Bundan 101 sene önce…

Yener Yanık yazdı...

Bundan 101 sene önce…

Belki de Boztepe’den şehre bakan bu evde… Dedik ya bundan tam 101 sene önce…
 
Bu ev; birbirlerine delice âşık olan ve bu aşkla evlenen Mehmet ve Ayşe’nin hikâyesinin ruhudur, kokusudur, işte böyle bir hikâye…
 
Belki de bu şehre bu eve sinen ve bundan 101 sene öncesinde tüllenen bir aşkın acısıdır, gözyaşıdır, hüzünlü birhikâyesidir, bunu diyelim “Bismillah” demeden önce…
 
Hikâyeye Bismillah ile başlayalım,  Mehmet ve Ayşe’nin yaşanmış hikâyesini bu satırlarda yaşayalım…
 
Melali anlamayan bu nesle aşina olmayan bir şairin ruhuna nakşedelim ve iki aşk arasında kalan Mehmet’in vatan aşkına gıpta edip, ruhuna Fatiha bahşedelim…
 
 
Evliliğin daha ilk günleri…  Mehmet, belki de bu fotoğraftaki evden girer içeri. Ayşe boynuna sarılır, öper koklar Mehmet’ini… Ama Mehmet’inde bir tuhaflık vardır…
 
Sorar, cevap alamaz, daha beni sevmiyor mu diye evhamlanıp gülüp konuşmaz…
 
Sonra dile gelir Mehmet:
 
Ayşe’m, Çanakkale’ye gönüllü yazıldım…
 
Ayşe’nin dünyası kararır, yıkılır… “Canının can bulduğu canın” gidişine figan etse de sonrasında sessiz kalır…
 
Düşünür ki vatanın olmadığı bir yerde Ayşe ile Mehmet ne anlam taşır…
 
Bilir ki:
 
Askerlikten muafsın sen Mehmet, kolundan yana özrün var demesi erkeğinin gururuna kara saplı bıçak gibi saplanır…
 
Yoroz’dan kara dumanıyla gelen gemi çalarken acı seslerini Mehmet Ayşe’sine o evde bırakır son vasiyetini:
 
Ben gelene kadar beni ne olur bekle… Hem de bu evden hiç çıkmadan bekle…
 
Mehmet’im… Allah’a yeminler olsun ki seni bekleyeceğim… Ve bu evden sen gelene kadar çıkarsam bil ki sadece mezara gideceğim…
 
Demir alma vakti geldi limandan ve ukbaya giden bir gemi kalkıyor Trabzon limanından…
 
 
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
 
 Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
 
 
 
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
 
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
 
 
 
 Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
 
 Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
 
 
  Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
 
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
 
 
 
 
Yemen’den acı haber çok çok önce gelmişti… Orada da Ayşe’ler Mehmet’ler böyle veda etmişti.
 
Mehmet gitti gideli Yemen Türküsü Ayşe’nin diline değil yüreğine demirlenmişti…
 
 
Ayşe, her gün bu şarkıyı diline doladı, doladı ağladı… Ağladıkça doladı; doladıkça ağladı:
 
Kışlanın önünde redif sesi var
Bakın çantasında acep nesi var
Bir çift kundurayla bir de fesi var




Ah o yemendir gülü çimendir
Giden gelmiyor acep nedendir

 
 
Ayşe’nin dilinde bu türkü…
 
Belli ki Mehmet gitti ve unuttu…
 
 
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
 
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.
 
 
 
Her gün camdan sokağa baktı… Ara sıra Yoroz’dan gelen gemilere gözü daldı…
 
Mehmet’inin kendisine söylediği o şarkıyı hiç ama hiç unutmadı:
 
 
Giyin kuşan ayişem gel geç bizum köylerden
 
Bakacağum peşune utanirum ellerden
 
 
Atun benu ateşe cayir cayir yanayim
 
Koyun benu mezara ayişemle uyuyayim
 
 
Bekleyen kendisi değil de Mehmet imiş bunu taaa o zamandan anladı… Bu şarkı da bunun parolasıydı…
 
 
Yıllar,  yılları; Yoroz’dan gelmeyen gemiyle, bu türkülerle kovaladı. Üç günlük evliliğin yarenliğinden olan evlat Mehmet’ten Ayşe’ye kalandı.
 
Ayşe, Ayşe nene olup sözünü 1986 senesine kadar tuttu.
 
 
Yıllar önce Mehmet’ine gelen seferberlik emri, nihayet kendisine de gelmesi onun için her güne vurulmuş bir umuttu…
 
 
 Al kanatlı Azrail al gelinliği getirip “müjde, Mehmet’in seni bekliyor” diyene kadar Ayşe nine bu evden hiç ama hiç çıkmadı…
 
 
Ezcümle… BUNDAN 101 SENE ÖNCE…
 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.