En acıklısı, askerin hikayesidir...

Ancak bu kadar güzel anlatılırdı…

En acıklısı, askerin hikayesidir...

 Medyaradar yazarı Murat Tolga Şen, şehit olan askerlerimizin hikayesini yazıyor. Dağlıca’da ve bu ülkenin tüm sınırlarında kaybettiğimiz canların anısına saygıyla…

Hayat tercihlerden ibaret… Aşık olmak, aşık olduğun kadınla evlenmek, çocuk yapmak, işe girmek, istifa etmek,  vs. Ama bazen hayatınız elinizden alınır. Bu ülkedeki her erkeğin, çağırdıklarında gitmek zorunda olduğu bir yer var, adına askerlik yapmak diyoruz. Vatana borçlu doğuyoruz ya, gidip onu ödüyoruz. Parası olan elini cebine atıp kolayca hallediyor. Parası olmayan ise hayatıyla ödüyor,  ya bir kısmıyla, ya da tamamını vererek!

Tercihler diyoruz ya, her şeyi inceden gördüğünü zanneden ama bana göre çizgi romanlardaki çocuksu romantizmle, doğuda askerlik yapanları “Kürtleri öldürmeye karar vermiş canavarlar” gibi gören yurdum liberallerinin anlayamayacağı bir şey bu askerlik…

Sen gitmiyorsun, gönderiliyorsun. Hayatında hiç emir almamış, vermeye de niyetin yokken. Elinde silah, dağları gözleyerek nöbet tutan o savaşçılar, aslında 10 yıl önce mahallede dekmancılık oynayan bacaksızlar… Hepsi çocuk, hepsi insan…

"Gittim, gördüm, öldüm" bile diyemez bir askerin ölü bedeni… Göndermeseler ne işi var o dağlarda, sevgilisinin elini tutmak, kardeşinin başını okşamak varken. Saçını, sakalını keserler, bedenine bol gelen bir elbisenin içine sokup, eline bir silah tutuştururlar. Kendi hayallerinden vazgeçersin, çünkü başkaları için ölmen gerekiyordur, ölürsün. Mayına basmış, kömüre dönmüş bir hayal olursun. Ailen ölüne sarılırken acısını da seninle birlikte gömer, en beklenmedik ama en metanetle karşılanması gereken ölümdür seninkisi… Başka kınalı kuzular ürkmesin diye belki de…

O yüzden, en acıklısı askerin hikayesidir.

Ağustos 1993,

Beni çok sevdiğini zannettiğim bir kızın aklına uyup bir anda askere gitmeye karar veriyorum. Çatışma emeklisi asker babam, torpil isteğime “Ben karışmam ne halin varsa gör” diyor ve halimi görüyorum!

Ankara Etimesgut zırhlı birlikler tugayında yapılan 2 aylık acemiliğin ardından, Bitlis/Tatvan/Kuyaş kışlasına, M48-A5-T2 Tank nişancısı bir onbaşı olarak adına “askerlik” denen borcun geri kalanını ödemeye gidiyorum.

Kadere bakın ki, benim askerlik yaptığımı öğrenen dönemin başbakanı Tansu Çiller ve Genelkurmay başkanı Doğan Güreş, PKK denen terör örgütünün kökünü kazımaya karar veriyor. Sonrası, şimdiye kadar anlatamadığım bir 13 ay. Bitsin diye umut ediyoruz sadece... Kumanyamdaki şekerleri paylaştığım güzel yüzlü, sarı saçlı Kürt çocukları ruhumuzu yumuşatıyor. Sayılı gün geçiyor ama... Bitmesine 7 gün kala “hadi Murat biraz daha” diyorlar, bana sormadan 3 ay daha uzatıyorlar. Şafak yeniden 97! Cepten çıkarılıp yırtılan bir uçak bileti ve Mutki’nin kara kışında bir 3 ay daha…

Askerin yalnızlığı başka bir şeye benzemez. Şen şakrak askere yolcu edip “en büyük asker bizim asker” diye havalara atanlar nedense sonra tutmayı unuturlar. Ne bir mektup, ne bir ses… Doğu askerlerinin kalbine işleyen, uykusuz mevzi gecelerinin tek arkadaşı olan sessizlik... Ancak ölünce duyabileceğin kadar sessiz her şey! Ne bir motor sesi, ne bir kuş, ne de bir nefes… Kapkara, kopkoyu bir sessizlik sadece…

Telefon, ancak siz ederseniz...  Ama anneniz hep ağlıyor ve “sakın tanktan çıkma oğlum” diye ana yüreğinden kopan işe yaramaz bir akıl veriyor. Gülerek, “tamam anne, çıkmam” diyorsunuz. Sonra “git ki bir an önce bitsin” diyen sevgiliniz artık telefonlara çıkmıyor. En sonunda, bir yol devriyesinde, yalnızlıktan paslanmış bir benzin istasyonundaki telefon kulübesinden emanet jetonla aradığınızda, "beni hala seviyor musun?" sorusuna “sana yalan söylemek istemiyorum” diyor. Halbuki, ne çok ihtiyacınız vardı oyalayıcı yalanlara...

Her askerin böyle öyküleri var, birbirlerine de anlatıyorlar. Çocuğu hasta olanlar, eşi başkasına kaçanlar, anası babası ölenler, nişanlısı yüzük atanlar… Dışarıdakilerin sesi azaldıkça askerlerin kendi arasındaki dostluk çoğalıyor. Ancak son gün gelip de herkes kendi giysisini giyip diğerini görünce anlaşılacak tüm farklılıklar ortadan kayboluyor.

Dağda nöbet tutan o çocuklar, o nöbeti birlikte tutmayan kimsenin bilemeyeceği bir gerçeklikteler… O dağlar var ya, onlar Kaf aslında ve ardında kalıp da gelemeyen binlercesi var. Ama dağlarda olmak iyi gelir çünkü eğer kendinizinki değilse, ölüm dağlarda daha uzaktır. Taburdaki asker her sabah kaç arkadaşını bayrak sarılı bir tabutun içinde bir helikoptere koyup ağlayarak memleketine uğurlar bir bilseniz…

Doğunun askerinin ancak kendi fotoğraf albümünde anlatabileceği bir hikayesi vardır ve onu da sadece o fotoğrafta olan bir başkası anlamlandırabilir.

İnanın bana, en acıklısı askerin hikayesidir. Dinleyebilseniz,  yüreğinizde delik açar.

 

MURAT TOLGA ŞEN

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.