltanın demirden olan ve kesen kısmı, siyasetin en tepesinden mürekkep… İktidarı, muhalefeti ve bunlara bağlı siyasi(leşmiş ) futbol yapıları baltanın demir kısmı… En can yakıcı en doğrayıcı tarafı…
 
Bu demir kısım yıllardır koca çınarın bağrına darbelerini saplıyor saplamasına da bu koca çınarı devirmek üzere olan ve baltayı işlevsel kılan “sap kısmının”içimizden olduğunu görünce ayrı bir kahroluyor insan…
 
Baltayı balta yapan sap kısmı ise bizi de bu hale düşüren içimizdeki sap zihniyetler…
 
Sap gibi adamlara trilyonları akıtan sap gibi yönetimler…
 
Yanarım, öfkelenirim; “garı- gıza, içkiye uyuşturucuya veeee paraya müptela, karakter yönüyle karaktersiz, kişiliksiz kimliksiz birşekilde bu takıma getirilmiş milyon dolarlık saplara…”
 
Yanarım, üzülürüm, kahrolurum; “her sokağında bir dilenci olan bu şehirde” 800 trilyon borca hamile kalan bir takıma ve bu takımı dininden, vatanından ve haysiyetinden sonra en kutsalı sayan yüreklere…
 
 
Yansak da öfkelensek de buğz etmekten öteye dönmüyor başımızdaki boynuzlar…
 
Bu kafayla bir baltaya sap olamazsın ama gün gelir baltanın ucuna olursun kazma… Minvalindeki kazmalara ve saplara birkaç mık çakalım sözümüz yettiğince de en azından içimizin şişi insin…
 
Biliyorum sokma akıl üç adım bile gitmiyor ama söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil diye kaç gündür yazıp yazmamak için kendimle cebelleşiyorum…
 
 
Uçlarına geçirdikleri keskin bir demirle ancak kendi baltamızın sapını kesmeye uğraşan sap gibi zihniyetler…
 
Çıkar ilişkileri, menfaat, menajerlerin abat edildiği ve kulübün iflasa götürüldüğü zihniyetlerden  mürekkep sap gibi sapların bizi getirdiği sapa noktanın en sarp yerindeyiz.
 
Yolumuzu düz ovadan sarpa sardıranlar:
 
Bu takım sayesinde siyasetin zirvelerini görmüş ve siyasi rantlar elde etmiş meczuplar…
 
Müflis iflas edince eski defterleri değil siyasi meczupları da arkalarına alarak başkanlığı kovalar misali han-ı yağma zihniyetine sahip baş(a)( ba) kanlar… 
 
Taraftara hoş görünmek için tribünlere oynayan, delikanlı, racon kesen, ağır abi imajlı zavallılar…
 
Ne kadar yazsam da methiyeler dizsem de şahsınıza ne içimin şişi iner ne öfkem diner…
 
Kısacası kupanın da bu takımın da sapı kaldı elimizde…
 
Nasıl hak ederseniz öyle yönetilirsiniz ayetine binaen demek ki biz böyle hakkettik ki böyle yönetildik ve perüperişan edildik…
 
Evet, koca çınar perüperişansın şimdi… Tarumarsın, viranesin, müflissin, naçarsın…
 
96’da 20005’te 2011’de devrilmeye yüz tuttuğun gibisin.  Asiliğin, inatçılığın, asaletinle hepsine göğüs gerdin… Bu sefer de düştüğün yerden kalk şimdi…
 
Dalların kırılmış, yaprakların rüzgârın savurduğu her yerde kurumuş gibi olsa da sen yine dibinden ışkın verip bu aşkı şahlandıracaksın.
 
 
Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!


Hey gidi Küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!


Eski ÇINAR şimdi Noel ağacı;
Dallarda iğreti yaprak utansın!


“USTA”da kalırsa bu öksüz yapı,
Onu sürdürmeyen çırak utansın!

 
Çınar Noel ağacı olduysa, artık çırağın yok Muharrem USTA bilmem farkında mısın?  Bu şiirden ibret almayan, içi sızlamayan şerefsizler utansın…
 
 Ezcümle… Trabzon topyekûn ayağa kalksın…
 


Etiketler; #yener yanık
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.